Osmanlı mirasını reddetmek isteyen Cumhuriyet rejiminde, kullanılan jargon bu aşkın giderek sapkınlık kavramı çerçevesinde anlaşılmaya başlandığına işaret eder. Mahbûb-perestî (veya Cumhuriyet döneminde kullanıldığı şekliyle, mahbupçuluk) tartışması yine edebiyat eleştirisi ile iç içe olmayı sürdürse de artık şairlerin cinselliği kendi başına ele alınmaya başlanır. 1933 yılında Halit Fahri (Ozansoy, ö. 1971), şöyle der: "Nedim'deki homosexualite bile başlı başına feci bir piyes mevzuu teşkil edebilirdi: Mesela Fransız temaşaa muharriri H. Lenormand'ın ' L'homme et ses Fantomes' piyesinde olduğu gibi... Okursanız anlarsınız, o ne ruh faciasıdır, o ne sefalettir.
Sayfa 136·Kitabı okuyor
iç ses nedir
Farkında olalım ya da olmayalım her birimizin bir iç sesi var ve erteleme, depresyon, anksiyete gibi bize sıkıntı veren durumların her biri, o iç sesin bize karşı sertleşmesinin sonucu.
Sayfa 26
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kimi zaman sessizliğin en korkunç ses olabileceğini o gün anladı Efser.
Sayfa 185·Kitabı okuyor
Alıntı
Dış ses (Pavese): “İnsanları öldüren kader, onları görebilmemiz ve gözlerimizi bu cesetlerle doldurabilmemiz için bizi de sorumlu kılıyor. Korku, alışılagelmiş korku, kaçış değil. İnsan gerçeği kavradığı için utanıyor– işte gerçek önümüzde. Her ceset sen, ben ya da biz olabiliriz. Arada hiç fark yok. Eğer yaşıyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz. Bu nedenle her savaş bir iç savaştır. Her şehit, yaşayan canlıya benzer ve ondan ölümünün hesabını sorar.”
Cemal Süreya, İkinci Yeni'nin bu "imge çılgınlığı"nı, Türkçe'de bir "iç ses" arama çabalarına bağlar. O, şiirin dil içinde bir dil olduğunu savunur. Ona göre imge bir şeyin "daha iyisi, daha kötüsü, daha gerçeği, daha gerçek dışı durumu, daha temizi, daha kirlisi, daha hafifi, daha ağırı, daha nasıl söyleyeyim, daha kendisi"dir.
Alıntı
“ Kadınlar, iç çamaşırlarının ve ayakkabılarının marka etiketinden aldıkları destek nispetinde özgüvenliydiler. Erkekler, otomobillerinin modeline bağlı psikolojik bir hiyerarşi içinde trafikte seyrediyordu. Rekabet kızışmıştı. Kimliği belirsiz düşman, topluma kendi karakterini vermişti. Köleliğin adı konmamış biçimleri devredeydi. Kula kulluk almış yürümüştü. Bir sinir harbi evrenindeydik. Kainat, bütün tuzakların toplamı olan bir tuzağa dönüşmüştü. Sahtelik, aldatma ve avuntuyla karılmış harç, hayatın temelini teşkil ediyordu. Göstermelik neşe, süreğen blöf ve sentetik nezaket prosedürü, bu temel üzerinde yükseliyordu. Neşe deliliğin, blöf ihanetin, nezaketse cinayetin bariz ve doğal ipucuydu. Korku, kozmosun çatışıydı. Bu çatı altında renk, ses ve biçimleri suiistimal etmekten başka yöntem bilmiyorduk. Ebedi biçareliğimizi, taşıyamadığımız mesuliyetler dengeliyordu. Şov devam etmeliydi... şov... kaybedişin kaçınılmazlığı ve kayboluşun kesinliği adına...”
1000Kitap