Cemal Süreya, İkinci Yeni'nin bu "imge çılgınlığı"nı, Türkçe'de bir "iç ses" arama çabalarına bağlar. O, şiirin dil içinde bir dil olduğunu savunur. Ona göre imge bir şeyin "daha iyisi, daha kötüsü, daha gerçeği, daha gerçek dışı durumu, daha temizi, daha kirlisi, daha hafifi, daha ağırı, daha nasıl söyleyeyim, daha kendisi"dir.
Alıntı
“ Kadınlar, iç çamaşırlarının ve ayakkabılarının marka etiketinden aldıkları destek nispetinde özgüvenliydiler. Erkekler, otomobillerinin modeline bağlı psikolojik bir hiyerarşi içinde trafikte seyrediyordu. Rekabet kızışmıştı. Kimliği belirsiz düşman, topluma kendi karakterini vermişti. Köleliğin adı konmamış biçimleri devredeydi. Kula kulluk almış yürümüştü. Bir sinir harbi evrenindeydik. Kainat, bütün tuzakların toplamı olan bir tuzağa dönüşmüştü. Sahtelik, aldatma ve avuntuyla karılmış harç, hayatın temelini teşkil ediyordu. Göstermelik neşe, süreğen blöf ve sentetik nezaket prosedürü, bu temel üzerinde yükseliyordu. Neşe deliliğin, blöf ihanetin, nezaketse cinayetin bariz ve doğal ipucuydu. Korku, kozmosun çatışıydı. Bu çatı altında renk, ses ve biçimleri suiistimal etmekten başka yöntem bilmiyorduk. Ebedi biçareliğimizi, taşıyamadığımız mesuliyetler dengeliyordu. Şov devam etmeliydi... şov... kaybedişin kaçınılmazlığı ve kayboluşun kesinliği adına...”
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Giderken Seni Kötüleyenler
Kendi eksiklerini, hatalarını ve bencilliklerini saklayabilmek için karşısındakine etiketler yapıştırırlar. “Zor insandı,” “problemliydi,” “abartıyordu,” gibi tarifler aslında karşısındakinin kim olduğunu değil, onların kendilerini nasıl temize çıkarmaya çalıştığını anlatır. Oysa gidişlerin çoğu hikayelerle değil, karakterlerle ilgilidir. Bir insanın nasıl gittiği, bazen nasıl yaşadığından çok daha fazla şey söyler. Kapıyı çarparak çıkan ile sessizce çekip giden arasındaki fark yalnızca ses tonunda değil, iç dünyasındadır. Giderken bağıranlar, çoğu zaman içlerindeki karmaşayı bastırmaya çalışırlar. Bazı insanlar giderken valizlerine eşyalarını değil, suçlarını doldurur. Yanlarına aldıkları şey itiraf edemedikleri pişmanlıkları, yüzleşemedikleri yanlarıdır. O yükü taşımamak için seni günah keçisi yaparlar. Çevrelerine, “Benim hiçbir hatam yoktu,” diyebilmek için gözünün içine baka baka seni yanlış anlatırlar.
Sayfa 65 - İndigo Kitap·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
NOKTA DERGİSİ'NDEN NÜKTELER
Altında: Nokta, kendilerini "İhtilalci Müslümanlar" olarak tanımlayan eylemci grup Ak-Doğuş'un "Kumandanı" Salih Mirzabeyoğlu'yla görüştü. Mahir Çayan'dan, Lenin'den alıntılar yapan "Kumandan", "gerektiği yerde gerekeni yapacağız" diyor. "Bir hareket rayına oturduktan sonra, başkasının yaptığı silahlı eylem verim itibariyle bizimdir. Emeç'i kim öldürdüyse öldürdü. Müslümanlar öldürmedi, bunu çok iyi biliyorum. Ama verim itibariyle Müslümanların işine yaramıştır. Aynı Muammer Aksoy cinayeti gibi. Yani iş akmaya başladığı andan itibaren bunu hiçbir güç durduramaz... Bu sözlerin sahibi, son zamanlarda türban ve Ayasofya eylemlerinde üstlendikleri öncü rolle adlarım duyuran, İslâmcı kesimin en radikal grubu olarak bilinen Ak-Doğuş'un Genel Başkanı Mustafa Saka'ydı. Saka'nın deyimiyle "Kumandan"ları ve teorisyenleri olan Salih Mirzabeyoğlu ise biraz daha diplomatik bir dille şöyle diyordu: "Şimdi ben size kıvırmadan söyleyeyim, Çetin Emeç'in öldürülmesinin İslâmî camiaya bir zararı yok. Çetin Emeç'in öldürülmesi iyi oldu demiyorum, İslâmî camia için bir kayıp değildir diyorum. Hareketin yapılmasıyla bana yarayıp yaramaması ayrı hadise. Eskiden İslâmî eylemler bile islâm dışı çevrelere mal edilirken, bugün oluşan potansiyelden İslâmcılara ait olmayan eylemler bile İslâm'a mal olmaya başladı. Eğer provakasyon ise, bu provakasyonun hiçbir zararı olmadı..." Sert bir ses tonu ve tonlamaya uygun bakışlarla bu açık yürekli sözleri söyleyen Mirzabeyoğlu, modern giyimi, seçtiği kelimeler ve Mahir Çayan'dan, Lenin'den yaptığı alıntılarla, dinci bir liderden çok, neredeyse solcu bir militanı andırıyordu. Konuşmayı silahlı eylem gibi "teknik" mevzulardan çok, teorik ağırlıklı yapmayı kabul etmişti. Ama yandaşlarından, Ak-Doğuş dergisi koordinatörü
Sayfa 539 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
İşitenim olmadı
Verilmedi bana bir ses. Benden sadır olup kulaklarına çarpan tennân şeyi insanlar geçim telâşıyla üretilmiş ve süslenmiş gürültünün bir parçası sandı. Onlar benim gürültüye katkıda bulunduğumu zannetmekte mazurdur. Çünkü bir avazın gürültü değil de, ses olabilmesi onunla beraber başka şeylerin değil, bilhassa o avazın beyanına taalluk eden ne ise bilhassa onun işitilmesi şartına bağlıdır. İşitenim çıkmadı.
Sayfa 135·Kitabı okudu
Alıntı
Hayatımız boyunca duyduğumuz bütün sesler arasında en az tanıdığımız daha doğrusu hiç tanımadığımız tek ses kendi sesimizdir. Başka sesler bize birçok şeyi hatırlattı halde kendi sesimiz bize hiçbir şey hatırlatmaz.
Sayfa 65·Kitabı okudu