Alp Akay

Alp Akay
Profil rahatsızlık verici veya inançlarınıza aykırı paylaşımların yapıldığı, gayet sıkıcı bir alandır. Ayrıca, takip etmeniz gibi takipten çıkmanız -karşılıklı olmak kaydıyla- da gayet normaldir. Keyifli okumalar!
@akay·
·
sabitlendi
(...), her şeyde ölçülü olunmalı diyorum, ölçülülükte bile.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ekonomik büyüme ile birlikte bütün XIX. yüzyıl boyunca ödeme gücü olan seyirci sayısı artar, konser sayısı ise adeta patlar. Fransa’da 1840’lı yılların müzik dergisi Le Menestrel, bütün konserleri bildirmesinin mümkün olmadığını yazmıştır. Gösteriler birbirleriyle rekabet halindedir: Her ay, hatta her hafta, Avrupa’nın en büyük şehirlerinde birçok halk konseri arasından seçim yapmak mümkündür. Bu da, gösteri taleplerine en iyi uyum sağlayan müzisyenlerin ayakta kaldığı bir seçim süreci başlatır. Önce yorumcu ve besteci, jonglör ve menestrel arasındaki fark genişler: Biri virtüözlüğünü, diğeri ise yaratıcılığını satmaktadır. Bir gösteri, sadece güçlü hisler duyulmasını sağlayarak izleyici çekebildiğinden gösteri de muhteşem olmak zorundadır; bu durumda besteciler, kendi kendilerine çalamayacakları partisyonlar yazmaya başlarlar. Enstrümanların üstesinden gelmek daha da zorlaşır: Piyanonun klavyesi genişler ve tuş sayısı seksen sekize ulaşır, yani 1817 yılında altı buçuk oktavı bulur.
1951’de Fred Goldbeck, yönetimle ilgili bir kitabında, orkestrayı bir geminin tayfasına, şefi de geminin kaptanına benzetiyor: “Diktatörlere robotlar gerekir, ama kaptanlara sorumlu denizciler lazımdır. Saldırı şefi arkadan hükmeder; yaylar yelkenleri çeker, timbalci diyen dümenci der. Sırası gelmişken söylemeli, bu durum ‘şefsiz orkestra’ların başarısızlığını açıklar: Kaptansız iyi bir tayfa, gerekirse bilindik karasularında yol alabilir; açık denizde beklenmedik şeyler olabileceğinden birinin komutanlık yapması ya da aşırı ve yıpratıcı bir dikkatle yol almak gerekir. Bizim kahramanımız, umarız ki, iyi cinsten olsun: Sek içip sağlam küfretmeyi bilen, ve biraz fazla kendini beğenmişlikle yolunu şaşırmayan her ölümlü gibi Tanrı’dan korkan biri.”
Orkestra şefi ve politika...
Berlioz, 1856’da bu “düzenleyici yönetici” üzerine bir teori sunar. Bu teoriyi politikada hâkimiyet üzerine bir teori haline getirmek için, metinde değiştirilmesi gereken az kelime vardır: “İcracıların şeflerine bakma zorunluluğu, şefin mecburen iyice görülür durumda olmasını gerektirir. Orkestranın konumu nasıl olursa olsun, şef basamaklarda veya düz bir zemin üzerinde durarak, bütün görsel ışınların merkezi olacak şekilde pozisyonunu ayarlamalıdır. Yüksekte durması ve iyi görünecek konumda olması için özel bir basamak gerekir, icracılar ne kadar çok olursa ve ne kadar geniş bir alan kaplıyorsa, şef de o kadar yüksekte olmalıdır; kürsüsünün ise, partisyon yüzünü kapamasın diye fazla yüksek olmaması gerekir. Çünkü yüz ifadesi, yaptığı işte çok büyük rol oynar ve eğer net bir şekilde görünmeyi beceremiyorsa, kendisine bakmak istemeyen veya bakmayı bilmeyen bir orkestrası varmışçasına yok gibidir. Bagetini kürsüsüne veya ayağını üzerindeki basamağa vurarak çıkardığı gürültüler içinse, elden onu suçlamaktan başka bir şey gelmez. Bu, kötü yöntemden öte, bir vahşettir.”
Orkestra artık evlerde dinlenilmez; artık bir oda orkestrası değildir. Uzaktan kendini duyurabilmesi gerekmektedir, özel bir salondan çok daha geniş bir mekânda. Bunun için daha güçlü enstrümanlara ihtiyaç vardır. Viyel, blok flüt, bas klarnet kaybolur; ortaya viyolonsel, obua, trombon çıkar. Müzisyenler artık üç gruba bölünerek (yaylılar, üflemeliler ve vurmalılar), aynı şahneye çıkar. XIX. yüzyılın başında orkestralar hâlâ küçüktür. Beethoven da dahil, senfoniler bile elli kadar müzisyenle çalınmaktadır (1804’te otuz kadar müzisyen, Eroica Senfonisi’ni çalmaya yeter!). Daha sonra, salonların boyutları elverdiğinde, aynı eserler mümkün olduğu kadar çok müzisyenle çalınır. İşte böylece Berlioz, 1837’de Requiem’ini sunar, Invalides’de, üç yüz kadar yorumcu eşliğinde! İşbölümü ve endüstriyel büyüme kapıya dayanmıştır.