İlk olarak fizyoloji, gürültünün gerçek bir silah, bir kötülük yapma aracı olduğunu gösterir. Seslerin frekansları belli bir eşiğin üzerine çıktığında, ki bu seksen desibellik bir şiddete denk gelir, kulak zarar görebilir, hatta tamamen harap olabilir; gürültü bunun dışında zihinsel yeteneklerin körelmesine, solunumun ve kalbin hızlanmasına, hipertansiyona, sindirim sisteminin yavaşlamasına sebep olur. Bir sonraki etaplarda nevroza, konuşma bozukluklarına, daha da ötesinde ölüme yol açabilir.
Daha sonraları, telekomünikasyonun gelişmesiyle birlikte bu gürültü kavramını (daha ziyade mecaz-ı mürselini) yeniden ele alan bir bilgi teorisi üretildi ve bu, her çeşit iletiyle bağdaştırıldı. “Gürültü”, belirli bir reseptör için, bir iletinin alımını engelleyen bir sinyale -o reseptör veya bir başkası için anlam taşısa bile-verilen isim oldu. Gürültü, her şeyden önce bir mesajı dinlemeyi zorlaştıran basit bir sestir (belirli frekanslarda ve farklı yoğunluklarda yayılan saf sesler topluluğu). Bu gürültü sesli olabilir, fakat telekomünikasyon ağında aktarılan bir veri de olabilir, hatta bir hücreye aktarılan kimyasal bir ileti. Bir mesajın kendisi de, başka bir mesajın alımını zorlaştırıyorsa gürültüye dönüşebilir.