Anarşizm deyince akla gelen felsefecileri -Pierre-Joseph Proudhon, Mikhail Bakunin ve Peter Kropotkin- anarşizmi hem toplumsal dönüşüm hem de felsefi tutarlılık açısından oldukça derinlikli biçime getirme gibi bir hedef belirlemişlerdi ve kendi içerisinde bir mantığı ve ciddiyeti barındırıyordu. Onların düşünceleri, hem Marksizm'le diyalog hem de çatışma hâlindeydi (meraklıları için Bakunin ve Marx tartışmaları). Ve kendi içerisinde bir sistematik duruş göstermeye çalışıyordu (benim yanlış okumam da olabilir). Buraya kadar anlaşılabilir olan konu, "post modern anarşizm"lere doğru büyük bir hızla yol almaya başlıyor, ki buradan sonra kendimi Şamanizm kitabını okur gibi hissetmeye başladım.
Şamanizm: Doğadaki her varlığı canlı ve ruhsal olarak kabul eder; hatta Timur Davletov Şaman adlı kitabında bir adım ileri giderek, Şamanizm'in her şeyi kapsadığını savunur. Anarşizm sonuçta bir "eylem"dir ve bu eylemin aktivist ya da pasifist (Gandi örneği) olmasının bir önemi yoktur. Post modern anarşizm (anladığım kadarıyla): Yaşam tarzı, estetik duruş ve söylem biçimi haline getirilmiş; yani, "Queer misin" gel, "ekolojist misin" gel, vegan ya da vejetaryen mısın hiç durma, hemen gel diyerek, dağınık, kapsayıcı olacağım derken mistizm'e dev adımlarla yaklaşan ve bağlamından hızla uzaklaşan bir tavra dönmüş, dönüştürülmüş.
Diyeceğim o ki, okurken ben yandım, siz yanmayın!