Kaderin kurbanı değil de tanığı olmak, insanın iradesini ortaya koyabilmesiyle mümkün. Değdiğimiz
her insanı kardeş, vardığımız her yeri yurt bellemekle kaderin tanığı olabiliriz. Dünyanın bizim
dokunuşlarımızla güzelleşebileceğine inanarak...
...Çocukluğun yaralarını anın/bugünün merhemiyle
iyileştirerek.
Pek çoğumuz, varlığımızın dünya üzerinde pek az yer tuttuğunu
düşünüyoruz. İnsan teki, koca dünyada ne kadar da çaresiz, değil mi? Yapıp
etmelerimizin, düş ve düşüncelerimizin dünyayı değiştiremeyeceğini
sanıyoruz. Ben size şimdi başka bir hikâye söyleyeceğim: İyilik dünyayı
değiştirebilir. Kalbinde iyilik ve ruhunda bu iyiliği harekete geçirecek bir
irade taşıyan herkes, tarihi yeniden yazabilir. Ancak iyiliğin iradesi bizim
dünyadaki varlığımızı görünür kılar; bizden başkalarına taşınacak bir ümit,
bir neşe, bir sevinç dünya yüzeyindeki alanımızı genişletir.
Ey hayatı bir eksiklik duygusuyla yaşayan ve hiç gelmeyecek baharı
terennüm eden nazenin ruh, bırak kendinle uğraşmayı. Senden yardım
bekleyen bir dünya var bak dışarıda. Bir insana çare ol. Bir yurtsuza barınak
ol. Kendi evine korkmadan yürü, kendi çocukluğuna kavuş. Şifa veren, seni
erişkin hayatına yaralı bir ceylan olarak saldıysa, bu diğer yaralanmışları
daha iyi anlayabilmen içindir. Onları iyileştir. Onlarla iyileş.
Bak, hayat yine çağıldıyor dışarıda. Onunla ve onda derinleş. Derinleş. O
kadar derinlere in ki, kaderin sana gülümsediğini gör. Kimseye kendi
kalbinden öte bir yurt yok. Oraya cihanı sığdırabilirsen, ne mutlu sana!