Emine

Emine
@icanfly
Psikolojik Danışman
13 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Kaderin kurbanı değil de tanığı olmak, insanın iradesini ortaya koyabilmesiyle mümkün. Değdiğimiz her insanı kardeş, vardığımız her yeri yurt bellemekle kaderin tanığı olabiliriz. Dünyanın bizim dokunuşlarımızla güzelleşebileceğine inanarak... ...Çocukluğun yaralarını anın/bugünün merhemiyle iyileştirerek. Pek çoğumuz, varlığımızın dünya üzerinde pek az yer tuttuğunu düşünüyoruz. İnsan teki, koca dünyada ne kadar da çaresiz, değil mi? Yapıp etmelerimizin, düş ve düşüncelerimizin dünyayı değiştiremeyeceğini sanıyoruz. Ben size şimdi başka bir hikâye söyleyeceğim: İyilik dünyayı değiştirebilir. Kalbinde iyilik ve ruhunda bu iyiliği harekete geçirecek bir irade taşıyan herkes, tarihi yeniden yazabilir. Ancak iyiliğin iradesi bizim dünyadaki varlığımızı görünür kılar; bizden başkalarına taşınacak bir ümit, bir neşe, bir sevinç dünya yüzeyindeki alanımızı genişletir. Ey hayatı bir eksiklik duygusuyla yaşayan ve hiç gelmeyecek baharı terennüm eden nazenin ruh, bırak kendinle uğraşmayı. Senden yardım bekleyen bir dünya var bak dışarıda. Bir insana çare ol. Bir yurtsuza barınak ol. Kendi evine korkmadan yürü, kendi çocukluğuna kavuş. Şifa veren, seni erişkin hayatına yaralı bir ceylan olarak saldıysa, bu diğer yaralanmışları daha iyi anlayabilmen içindir. Onları iyileştir. Onlarla iyileş. Bak, hayat yine çağıldıyor dışarıda. Onunla ve onda derinleş. Derinleş. O kadar derinlere in ki, kaderin sana gülümsediğini gör. Kimseye kendi kalbinden öte bir yurt yok. Oraya cihanı sığdırabilirsen, ne mutlu sana!
Reklam
Modern çağda insan ruhunun çoraklaştığını, insanın anlam arayışına bütüncül bir cevap sunamayan psikoloji ve psikoterapi öğretilerinin ruhun sızısına da merhem olamadığını görüyoruz. İnsan ebediyeti arıyor ve ötelerin sesini duymak istiyor. Yıldızlı bir gece karşısında huşu ile ürperen insan, ruhuna bir şey söyleyemeyen, varoluşu sadece yatay bir düzlemde tanımlayan öğretiler, homo religioso’nun aşkınlığa susamışlığını, içinin seslerini kâinatın ahenk ve ritmine ayarlama isteğini görmezden geliyor. Çağdaş psikoloji ve psikoterapi akımlarının insanın dünyadaki serüvenine hayırhah bir açılım getirebilmeleri; etnosantrik, Batı ve birey merkezci, maddeci yönelimlerinden arınabilmeleriyle mümkün. Başka bilme biçimlerine saygı gerekiyor. Anlamak için sevmenin önkoşul sayıldığı manevî disiplinlere açık olmak iledir ki, bilim insan ruhunun susuzluğunu giderebilir. Bilmek için kimileyin sevmek gerekir. İşte tasavvufun merhameti mihver alan öğretisi bu noktada insanın ruhsal sıkıntılarına çare olarak beliriyor. ‘İncinmemek ve incitmemek’ten yola çıkan ve “Gönüller yapmaya geldim” diyen bu zengin öğretinin, mutluluğu, tüketmekte arayan ve ciddi kimlik sorunlarıyla bunalan günümüz insanına söyleyeceği çok şey var. Her şeyden önce, anlamın insanın tam da içinde, ruhunun derinlerinde saklı olduğunu ve ancak bilinçli bir gayretle gün yüzüne çıkarılabileceğini söylüyor bize. İnsanın temel meselesinin olgunlaşma serüveni olduğunu söyleyerek bizi içimizde saklı duran olgun insanı (insan-ı kâmil) açığa çıkarmaya davet ediyor. Bütün kadim öğretilerde olduğu gibi, tasavvufta da hayat bir yolculuk olarak resmediliyor ve bu yolculukta insanın geçmişin çatışma ve yüklerinden yavaş yavaş arınarak gerçek benliğini keşfetmesi isteniyor. Gerçek benlik, üzerine Tanrı’nın ışığının düştüğü;
Alıntı
Bilge bilim insanı İlya Prigogine, belirsizliğin varlığa içkin olduğunu söylüyor. “Şans veya ihtimalden bahsettiğimizde artık bilgisizlikten dem vurmuş olmuyoruz, yeni, daha geniş bir rasyonaliteden söz ediyoruz.” Yeni paradigma bizi haşyete çağırıyor. Bilinmeyen karşısında ürperişe. Belirsizliği ve bilinemeyenin esrarını kabullenen yeni ve daha gelişmiş bir bilince çağırıyor. İnsan bilinemeyen karşısında kendi sınırlarını keşfediyor. Bilim ve ruhu birbirinden ayıran sınırlar anlamsızlaşıyor, ruh yaratılışın görkemi karşısında haşyetle sarsılıyor. Bilinç, sufilerin irfanıyla tanışıyor. Ve pirimiz Yunus, bize asırlar ötesinden göz kırpıyor: “Her dem yeniden doğarız / Bizden kim usanası.”