Sadede geldim aziz ve muhterem cemaat, bana sorarsanız mesele, tabloid
basının bizi inandırmak istediği gibi, şu veya bu ideolojik mensubiyeti olan
kişilerin zincirlerinden boşanıp ahlâksızlığa meyletmeleri değil. Mesele, bu
memlekette ve dahi dünyada, Katolik, Müslüman veya Marksist bireylerin
tutarlı ve uzun ömürlü bir kimlik oluşturamamasında. Dürtülerin serbest
bırakıldığı, dünün günahının bugünün mübahı olduğu bir dünyada, insan da
sarhoş bir gemi gibi, o limandan bu limana yalpalıyor.
Albert Camus’den bir alıntıyla başlıyoruz: “Hayata karşı işlenen bir günah
varsa, bu günah, hayattan umut kesmekten çok, başka bir hayat umup bu
hayatın muhteşemliğini gözden kaçırmakta yatar.”
Mutluluğun bir anlamının olması için, mutsuzluğun da olması gerek.
Cesur Yeni Dünya’da Aldous Huxley her şeyin kolaydan tatmin edildiği bir
dünya resmi çizer. Bu dünyada evrensel mutluluk, dikkatin hakikat ve
güzellikten rahatlığa kaydırılmasıyla elde edilmiştir. Sanat ve bilim artık
mümkün değildir, zira onlar beceri, gayret ve hayal kırıklığı içermektedir.
“Ben rahat istemiyorum. Ben Tanrı’yı istiyorum, şiiri istiyorum, gerçek
tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum, günah istiyorum”
der isyancı. “Aslında sen mutsuz olma hakkını geri istiyorsun” der kontrol
eden. Mutsuz olma hakkıdır ki, bize gerçek manada mutluluğu verir.