Sadede geldim aziz ve muhterem cemaat, bana sorarsanız mesele, tabloid
basının bizi inandırmak istediği gibi, şu veya bu ideolojik mensubiyeti olan
kişilerin zincirlerinden boşanıp ahlâksızlığa meyletmeleri değil. Mesele, bu
memlekette ve dahi dünyada, Katolik, Müslüman veya Marksist bireylerin
tutarlı ve uzun ömürlü bir kimlik oluşturamamasında. Dürtülerin serbest
bırakıldığı, dünün günahının bugünün mübahı olduğu bir dünyada, insan da
sarhoş bir gemi gibi, o limandan bu limana yalpalıyor.
spoiler içerir
hepimiz en az bir kez hayatımızda aldığımız kararları sorgulayıp seçmediğimiz diğer yolları, seçebileceğimiz diğer alternatifleri seçsem ne olurdu, daha mı mutlu olurdum diye düşünmüşüzdür. Çoğu kez seçtiğim hayatın Allah'ın takdiri olduğuna inanırım, hayırlısının bu olduğunu bilirim. Ama şeytan bazen beni yokladığında o yaşanmamış ihtimalleri hep aklımın bir kenarını kurcalardı. Bu kitapta da, Matt Haig, Nora'nın hayatı ile bize hayatında yaşayabileceği birçok olasılığın içinde bizi gezdirken, çoğu kez iyiki olmamış dedirttiriyor. Öyle ki en muntazam alternatif bir hayat bulduğunda bile, Nora'nın memnun olamayışına tanık oluyoruz. Yaşanmamış diğer olasılıklarla dolu dünyalara girmek var olan hayatımın bereketini görmemde çok daha ikna edici oldu. Şuan hayatından memnun olmayan herkesin okumasını tavsiye ederim. Kitap çok akıcıydı, 2 gecede bitirebileceğim kadar.
Albert Camus’den bir alıntıyla başlıyoruz: “Hayata karşı işlenen bir günah
varsa, bu günah, hayattan umut kesmekten çok, başka bir hayat umup bu
hayatın muhteşemliğini gözden kaçırmakta yatar.”