Bu kentten sürüldüm alnıma gurbet tozlarıyla işlenmiş o vuslat gününe;tozlu kitap rafları için geride bıraktığım yosunlu dere ve güneşin alnıma vurduğu avlu altı eşik üstü savaşı.Çoçuktum ellerimde anamın kokusu sırtımda işlenmemiş günahların bakraç kaplarının k/ömür yazısı.Ve sevdiğim çayır atlarının yılki yürüyüşü “Gülsarı”ın koşması.Şimdi okudukça anlıyorum “Gül-sarı” müste”ar”imiş yamalı bir pantolon utangaçlığı.Artık çıkıp gelse de o çoçuk yada nerede olursa olsun o avlu altında bile şairin dediği hal üzeredir:”Ben kendime gurbet oldum;
İçim garip, dışım garip..
Ve artık en güneşli günde bile içimde o puslu manzara ve sevdiğim kadın
11 Aralık 2024 /Bir Ömer masalı ….
En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hattâ ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.
“At vuruldu, içim paramparça Rüveyda...” derken anladım ki;
hayat gerçekten kısa, kuşlar uçuyor.
Bazı ayrılıklar bir ömür sürüyor, bazı kuşlar ise bir daha geri dönmüyor. 🕊️