Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş. Ne aradığımızı bilmeden aramak. Şimdi içim rahat aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükunet içindeyim. Dünyada bundan büyük saadet olur mu?
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Sen bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olamam bu derde düşeli
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam bizimçin söylenmiş sanki
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Raslaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...
Alışırım senin yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki
Nazik aleti vapura getirene kadar ne çektiğimi ben bilirim. O gün de deniz dalgalı. Vapur her sallandıkça içim bikez hop ediyor. Kucağımdan biyere bırakamıyorum aleti. Yanımdaki yolcular, telaşımı görüp merak ettiler de soruyorlar. Onlara anlatıyorum:
– Efendim, çok nazik bir alet. Beşyüzbin lira verseniz bulunmaz. Bu döviz sıkıntısında alana kadar neler çektik. İçinden bir teli koptu mu, bozulur. Burada yapacak usta da yok.
Artık nazik alet için neler öğrendimse bire bin katıp anlatıyorum. Sonra da içime bir korku düştü. Çok para ettiğini anlayıp ya çalarlarsa...