Kapıyı her açtığımda içim ürperirdi. Artık orası bambaşka bir yer olmuştu. Sanki başka birinin yüzünü takmış gibiydi. Sessiz ve karanlıktı, yaşayan hiçbir şey yoktu. Eskiden tanıdığım her şey bana sırtını dönmüş gibiydi.
At vuruldu; icim paramparça rüveyda.
Gölgelerin ardina sakladim kusurumu,
Sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin.
Ben burda damla damla eriyip akıyorum..
Yine de, ciğnetemem kimseye gururumu.
istenmedigim yeri sessizce terk ederim..
Hatira kalsin diye bırakır da ruhumu,
Mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim.
“En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hattâ ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”
“Kendini nasıl hissediyorsun?” diye soran Sparhavvk sakin gözükmeye çalışıyordu. Tynian güçsüzce güldü. “Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsanız, içim dışıma çıkarılmış ve sonra tekrar geri sokulmuş gibi hissediyorum. O ucubeyi öldürmeyi başardınız mı?”
Çocukluğumdan beri belki ilk defa olarak, hayatımın sebepsizliğini ve boşluğunu düşünerek içim ezilmeden, "Bugün de geçti işte... Ve bütün günlerim hep böyle geçecek, sonra ne olacak sanki!" demeden uykuya daldım.