İnsan bazen en çok yarım bırakıldığı yerlerde tamamlanmayı öğreniyor. Birinin elinden tutup yürümeye başladığında, yolun sonuna kadar birlikte gideceğinize inanıyorsun; oysa bazı insanlar sadece seni yola çıkarır, sonra kendi yönüne sapar. Geriye ne onların sesi kalır ne de verdiği sözler, ama bıraktıkları boşluk uzun süre seninle yürür. İşte o boşluk zamanla bir gölgeye dönüşür; nereye gidersen git peşini bırakmayan, bazen önüne düşüp seni durduran, bazen de arkandan sessizce seni izleyen bir gölge... İnsan kaçtıkça kurtulduğunu sanır ama hayat öyle düz bir çizgi değildir; döner, dolaşır, aynı duyguları farklı yüzlerle yeniden karşına çıkarır. Belki de bu yüzden bazı vedalar hiç bitmez, sadece şekil değiştirir. Ve sen anlıyorsun ki asıl mesele kimin gittiği değil, senin o gidişten ne öğrendiğindir. Çünkü her terk ediliş, içindeki gücü biraz daha ortaya çıkarır; her yarım kalış, seni kendine doğru tamamlar. Dünya yuvarlaksa, bu sadece fiziksel bir gerçeklik değil; duyguların da bir gün dönüp dolaşıp sahibine ulaşmasının kaçınılmaz olduğunun sessiz bir kanıtıdır."Yürümeye ikna edip yol ortasında bıraktığınız herkesin gölgesi, başka yollarda önünüze düşecek. Dünya biraz da bu yüzden yuvarlaktır.
Çok güzel bir söze denk geldim;
Sen onların hayatına hiç yaşamadıkları bir sevgiyi göstermek için girdin, sonra onlarda sana büyük bir özenle, neden böyle bir sevgiye sahip olamadıklarını gösterdiler..
"Neden intihar etsin ki?"
"Belli ki yaşamak istemiyor."
"Neden yaşamak istemesin ki?"
"Vay arkadaş! Bu da soru mu? Bu devirde yaşamak istemeyen o kadar çok kişi var ki..."