Psikoloji, gerilim ve polisiye sevenler için çok güzel akıcı bir kitap. Ben sonlara gelmeden sonucu tahmin edebildim ama yine de çok etkileyici buldum.
Kalbin Sesi İle Toprağa Dönüş
Mustafa Kutlu'nun hikâye kitaplarından farklı olarak deneme ve fikir yazılarından oluşmuştur. Mustafa Kutlu bu kitabında modern dünyanın getirdiği yabancılaşmaya, betonlaşmaya ve ruhsuzlaşmaya karşı fıtrî olana yani toprağa ve kalbe dönüşü savunuyor.
Kitabımızda temel tema ve felsefe
"Toprak ve Kalp"
Kalbin Sesi; Akılcı ve modern insanın unuttuğu merhamet, kanaat, şefkat ve iman gibi hasletleri temsil eder.
Toprağa Dönüş; Bu sadece coğrafi olarak (şehirden köye göç değil) aynı zamanda zihniyet ve yaşam tarzı değişikliğidir. Toprak üretimi, tevazuyu, bereketi temsil eder.
Mustafa Kutlu kitpa boyunca günümüz insanı için çok sert eleştirilerde bulunuyor.
Tüketim Çılgınlığı,
Büyük Şehirler ve Betonlaşma,
Teknoloji ve Yabancılaşma.
Mustafa Kutlu aynı zamanda kitabın ikinci bölümünde "Yeni Bir Hayat Tarzı" olarak çözüm önerisinde de bulunuyor.
Küçük Güzeldir,
Tarım ve Hayvancılığın İhyası,
Kanaat ve Toplum.
Kalbin Sesi İle Toprağa Dönüş modern çağın karmaşasından, hızından ve gürültüsünden yorulanlar için bir yavaşlama ve kendi içine dönme çağrısıdır.
Ahh… “Ferny”
Hiç spoiler vermeden bir kaç cümle söylemek istiyorum.
Öncelikle Kuzey Baykalİlayda Güzel ikilisini tebrik ederim. Gerçekten kalbimizden vuran bir kitabı dilimize böyle güzel kazandırdıkları için.
Kapak fotoğrafı ise şahane kitabın duygusunu gerçekten yansıtıyor.
Kitabımızda on iki yaşındaki ergenlik döneminde anne babası tarafından görünmez olduğunu düşünen bir genç kızın gözünden olaylar aktarılıyor. 3 çocuklu, aile işletmesi olan kendi ritminde tatlı bir aile. Ancak o trajediden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Kitabın o bölümünü okurken bebeğim kucağımda uyuyordu. O kadar çok ağladım ki…
Çok çok çok etkilendim.
Kitabı da çok sevdim. Anne olduktan sonra özellikle bir çocuğun gözünden, ağzından yazılan metinlere daha farklı bakar ve ilgilenir oldum.
Daha fazla bir şey söylemek istemiyorum.
Okunacaklar listenizin en başına eklemenizi tavsiye ederim.
Ahmet Necip’in yazdığı, Elif Uğur’un ise illüstrasyonlarını hazırladığı bu biyografik roman, 2020 yılında basılmış.
Farabi’nin dünyasını okumayı çok istediğim için büyük bir heyecanla elime aldım ama dürüst olmak gerekirse tam bir hayal kırıklığı oldu.
İslam felsefesinin en büyük isimlerinden biri olan Farabi gibi derin bir karakter, kitapta o kadar yüzeysel geçilmiş ki... Ne hayatının hakkı verilmiş ne de o güzelim eserlerinin. Üstüne bir de sürekli göz tırmalayan yazım hataları eklenince, okuma keyfi iyice kaçıyor.
İnsan ister istemez çok daha özenli, felsefi derinliği olan ve titizlikle hazırlanmış bir rehber bekliyor. Bendeki hissi maalesef büyük bir potansiyelin aceleye getirilerek harcanması oldu; aradığımı hiç bulamadım.
Sevgi insana her şeyi yaptırabilir bir de sevgisizlik...
Aşk uğruna her şeyi göze alan ve elinden ne geliyorsa onu yapmaya çalışan Martin'in hikâyesi. Onun kendini geliştirmek için gösterdiği azme hayran kalmamak imkansız. İstediği bir şey için sonuna kadar peşinden koşan bir karakter. Spoiler vermemek adına Ruth hakkında çok yorum yapmayacağım. Ve sonunun böyle biteceğini tahmin etmemiştim ben, biraz ters köşe oldum diyebilirim. Ama çok etkileyici bir sondu gayet başarılı. Ayrıca yazarın dili sade ve anlaşılır, kitap oldukça sürükleyici her ne kadar bir ara yeter artık ne olacaksa olsun dememe rağmen
Etkisi uzun süren ve insanı düşündüren bir klâsik. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, çocukken kurduğum hayal dünyam hepsi kafamın içinde yaşayan farklı evrenlerdi benim için. Bu dünyaya ait olmayan yaratıkların, hislerin, senaryoların olduğu bir evren var pek mümkün ve paralelleri de...
Şimdi düşünüyorum da şuanda yaşadığımız hayatta çoğu zaman otomatik pilot moduna geçiyoruz gözlerimiz hep dışarıda, anda değiliz. Aslında şuanda burada olduğumuz çok az an var. İşte gece yarısı kütüphanesinin olasılıklarını inşaa ettiğimiz, kodlarını yazdığımız yer burası, şimdi.
Ben şuan ne yapıyorum, ne istiyorum, nereye gidiyorum, bundan memnun muyum ?
Bu soruları sormayı unutuyoruz kendimize. Hayatı biz yaşamıyoruz,kendi hayatımızda çoğu zaman seyirciyiz.
Kitaptaki karakter Nora, sürekli olumsuz düşünen,depresyonda (kitap boyunca görüyoruz ki bu ciddi bir sorun Nora'nın hayatında ve ben yazarın hayatından bu konuda izler taşıdığını düşünüyorum. Depresyon dışarıdan görüldüğü gibi bir şey değil bu konuda bir yorumum yok) ve kurban bilincinden çıkamamış-bir şey olsun biri bir şey yapsın da beni buradan çıkarsın diyen, kendi hayatını elleri arasına alamamış biri benim gözümde- ki kütüphaneci de bayağı sabırlı bir bayanmış Nora karakteri beni çok sıktı açıkçası. Ana fikirden sonrasını okumadım.