Tortop büzülmüş yatıyorum, tüm bedenim hepi topu iki arşınlık alan kaplarken düşüncem dünyayı kucaklıyor. Tüm insanların gözleriyle görüyor, kulaklarıyla duyuyorum; ölenlerle ölüyorum; yaralananlar ve unutulanlarla kederlenip ağlıyorum ve bir bedenden kan fışkırdığında yaraların acısını hissediyor, ıstırap çekiyorum. Olmayanı ve uzaktakini, tıpkı olan ve yakındaki kadar net görüyorum, çırılçıplak kalan beynimin ıstırabının sonu yok.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sokağa çıkınca gökyüzünde savaşın olduğu tarafa baktım: Her şey sakindi ve şehrin ışıkları yüzünden sarı renge bürünen gece bulutları ağır ağır ve usul usul süzülmekteydi. "Belki hepsi rüyadır ve savaş hiç olmamıştır?" diye düşündüm gökyüzünün ve şehrin sakinliğine kanıp.
Çocukluktan beri bana hayvanlara eziyet etmememi, merhametli olmamı ögrettiler; okuduğum bütün kitaplar da bunu öğretti ve sizin kahrolası savaşınızdan zarar görenlere öyle acıyorum ki canım yanıyor. Ama işte
zaman geçiyor ve tüm bu ölümlere, acılara ve kana alışmaya başlyorum; gündelilk hayatta da daha duyarsız, daha tepkisiz olduğumu ve yalnızca en kuvvetli itkilere cevap verebildiğimi hissediyorum, ama savaş gerçeğinin kendisine alışamıyorum, esasen akılsızca olan bu seyi anlamayı ve açıklamayı aklım reddediyor. Bir milyon insan bir yerde toplanıp edimlerine haklılık kazandırmaya çalışarak birbirini öldürüyor ve hepsi eșit derecede hasta ve hepsi eşit derecede mutsuz. Delilik değil de nedir bu?