Çoğu insan işlerini yapma konusundaki becerilerinden ve kazanmaları gereken paranın miktarından son derece emindirler. Ama bu kesinlik onlara kendilerini daha iyi değil, daha kötü hissettirir.
Bir şeyden emin olmak istedikçe kendinizi daha güvensiz, daha kuşkulu hissedersiniz. Emin olmamayı, bilmemeyi kabullendikçe bilmediğinizi bilmek konusunda kendinizi daha rahat hissedersiniz.
Emin olmamak başkaları hakkındaki yargılarımızı ortadan kaldırır.
Her şeyi bildiğiniz sanan hiçbir şey öğrenemez. Öğrenebilmek için öncelikle o şeyi bilmememiz lazımdır.
Zihnimizin en büyük önceliği, deneyimlerimizi daha önceki deneyimlerimizle, inanç ve duygularımızla uyumlu olacak şekilde işlemektir. Ama gerçek yaşamda geçmiş ve gelecek uyumlu değildir: Şimdiki zamanda deneyimlediklerimiz geçmişte doğru ve mantıklı kabul ettiğimiz her şeyin yüzüne tokat gibi çarpar. Uyumu artırmak çabasıyla, zihnimiz bu gibi durumlarda sahte anılar üretir. Şimdiki deneyimimizi hayali geçmiş deneyimle ilişkilendirerek çoktan kurulmuş olan anlamı korumamızı sağlar.
Beynimiz her zaman inançlarımızı ve geçmiş deneyimlerimizi temel alarak içinde bulunduğumuz durumu anlamlandırmak ister. Her yeni enformasyon zaten sahip olduğumuz değer yargılarına ve varmış olduğumuz sonuçlara göre değerlendirilir. Bunun sonucunda da beynimiz her aman o anda doğru hissettiğimize arka çıkar.
Gerçekte kafaya takmamak diye bir şey yoktur. Hepimiz bir şeyleri kafaya takarız. Gerçek soru şudur: Neyi kafaya takmayı seçiyoruz? Eylemlerimizi hangi değerlere temellendiriyoruz? Hayatımızı ölçmek için hangi ölçütleri seçiyoruz?