"Örneğin tam bir yıl önce, tam bu vakitte, tam da bu saatte, aynı kaldırımda, yine aynen böyle tek başına, aynı bu şekilde hüzünlü dolaştığını, ancak yaşamanın sanki daha kolay ve sakin olduğunu, şimdilerde musallat olan o kara düşüncenin olmadığını hissediyor, şimdi ne gündüz ne gece rahat bırakmayan bu vicdan azaplarının, karamsar ve kasvetli azapların olmadığını hatırlıyor insan. Sonra kendi kendine soruyorsun: Hayallerin nerede? Başını sallayarak şöyle diyorsun: Yıllar ne çabuk geçiyor! Sonra yine kendine soruyorsun: Bunca yıl ne yaptın? En iyi vakitlerini nereye gömdün? Yaşadın mı, yaşamadın mı? Bak, diye konuşuyorsun kendinle, baksana, dünya soğuyor. Birkaç yıl daha geçecek, o yılların ardından kasvetli yalnızlık gelecek, bastonlu, titrek yaşlılık gelecek, onların ardından da hüzün ve bezginlik. Hayal dünyan solacak, donakalacak, düşlerin ağaçların sararmış yaprakları misali sararacak ve dökülecekler. Ah Nastenka! Zira tek başına, hepten yalnız kalmak, hatta üzülecek bir şey olmaması ne kadar hüzün verici, hiçlik, tam bir hiçlik..."