İdris Yılmaz

İdris Yılmaz
@idolika
"İnsan bir muammadır."
Adana
17 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
Seviyordum yalnızlığımı. Dünyanın tantanasından pek hoşnut olmasam da nostaljinin zarafeti beni her zaman sarıyordu. Zırıltı yerine gerçek müziğin, aşk yerine şiirin, yaşayan cahilin değil, ölmüş bilgenin peşinden gidiyordum. 60'larda doğup 2010-2013 arası ölmüş olmayı istiyordum çoğu zaman. Fark ettim de imkansızı çözüm olarak görmek, hoşnutsuzluğu ve mücadele hırsını da diri tutuyordu ama çoğu zaman da hiçbir şeyi umursamamaya, kaskatı bir duyarsızlığa neden oluyordu. Hayatım o kadar dağılmıştı ki, bir zamanlar uğruna ölecek kadar yücelttiğim ne varsa, şimdi sadece kafa dağıtmak için ilgileniyordum onunla. En acısı da bir zamanlar hâlinden memnun olmayan ve derinlerde takılan her genç gibi ben de şehir merkezinden, kalabalıktan uzakta bir kır evinde tek başına yaşamayı, evimi plak gibi nostaljik şeylerle doldurmayı, alkol, sigara ve yeme içme masraflarımı karşılayacak kadar da gelirimin olmasını hayal ederken, şimdilerde kalabalığa muhtaç hissediyorum. Öyle minimal bir hayatta çok mutlu olacağımı, ömrümün sonuna kadar öyle tek başına yaşayabileceğimi ve bundan hiç şikayetçi olmayacağımı zannediyordum. Yanılmışım. Dünyayı dolaştıkça, bazı romantik hayallerimi gerçekleştirdikçe, aşk ve acıyı dibine kadar tecrübe ettikçe anladım ki, ben yalnızlığı değil, kalabalıklar içinde kaybolmayı seviyordum. Şimdilerde şehir merkezinde bir evde tek başına yaşamak ve akşamları penceremden dışarıya baktığımda kalabalığın telaşına hatta kaosa şahit olmak istiyordum. Evet ben, henüz 30 yaşında, yaşlanmış hissediyorum... Kabul etmiştim artık. Ben derinlerde yaşayan bir adamdım ve ne kadar derine inersem, hayat o kadar anlamsız geliyordu. Şayet bir başıma kalıp en derinlerimde birkaç günden fazla kalırsam, tekrar yüzeye çıkamayacağımı ve kendimi Richard Brautigan gibi öldürmek zorunda
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ardımda hamile bir sevgilim olsaydı yine düşerdim yola, ama kafamda bu kadar acı varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda mutlu bir an bıraksaydım yine düşerdim yola, ama içimde bunca kirli yalnızlık varken kıpırdayamıyorum bile. Ardımda bir ceset bırakabilecek olsaydım yine düşerdim yola, ama kendi cesedimi taşıyorken kıpırdayamıyorum bile. Bir bira söyle de susalım biraz, ki azıcık da gece konuşsun. Neal Cassady
1000Kitap
Eylüldü. Dalından kopan yaprakların Sararan yanlarına yazdım adını Sahte bir gülüşten ibarettin oysa. Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu. Eylüldü. Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız Adımlarımızın kısalığı bundandı Bundandı gözlerimin durgunluğu. Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan, Ellerin kadar ıssız, Sen kadar zamansız molalar veriyordum Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz. Eylüldü. İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin, Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun. Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde. Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman En çok sesini aradım. Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ. Gözlerini sildi zaman.. Dedim ya… Eylüldü.
Şiir
Oysa en kalabalık günüdür yalnızlığın, şu yalancı Pazar günleri. Ne yaşar ne yaşamazdır insan... Herkesin kendi çapında boğulduğu, bir girdaptır aslında Pazar günleri... Pazartesi'nin telaşı, Pazar'ın sabahından yerleşir içine. Kalkmak istemezsin yatağından. Uyumak istersin; bir saat, bir gün, bir ömür daha... Ne huzurlu ne de huzursuzdur Pazar günleri. Bir anlamsızlık, bir hüzün, temelsiz bir kaygı... Bir de yepyeni umutlar ve uyanışlar içinde, kendi kendini umarsızca tekrar eder, şu yorgun Pazar günleri... Ve aşktan yana yüzü gülmeyenlerin, aş ile yalnızlığı, yani ölümü kutsadığı gündür, şu ruhsuz Pazar günleri... Ama bazen dünyanın diğer ucunda, yurduna ırak diyarlarda bir yerlerde bir zenci maviye çalar... Bembeyazdır bir zenci; her gün, her zaman ve her yerde. Sonra bir bakarsın teninden daha siyaha bulanır... Oysa yeryüzünün güzelliklerini hiç ihmal etmez bir zenci, zenciyse eğer... Sevgilerine ağıt yakmadan önce, 'neden' diye bir sor bakalım kendine:
1000Kitap
Kendilerini vazgeçilmez ve eşsiz biri zannedenler, üstinsan olduğuna inananlar, kendilerinden daha zeki biriyle muhatap olduklarında, manipüle edilmeye mahkûmdurlar. İşte bu yüzden haykırıyoruz; SAMİMİYET EN GÜZEL KERAMETTİR diye!
1000Kitap