“İlk aşkın ateşinin hayatta iki defa yaşanmamasından çok memnunum. Çünkü şairler ne derse desin bu bir hastalık, bir yük. Yirmi bir yaşımızda cesur değiliz. O yaşlar, küçük korkaklıkların, yersiz küçük korkuların yaşı. İnsan o yaşlarda çok kolay inciniyor, çok çabuk yaralanıyor ve ilk dikenli sözde pes ediyor. Bugün, orta yaşın rahatlık zırhına bürünmüşken, günlük hayatın iğneleri insana işlemiyor, kolaylıkla unutuluyor. Ama o yaşta, dikkatsizce sarf edilen bir sözcük nasıl da geçmek bilmeyen bir yara izine dönüşür; bir nazar, omuz üstünden bir bakış, nasıl da hayatın ebedi unsurları haline gelir. Yetişkin birinin zihni, vicdan azabı duymadan ve mutlu bir eda ile yalan söyleyebilirken, o yaşlarda küçük bir yalan bile insanın dilini aşındırıyor, onu yerden yere vuruyor.”