Yazar burada çokça Dücane Cündioğlu alıntısı yapmış, güzel bilgiler
Kur'an'ın mahiyetinden maksat Kur'an'ın nasıllığı, başka, deyişle Kuran tasavvurumuzdur. Çünkü bir metnin muhatabı, metnin kendisini nasıl düşünüyor, nasıl düşlüyorsa metnin içini de bu düşüncesine uygun bir yoruma tabi tutar: Dolayısıyla bir metni anlama ve yorumlama faaliyeti metin tasavvuru ile yakından ilgilidir. Kur'an, okuma yazma bilmeyen bir topluma ve ümmi peygambere nâzil olmuştu. Bu toplum sadece 'okuma yazma bilmeyenler topluluğu" anlamında değil, okuma yazmanın gerekli kıldığı alışkanlıklara ve kavramlara da sahip olmayanların yaşadıkları dünya anlamında “yazısız toplum' idi. Başka bir deyişle "sözlü kültüre" mensup bir toplum idi. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalar, kültürün tarihsel olarak ikiye ayrılarak incelenmesi gerektiğini, bu ayrımı da yazının yaygın biçimde kullanımının belirlediğini ortaya koymuştur. Zira sözlü kültürler ile yazı alışkanlığının derinden etkilediği kültürlerin bilgi kullanımı ve bilgiyi sözelleştirme yöntemleri arasında, bazı temel farklar keşfedilmiş, bu keşiflerden ortaya çıkan sonuçlar da şaşırtıcı olmuştur. Edebiyata, felsefede, bilimde hatta okur yazarların sözlü iletişimde düşünme ve anlatım biçimleriyle ilgili sorgulamadan kabul ettikleri pek çok şeyin insanoğlunun. kendi doğasından değil, yazı teknolojisinin bilincimize sunduğu olanaklardan kaynaklandığını anlayınca, insan kimliği kavramımızı yeni baştan incelemek zorunluluğundan bahseden düşünürler vardır. Sözlü kültürün bazı özellikleri bilinince bu konunun öne- mi daha iyi kavranacaktır Her ne kadar mahiyetinin farklılığı bakımından, Kur'an'ın üslübunu sözlü kültürün üslübuyla tamamen özdeşleştirmek doğru olmasa bile, o nasıl muhatap aldığı toplumun dilini kullanmışsa, üslup olarak da sözlü kültüre yabancı olmayan bir üslübu tercih etmiştir. Bilindiği üzere
1000Kitap