(...) Tabiatta oluş vardır, fakat tarih yoktur; tarih, insanın şuur, irâde, memûriyet ve mânâ verme kabiliyetiyle başlar. İBDA tarih görüşünün merkezinde ise Allah Resûlü vardır. Bu mânâda insanlık tarihi, Mutlak Fikir’in farklı zaman ve şartlarda görünmesi, ona bağlı kalınması veya ondan sapılması etrafında şekillenen ruhî, ahlâkî ve metafizik bir oluş tarihidir.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
(...) Ferdî ve tarihî oluşun nihâi ölçüsü “Hakikat-i Ferdiyye”dir. Mirzabeyoğlu, bütün insanlık tarihi içindeki derinliğine ve genişliğine insan oluşlarını, “tek fert”te tecelli eden hakikatin ve zaman gayesinin temsilcileri olarak görür; bu tek fert, topyekûn zaman ve mekânın emrine verildiği “Gaye İnsan ve Ufuk Peygamber” olan Allah Resûlü’dür. Ferdin hürriyet ölçüsü de burada belirir: İnsan, Allah Resûlü’nde tecelli eden insanî hakikate yaklaştığı ölçüde kendisi olur; ondan uzaklaştığı ölçüde kendi imkânını tersinden gerçekleştirir.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
(...) Her insan ve her kültür, kendi özellikleri içinde insanî özün çeşitli derecelerdeki gerçekleşmelerini temsil eder. Zaman da Küllî Ruh’ta toplu olan bütün varlık sırrının oluş ve gerçekleşme zeminidir. Böylece insan kendi hakikatinden uzaklaştığında zamanın gayesinden de uzaklaşır, zamanın ve varoluş amacının dışına düşer. İnsanlığın ve zamanın gayesini de insanî özün en yüksek seviyede gerçekleştiği ve Mutlak Fikrin nihai tamlığına ulaştığı son peygamber ve döneminde gerçekleşen topluluk hakikati temsil eder. Her fert, kendi hakikatini ancak onun hakikatinde izleyebilir ve özgürlüğünün ölçüsünü yalnızca onda bulabilir. Tarihî açıdan insanlığın ilerleme ölçütü de her biri aynı hakikatin kendi dönemindeki görünüşünü temsil eden peygamberlerin bildirdiği Mutlak Fikir'dir. Buna göre, ilk insandan bugüne kadar ortaya çıkan bütün düşünceler, âit oldukları zaman dilimlerinin temsilcisi olan peygamberlerin bildirdiği Mutlak Fikrin tezi veya antitezi konumundadır. Küfür de imânın kendine yabancılaşması ve tersinden gerçekleşmesini ifâde eder.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
(...) Öz, "kendisi nesneleştirilemeyen" ve "şuurun tüm değişimleri boyunca değişmeden kalan" saf beni, yâni sübjektif varoluşun özünü ifade eder. Bu "ben" bilgisi (malûm), insanın kendisinden gizlidir (sır) ve her bilgi ona dayanır.Bir başka deyişle, İslâm'da Mutlak Varlık'ın temsilcisi olarak nitelendirilen ruh, insanın her eyleminde eksikliğe karşı çıkarak kendini tamamlama çabasının (varoluşun) temelidir ve yöneldiği her şeyde Mutlak Varlık'ı aramaktadır.İnsanın özgürlüğü, irâde ve eylemi vurgulayan bu çabanın maksadına uygunluğu (ahlakî zorunluluk) oranında gerçekleşebilir. Dolayısıyla kişi, oluş içinde kendi meçhûl varlığına karar verirken, aslında Küllî Ruh'un ona bakan yönüyle kendi derecesini belirlemektedir. “Küllî Ruh” bahsi ferdin bu iç macerasını bütün varlık ve tarih dâvasına bağlar. Bundan dolayı her insan ve her kültür, insanî hakikatin aynı derecede gerçekleşmesi değildir; farklı derecelerde, farklı istidatlarda ve farklı şuur süzgeçlerinde gerçekleşmesidir.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
(...) İBDA’ya göre insan, sadece “yaşayan bir organizma” değil, kendisine verilmiş bir hakikati zaman içinde gerçekleştirmek zorunda olan ruhî-ahlâkî varlıktır. İnsanın özü, gerçekleşmiş hâliyle hazır bir nesne gibi önünde durmaz; “imkân” hâlindedir, sır hâlindedir, kader hâlindedir.Bu noktada “varoluş özden önce gelir” gibi varoluşçu bir cümleyle İBDA arasında benzerlik var gibi görünür; fakat İBDA’da insan keyfiyeti, gerçekleşmeden önce imkân hâlinde vardır. Mirzabeyoğlu, insan keyfiyetinin oluşta gerçekleşmelerle ortaya çıkan bir imkân ifade ettiğini, çünkü her şeyin gerçekleşmeden önce mümkün olma özelliğiyle bulunduğunu belirtir.Yâni insan kendi özünü yoktan kurmaz; kendinde sır olarak bulunan imkânı, hürriyet ve mesuliyet içinde gerçekleştirir. Kısaca, şuurlu varlık olarak seçim yapma zorunluluğu içinde geleceğe dönük tasarılarla beliren insan varoluşu, her fertte gerçekleşmeden önce imkân halinde mevcut olan kendi özünü bilme ve gerçekleştirme çabası olarak özetlenir.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
(...) Madde insanda en ileri organizma seviyesine ulaşır; fakat insanın bundan sonraki macerası, organizmanın değil ruhun, yani şuur ve hürriyetin tarihidir.“Ruh tabiatta değil, tarih içinde izlenecektir.” Hayvanın tabiatı vardır ama tarihi yoktur; çünkü içgüdü aynı kalır.Mirzabeyoğlu’nun aktardığı çerçevede hayvan bağırışı içgüdüyle ilgilidir ve içgüdülerin tarihi yoktur; buna karşılık dil, tarih ve kültürün şartıdır.Yalnız şuurlu varlık olan insanda zaman şuuru ve bundan dolayı tarihîlik bulunur. __Dolayısıyla insanın insanlığı, insana mahsus olan tarihte görünür.
Bununla birlikte, Mirzabeyoğlu, insanlık tarihinin başlangıcını evrimci veya “insan-altı” bir safhadan “insana yükseliş” şeklinde kurmaz;__ ona göre insanlık tarihi “en baştan insan olarak” başlar. İBDA’nın ilk insandan başlayan tarih anlayışı, seküler antropolojinin “ilkel insan” tasavvuruyla kökten ayrılır. İBDA’ya göre insanın başlangıcı dilsizlik, şuursuzluk ve hayvanî sürükleniş değildir; başlangıçta Âdem vardır, yâni insan, ilk insan ve ilk peygamber. Bu yüzden başlangıç noktası hayvanî organizmanın tedricî gelişmesi değil, “Allah’ın kendi nefesinden üflediği” ruhla, insanın insan olarak zuhûrudur...
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-