İkbal Doğanoğlu

İkbal Doğanoğlu
@ikbaldgn
Okur, gezer, beğendiklerini not alır …
Tüm kızgınlık tipleri ve düşmanca eğilimlerin ortak yanı kişinin içinde yaşadığı durum ne olursa olsun aynı tepkiyi gösterme eğilimidir. Bunlar çocukluk yıllarının düş kırıklıklarına karşı bilinçaltında geliştirilmiş koruyucu tepkilerdir. Koruyucu tepkiden kasıt, bozuk da olsa kişinin içsel gerilimleri ile dış dünyaya ilişkin beklentiler arasında kurulmuş olan dengedir. Bu denge öğrenilmiş bazı yanlış tepkiler ya da etkin olabilmek için gerekli tepkileri öğrenememiş olmayı içerse de alışılagelmiştir ve kişi dengesini sağlayan bu mekanizmalara sıkıca sarılır ve esneklikten yoksun davranışlar geliştirir. Fakat yaşama etkin katılım esneklik ve yaratıcılık gerektirir.
Sayfa 71·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kimi insan da sürekli diğer insanları iğneleyerek kızgınlığını boşaltır. Bu bazen mizah, kinaye vb. ile bazense doğrudan acıtmak isteyen sözlerle olur. Bu kişiler sık sık ama küçük oranlarda gerilim boşaltmakta olduklarından davranışlarının diğer insanlar üzerinde oluşturduğu etkiyi algılayamayabilir.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Bazı insanlar ise tam karşıtı bir mekanizma sonu­cu, güçsüzlükleriyle çevrelerinde egemenlik kurarlar. Özel­likle toplumumuzda «zavallı» ve «mağdur» kişilere karşı geliştirilen tutum bu durumu pekiştirir. Diğer insanların duygularını sömürerek onlara dilediklerini yaptırabilen ve «edilgin-saldırgan» olarak nitelendirebileceğimiz bu kişiler geliştirdikleri senaryolarında öylesi ustadırlar ki, ço­ğu kez bizden neler alıp götürdüklerini farkedemeyiz bile. Böyle bir insandan bazen, «Ne iyidir zavallı!» diye söz ederken, «iyi» ve «zavallı» kavramlarına eşanlam vererek nasıl bir oyuna geldiğimizi göremeyiz. Çünkü, bileşik kap­lar yasası burada da işler ve kişi bir yandan kendini ezdi­rirken, öte yandan bu ezikliğini saldırganca amaçlarla kul­lanır. Bu tür acıma duygusunun gerisindeki nedenler, ger­çekten güç durumda olan bir insana yardım etme isteğin­den farklı ve daha karmaşıktır. Bir başka deyişle, acıma duygusunun içeriği bir insandan diğerine farklılık göste­rebilir. Çünkü, bir insana acımak, bazen o kişide kendi acınacak yönlerimizi görmekten ya da görmezlikten geldi­ğimiz sadistçe eğilimlerimizin gerçekleştiğini gözlemle­mekten dolayı yaşadığımız suçluluk duygularından da kay­naklanabilir. Bu anlamda ele alındığında, bir insana acıdı­ğımız için bir şeyler vermek, vermek değildir. Üstelik, böylesi bir acıma duygusuyla kendisine bir şeyler verdiğimiz bir insanı umulmadık bir anda bize karşı düşmanca bir tutum içerisinde de bulabiliriz. Çünkü acındıran ve acı­yan aslında aynı paranın farklı yüzleri gibidir.
Sayfa 64·Kitabı okudu
Düşmanca eğilimlere dolaylı yolla doyum sağlama örnekleri çalışma yaşamında da rastlanır. Toplum içerisinde güç sahibi olma isteği, içinde yaşadığımız kültürün doğal bir parçasıdır. Ne var ki, bazı kişilerin güç kazanma çabaları diğer insanları güçsüz bırakma öğesini de taşır. Böyle kişiler güç kazandıkça, çevresindeki insanların kendilerinden daha güçsüz olduklarını görmekten ötürü gizli bir haz duyarlar. Bazı insanlarda bu mekanizma saygınlık kazanma biçiminde işler ve kişi kazandığı saygınlığı başkalarını küçük görme duygusuyla birlikte yaşar. Oysa, eğer bir insan diğerlerini küçümsüyorsa, aslında küçümsenmekten korkan ve kendisini küçük gören biridir. Başkalarını güçsüz bırakmak için güç kazanma çabasında olan biri ise aslında başkalarına güçsüz görünmekten ya da güçsüz yönleriyle yüzleşmekten korktuğu için böyle bir mekanizma geliştirmiştir.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Bazı kişiler ise diğer insanların sorunlarıyla özellikle ilgilenirler: kimin derdi olsa, nerede bir acı yaşansa orada belirirler. Normal insanın yardımseverliğinden farklı olan bu tür tutumlarda üstü kapalı bir sadistlik öğesi bulunur ve kişi diğer insanları zor durumda ya a acı çekerken görmekten ötürü dolaylı bir doyum sağlar. Bazen bu mekanizma bir başka biçimde işler ve kişi bilincinde olmaksızın diğer insanları zor durumda bırakacak bir ortam sağlar ve onların bocalamasını gözlemekten sinsice bir haz duyar. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, açık saldırganlığı konu alan filmlerin yanı sıra, deprem, yangın, kaza, vb. içerikli filmlerin çok sayıda izleyici bulabilmesi ve bu tür filmlerin giderek artması da oldukça anlamlıdır.
Sayfa 63·Kitabı okudu