İkbal Güler

İkbal Güler
@ikbalguler
Bu insanlar bana verilmemişti, ben onlara doğmamıştım. Onları yeryüzünde arayıp bulmam gerekmişti. Onlara doğru yürümem ve yanlarına varıp çemberlerine katılmam gerekmişti. Kabilemi bulmuştum. Öyle hissediyordum. Aile sanıldığı kadar tesadüfi bir şey değildi, kuradan çıkmıyordu, onu bulman veyahut oturup kendi ellerinle yapman gerekiyordu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ulaş'ın onunla ilk tanıştığımız andan beri bana hissettirdiği, tam o anda içimde ışık ışık parlayan bir şey vardı, benim için yeni bir şeydi bu. Görülmek. Ulaş benimleyken her an beni izliyor, beni duyuyor, bütün dikkatini bana veriyordu, kendisini bütün varlığıyla birlikte yan yana durduğumuz ana dahil etmeyi başarıyordu. Herkesin önünden geçip gittiği bir şeye durup yakından bakar gibi bakıyordu bana. Beni tanımak, bilmek istiyordu. Bu kadar göz önünde olmaya, biri tarafından varlığımın bütün yönleriyle bu kadar net kabul görmesine, bu kadar kapsanmaya alışık değildim. Ama o, bütün bunları o kadar beklentisiz, o kadar şefkatli ve müdahalesiz bir yerden yapıyordu ki, bu sonsuz mühimseme, bu cömert kucaklayış karşısında kendimi saklayamıyordum. Bir kedi gibi, sırtüstü yatıp ona karnımı açıyor, beni sevmesine izin veriyordum. Korkmuyordum bundan, utanmıyordum da. "Beni boş ver" diyemiyordum. Bunu pek beceremediğim gibi galiba becermeyi de o kadar istemiyordum.

İkbal Güler

, bir kitap okudu
Puan vermedi·113 syf.·
5 günde okudu
·
2025 5. kitabı
Melisa Kesmez
8.4/10 · 7,7bin okunma
Yüzmekle havada süzülmek arasında bir duygudaşlık olmalı diye düşündüm Bu, kuşlar ve balıkları akraba yapan şeylerden biri sayılabilir miydi? Kendini suyun kaldırma kuvvetine bırakmak, ve tabii Ulaş'a, ömrü boyunca yerçekimine maruz kalmış kanatsız bir canlı için ne büyük bir deneyimmiş. Bu tarifsiz hissi ilk kez tadıyordum. Muhtemelen uçmak da böyle bir şeydi. Ağırlığın ne olursa olsun seni kaldıran bir şeylerin olması. Tek şart kendini bırakmak. Hayatın kulağına biteviye fısıldadığı bütün "Sakın bırakma kendini!" nasihatlerine tezat. Bırak bana kendini. Ben suyum, rüzgârım, taşırım seni.
Orhan çok sık geliyordu aklıma, uykuyla uyanıklık arasında adımı seslendiğini duyuyor gözümü açınca son altı ayda olan biten her şeyi bir anda hatırlyor. Artık onsuz bir dünyada yalnız olduğumu bir kez daha idrak ediyor ona anlatamazken her seyin ne kadar anlamsız olduğu hissiyle baş başa kalıyordum. Özlem kimseye anlatamayacağım bir genişlik ve biçimdeydi, onu neredeyse bir hırka gibi giymiştim üstüme, hücrelerime dek hissettiğim tek başınalık duygusu her neyle uğraşırsam uğraşayım bir yerden kafasını uzatıp kendisini habire hatırlatıyordu bana.