Bana göre kitabı her şeyiyle bir araya toplayan, tüm olay örgüsünü özetleyen cümlesi:“Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır, ama tek bir karanlık vardır.” Kitabın sonlarına doğru Dünyaya Orman Denir'in Arz'lıları ve Hain'lilerine denk gelmek gülümsetti. Üstelik Arz'lıların binlerce yıldır yozlaşmışlıklarından ders almaları aslında bu yaşayan gezegenler içinde uygarlık olarak en önde olan insan ırklarından olduklarının göstergesi sanırım. Mülksüzler'e dair söylenecek çok şey var fakat hem arada bir dönüp okumak için hem de kitaba dair bir şeyleri daha güzel ifade edemeyeceğimin verdiği bir eminlikle, bir inceleme niyetine, Bülent Somay'ın 1990 yılında yazdığı sonsözden alıntı yapacağım.
"Mülksüzler, bir dizi Taocu zıtlık üzerine kurulu. Bu zıtlıkların en başında ikiz dünyalar olan Annares ve Urras geliyor. Bu iki dünya bir ikili sistem oluşturuyorlar, birbirlerinin etrafında dönüyorlar. Her biri ötekinin "ay"ı. Hangisinin ay, hangisinin dünya olduğu ne taraftan baktığınıza bağlı. Dünyalardan biri verimli biri çorak; biri özgür, diğeri sınıflı ve sömürülü; biri anarşist, diğeri arşist ( devletçi, yönetimci, hiyerarşik). Roman iki yolculuk üzerine kurulu: Biri gidiş, diğeri dönüş. Ama aslında "gidiş", eski dünyaya bir "dönüş" zaten. "Dönüş" ise aslında, farklı bir insan olarak farklı bir dünyaya ilk kez "geliş". Annares bir ütopya mı? Doğal kaynaklarının azlığı, kıtlık, kötü iklim koşulları bu soruya evet demeyi güçleştiriyor. Her ütopya bir bolluk varsayımı üzerine kuruludur. Annares'in anarşistleri ise kıtlığı paylaşıyorlar. Üstelik onların içinde de iktidar heveslileri, bürokrat özentileri var ve bunlar köşebaşlarını tutabiliyorlar. Bu anlamda Annares bir ütopya değil. Ama Mülksüzler bir ütopya. LeGuin bize mükemmel bir ütopya tasvir etmiyor, tersine, tüm