“Ağacın özü nasıl tohumda saklıysa insanın özü de ruhta saklıdır. Tohumda ağacı göremezsiniz, en içteki makam olan ruhta beni göremezsiniz. Aynı şekilde, her şeyin zirveye ulaştığı anda da ben unutulur; ama bu unutuşta onun en derinine gitmek var. Yani samadhi bedenin her parça ve köşesine sinmesidir ruhun.”
Öğrenmeyi öğreniriz. Bunu ip atlamaya benzetebiliriz: Ritim zaten vardır; ritmi tutturana kadar öne ve arkaya doğru salınırsınız. Sonra ipe doğru atlarsanız. Bu iş böyle yapılır. Artık bir düşlem olmaktan çıkıp gerçeklik kazanmıştır.
Ama bildiğiniz gibi, bir bahçenin ilkbahara hazır olması için, sonbaharda tersyüz edilmesi gerekir. Bahçe her zaman çiçeklenmez. Ama bırakın, hayatınızın altüst oluşlarını kendi içsel döngüleriniz düzenlensin, dışınızdaki başka güçler, kişiler ya da içinizdeki negatif kompleksler değil.
Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğasıyla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.
Guillome Apollinaire şöyle yazıyordu: “Onları kenara götürüp uçmalarını söyledik. Durup beklediler. ‘Uçun!’ dedik. Durdular. Onları kenardan ittik. Ve uçtular.”