Sade ve akıcı bir dille yazılmış vejetaryenlik, metafor olarak kullanılmış. Bana göre baş karakterin vejetaryen olma kararı, hayatı boyunca maruz kaldığı baskı ve uyumlu olmaya karşı geliştirdiği bir reddedişi temsil ediyor. Karakter rüyalarında sürekli kan, et ve şiddet imgeleri görüyor bu rüyalar et yemekten duyduğu rahatsızlığı değil, dünyadaki ve insan ilişkilerindeki şiddete karşı duyduğu tepkiyi yansıtıyor yani vejetaryenlik kararı beslenme değişimi değil şiddeti ve baskıyı reddetme isteğinin bir sembolü olarak ortaya çıkıyor
Roman üç farklı anlatıcının bakış açısından ilerliyor. İlk bölümde bana göre toplumun bireysel tercihlere karşı ne kadar katı olabildiğini gösteriyor. Güney Kore toplumunun ataerkil yapısı ve kadınlardan beklediği rol görülüyor Karakter rüyalarının ardından et yemeyi bırakıyor ve evde et pişirmeyi reddediyor bu durum kocası ve ailesi tarafından kabul edilmiyor ve karakter sürekli baskıya maruz kalıyor.
İkinci bölümde anlatıcı enişte ve eniştesinin karaktere karşı geliştirdiği ilgiyi okuyoruz. Karakterin bedenindeki bir leke üzerinden başlayan bu ilgi zamanla takıntılı bir hâl alıyor. Burada karakterin bedeninin başkaları tarafından nasıl nesneleştirildiği ve kontrol edilmeye çalışıldığı da görülüyor
Üçüncü bölümü kız kardeşinin gözünden okuyoruz başta güçlü ve her şeyi kontrol edebilen biri gibi görünse de zamanla onun da büyük bir yük taşıdığı anlaşılıyor.Sürekli ayakta kalmaya ve her şeyi tek başına halletmeye çalışması aslında onun da ne kadar yıprandığını gösteriyor. Genel olarak bakıldığında karakterin vejetaryen olmasını hem ailesine hem de içinde bulunduğu toplumsal düzene karşı geliştirdiği sessiz ama güçlü bir karşı çıkış olarak yorumluyorum