Adından da belli olduğu üzere, eserin konusu merhamet. Önyargılar ve yanlış anlamalar yüzünden kayıplarla dolu olan bir hayatı ele alıyor. Burada Mevlânâ’dan bir alıntı yapmak istiyorum. "Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gibi. Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin."
(Spoiler) Kısaca özetlersem:
Zehra, zaaflara tahammülsüz, mükemmeliyetçi ve küçükken yaşadıkları yüzünden acıma duygusu olmayan bir muallimedir. Maarif Müdürü onun yaptıklarını çok takdir etse de acıma duygusu yüzünden onu hep uyarır. Babasının ölüm döşeğinde olduğu haberini alınca gitmek istemez, bu yüzden Tevfik Hayri Bey ile tartışır. Ertesi gün gitmeye karar verir. Gittiğinde babası vefat etmiştir, Zehra’nın gözleri bile dolmaz ve sitemlidir. Bu hali yüzünden babasının yanı başında ağlayan iki kadın Zehra’yı kınar. Babasından kalan eşyaları ilk başta almak istemez, fakat gece uyku tutmadığı için ve içte içe merak ettiği için babasının eşyaları olan kutuyu kurcalamaya başlar. Babasının hatıra defterini bulur ve okumaya başlar. Okudukça Makbule Hanım’ın ve annesinin onu babasına karşı nasıl manipüle ettiğini anlar. Her şeyi anlayınca babasının olduğu odaya gider, babasının yırtık çoraplı ayaklarını öperek babasından af diler. Birkaç gün sonra mektebe dönen muallime artık acımayı öğrenmiştir. (Spoiler sonu)
Kitap özellikle sonlarına doğru beni çok derinden etkiledi ve bazı cümleler gözlerimin dolmasına sebep oldu. Acıma duygusu… Özellikle son dönemlerde insanların merhametini yitirdiğini düşünüyorum. Her akşam haberlerde çıkan kadın cinayetleri, sokak hayvanlarına şiddet,