1000Kitap Logosu
İlayda Ergül
TAKİP ET
İlayda Ergül
@ilayda_ergul
İstanbul
16 okur puanı
29 Kas 2020 tarihinde katıldı.
17
Kitap
8
İnceleme
8
Alıntı
0
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Sabitlenmiş gönderi
• Medeniyet kadının gözlerine hitap eder. • Bizim bizden daha büyük düşmanımız yoktur efendim, yoktur. • Acaba her oturan adam tembel, her koşan adam çalışkan mıdır? • ... bak gene beni anlamıyorsun, ben sustuğum zaman bile sen beni anlamalısın... • Ah, insanlar niçin her şeyi anlamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onlar gibi duysalar, her şey ne kadar yerli yerinde olacak. • Ne büyük bir arzuyla istediği şeylerden ne küçük sebeplerle nefret ettiğini düşündü... • Kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir ve insan kendi içindeki adaletten ürkmeye başlar. • İnsan aşık olunca kalbinin yerini hatırlıyor.
15
Orhan Kemal – Cemile
• "İnsan insana lazım olur. " • "İnsanı insan eden paradır. Paran yok mu? Senden rezil, senden adi kimse yok. " • "İki gönül bir olduktan sonra samanlık seyran olur derler bre oğlum. " • "Kâtip diyorsun, paralı mı diye soruyorsun. Paralı olsa kâtip olmaz. Otuz kağıt bir maaşı var." " Yeter. İki gönül bir olduktan sonra..." • "Burası Avrıpa mavrıpa deel! Burası Türkiye, açsın gözünü, açmazsa açarlar... " • "Başkalarının karşısında el ovalayıp susmaya, haksızlıklar karşısında susmaya, vicdanı konuşmasını emrettiği halde susmaya, küfre karşı bile susmaya, velhasıl 24 lira 95 kuruşun hatırı için, en susulmaması gereken haller karşısında bile susmaya mecbur bir sünepe! Oysa, hiç de böyle olmak istemeyen bir bilinci vardı. Eğer cemile olmasa, 24 lira 95 kuruşa bile boş verir, masasındaki defter, kalem, hokka, hesap makinesi ne varsa herifin suratına fırlatır, sonunu düşünmezdi bile. Fakat... O kadar yalnızdı ki... " • "İşsiz kaldınız mı hemen ölmek, öldürmek. Marifet ölmek, öldürmekte değil, bu kötü şartlarla mücadele etmekte! " • "Okumuş insanları huzuruna alıp, onlarla alay etmeye, maaş verdiği memurlardan mutlak bir saygı görmeye bayılırdı. İlle doktor, mühendis, avukat gibi imrenmeyle karışık bir kıskançlık duyduğu kimselere karşı çok daha sertti. Şurda burda lafı gelince, hemen taşı gediğine koyuverirdi: ‘... Tohtur oldular, mehendis oldular, abukat oldular da ne?’ derdi, ‘Huzuruma vardılar mı, el öfelemiyorlar mı?’ " • "Hem okuyup da ne olacak? Gözleri açılıp, hisleri incelip, etrafın çirkinlikleri karşısında adım başı üzülmektense, neme lazımcı birer küçük meslek sahibi olup çoluk çocuklarının ekmeğinden başkasını düşünmeyi bilmesinler daha iyi!"
150 syf.
·
Puan vermedi
Orhan Kemal – Cemile
Romanın mekânı Çukurova olup olaylar birinci sayfada da belirtildiği üzere ‘‘1934 yılı Eylül sonlarının berrak bir gecesi’’ ile başlar. Konunun merkezinde fabrika işçilerinin hayatı yer alır. Olay örgüsü, tüm karakterlerin iç dünyasına hakim bir üçüncü şahıs anlatıcı üzerinden anlatılır. Önemli karakterlerden bahsedersem: • Cemile; romana ismini veren karakterdir. On dört – on beş yaşlarında, fabrikada çalışan bir genç kızdır. Çalışkandır, fabrikadaki işinin yanı sıra ev işlerine de o koşturur. Güzelliği sebebiyle Cemile’yi beğenenler çoktur fakat o Kâtip Necati’yi sever ve onunla evlenmek ister. • Necati; Cemile’yi sever ve onunla evlenip kötü alışkanlıklarını bırakmak, sakin ve huzurlu bir hayat sürmek ister. • Deveci Çopur Halil; Cemile’nin Necati’yi sevmesini görmezden gelerek Cemile’yi elde etmeye çalışır. Roman ilerledikçe bunu güzellikle yapamayacağını fark eder ve zor kullanmaya karar verir. (“Çopur” kelimesi, sözlük anlamıyla, bir kişinin yüzünün “çiçek hastalığından kalma yara izleri ile dolu” olmasını ifade eder. Ancak bu kavram, her türlü “çirkinliği” ifade etmek için de kullanılabilir. • Malik; Cemile ve Sadri’nin babasıdır. Çocuklarıyla beraber Karagöl Köyü’ne yerleşmek ister. Kolunu fabrikadaki bir kazada neredeyse kaybettiği için bir daha fabrikada çalışmamaya yemin eder ve çocuklarının da orada çalışmasını istemez. Saç keser, diş çeker, elinden birçok iş gelir fakat bunlardan para almaz. Sebebi ise bu işleri yardım için yapması ve bunlardan para almanın yüreğine dokunmasıdır. • İzzet Usta; fabrikaları, hayatı, kitapları tanıyan biridir. Hem iyi hem de kötü karakterle konuşmaktadır. • Kadir Ağa; eğitimsiz ama zengindir. Egosunu tatmin etmek için fabrika içlerini gezip denetler. Maaş verdiği işçileri ezip yine de saygı görmek hoşuna gider. Orhan Kemal, Adana’da doğmuş ve çocukluk yıllarını bu şehirde geçirmiştir. Çukurova’ya eserlerinde sıkça yer vermiştir. Bir milletvekilinin oğlu olmasına rağmen gençken parasızlıktan fabrikalarda çalışmıştır. Bu tabloyu zengin bir aileden gelen ama parasızlıktan kâtiplik yapan Necati’nin durumuna benzetmek mümkündür. Orhan Kemal’in karısının da gençliğinde bir çırçır fabrikasında çalışmış olması, Cemile karakteriyle ortak bir özelliğidir. Yazar, bu romanda işçilerin zorlu ve yorucu hayatına pozitif yaklaşır ve lirik denebilecek bir üslupla anlatır. İşçilerin çalıştığı koşulları, aldıkları çok az ücreti eleştirir. Romanda paranın insanı neredeyse dokunulmaz kıldığı görülür. Çok parası olan her şeyi yapabileceğini düşünmekte ve kendini herkesten üstün görmektedir. Bunun yanı sıra para ve toplumdaki konumun karşısında aşk işlenir. Cemile ve Necati, Necati’nin az maaşına ve zengin Çopur Halil’e rağmen evlenir. Bu da romanda bir toplumsal mesaj içeren noktalardan biridir. Orhan Kemal, aynı zamanda sanayileşmeye de tepki gösterir. Bir oturuşta bitirdiğim bir kitaptı. Birinci okuyuşumdan sonra zaman geçmesine karşın değerlendirmesini yapmadığım için tekrar okumaya ihtiyaç duydum. İkinci kez okumama rağmen sıkılmadım, olaylar akıcı ilerledi. Yüz elli sayfalık bir kitap ve okuyucuyu içine çekmeyi başarıyor. Cemile’nin on dört – on beş yaşlarında olmasına karşın evlendirilmek istenmesi ‘‘dönemin şartlarına göre’’ normal değerlendirilebilecek olsa da, kendinden yaşça çok büyük Çopur Halil’in pedofili denebilecek davranışları okurken resmen midemin bulanmasına sebep oldu. Orhan Kemal; kendi de deneyimlediği bir hayatı anlattığı için gerçekten işçilerin yaşanmışlıklarını aktarabilmekte ve romandaki realizmi sağlamakta olduğunu düşünüyorum.
Cemile
7.7/10
· 2.512 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
5
Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü
• "Sabır, insanoğlunun tek kalesidir. " • "Bütün hayatım boyunca dikkat ettim. İnsanın daima en çok korktuğu şeyler başına geliyor. " • "İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. " • "En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içine kaçmak. " • "Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız. " • "Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde. Fakat daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz..." • "Sizler daima böylesiniz. Ruhunuzu saran küçüklük duygula¬rı içinde büyük değerlerimizi kaybedersiniz. " • "Yanılıyorsunuz, başlamak, başarmaktır." • "İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz. " • "Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahlûklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız? " • "Ne yaşadığım hayatı beğeniyor ne de yenisine gidebilecek kudreti kendimde buluyordum. Her şeye, herkese sadece katlanıyordum. "
2
382 syf.
·
Puan vermedi
Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” adlı romanı ilk olarak 1961 yılında yayımlanmıştır. Eserin Osmanlı’nın sonlarından Çağdaş Türkiye’ye geçişin sıkıntılı yanlarını simgelediği yorumları yapılmaktadır. Genel görüş, Hayri’nin Türk halkını, Halit Ayarcı’nın ise Cumhuriyet’i sembolize ettiği yönündedir. Dolayısıyla Halit Bey öncesi, Türk halkının Doğu kültürü izindeki dindar ve geleneksel yapısını; Halit Bey sonrası ise Türk halkının cumhuriyetle beraber Batı kültürü etkisindeki daha akılcı yapısını sembolize etmektedir. İlk usta Nuri Efendi'nin ise Osmanlı'yı ve Doğu kültürünü temsil ettiği görülmektedir. Kitabı bitirmeden önce bu simgelemeler dikkatimi çekmemişti. Okuyup hakkında araştırma yaptığımda Ahmet Hamdi’nin kavramları nasıl sembolize ettiğine hayran kaldım, taşlar yerlerine oturmuştu. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan okuduğum ikinci eser. Sekizinci sınıfta, annemin eski kitaplarının arasında Huzur romanını bulup okumuştum. İki romanını da değerlendirerek söyleyebilirim ki kalemini beğendiğim bir yazar. Benim okuduğum romanlar genellikle klasik tarzda değil, bunun da etkisiyle kitaba ilk başladığımda bir türlü konuya adapte olamamıştım. Başlarda kelimelerin anlamlarına teker teker baksam da, o şekilde romanın bütünlüğünü kaybettiğini fark ettim ve artık kelimelerin anlamlarını içinde geçtiği cümle veya paragraftan yola çıkarak tahmin etmekle yetindim. Okumayı son haftalara bıraktığım için okuyan arkadaşlarımla kitabın genel gidişatı hakkında sohbet ettiğimde biraz gözüm korktu açıkçası. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün çok sıkıcı olduğunu, ilerlemediği ve zorla bitirdiklerini söylediler. Ben de okumaya genel bir ön yargı ile başlamış bulundum. Yaklaşık otuz sayfa okumamla uyuyakalmam bir oldu, haliyle okuduğumdan da bir şey anlamadım. 14 saatlik bir sesli kitap videosunu görmüştüm, onu açıp dinleyeyim dedim fakat netice yine aynıydı. Sonra kalemini sevdiğim bu yazara haksızlık ettiğimi düşündüm ve gerçekten tüm dikkatimi vererek başladım. İlk otuz sayfa durgun olsa da gittikçe akıcılaştı. Beni çok zorlayacağını düşündüğüm bu eseri keyifle okumuş ve bitirmiş oldum. Zaten bakıldığında Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Dünya Klasiklerini de içinde sayarsak en çok yarım bırakılan 12. kitap olarak geçiyor. Ancak klasikleri çıkarırsak Tutunamayanlar’dan sonra yerini 2. sırada alıyor. Karakterlerden bahsedecek olursam: • Hayri İrdal; topluma karışmaya çekinen, ötekileştirilmiş biridir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün kurulmasında önemli rol oynamıştır. Ayrıca birinci tekil şahıs ağzıyla yazılan roman, Hayri İrdal’ın ağzındandır yani romanı Hayri İrdal yazmıştır. • Halit Ayarcı; başarılı, tuttuğunu koparan, risk almaktan çekinmeyen bir insandır. Hayri İrdal hakkında kötü ön yargıları olmayan sayılı kişiden biridir. • Nuri Efendi; işini gerçekten severek yapan, zaman felsefesini ortaya atan biridir. Hayri İrdal’ın saatlerle gerçekten tanışmasına aracı olmuştur. • Doktor Ramiz; hayatını psikanalize adamıştır, hayatta sadece psikanaliz olduğunu düşünür. Ancak kendi de obsesif kompulsif davranışlara sahiptir. Bir psikanaliz hicvi olduğu düşünülmektedir fakat roman Hayri İrdal’ın ağzından anlatıldığına göre yani ‘‘hasta’’ doktoru hakkındaki düşüncelerini anlattığına göre yorumlarını sek gerçek olarak değerlendirmek ve bunlar üzerinden bir kanıya varmak bana göre doğru olmaz. • Emine; sevecen ve Pakize’ye göre daha realist bir insandır. Hayri onu gerçekten sever ve Emine’nin ölümü Hayri’nin yaşadığı en kötü şeylerdendir. • Pakize; Hayri İrdal ile arasında hiç gerçek bir sevgi bağı olmamış olan, kendini sinema artisti sanan bir kadındır. • Cemal Bey; hırslı, kinci, çıkarcı bir insandır. Karısına bir obje gibi davranır, herkesi kendinden alçakta görüp kibirle bakar. ‘‘Kötü Adam’’ olarak değerlendirilebilecek olsa da roman Hayri İrdal’ın ağzından anlatıldığından bilerek bu imajla yansıtılmış olabilir.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Okuyacaklarıma Ekle
4