Kıyametin büyüğü sonra kopacakmış, hiçbir şeyden haberim olmadığı için böyle ufak tefek şeylerle canımı sıkıyormuşum. Herkes biraz böyle değil midir? İşler yolunda gittiğinde muhakkak canını sıkacak bir şey arar. Hiçbir şey bulamazsa bile işlerin yolunda gitmesinin bedelini illaki ödeyeceğine inandığından bir felaket beklemeye koyulup hasta eder kendini. Çünkü dünyada hiçbir güzellik yoktur ki felaketle sonuçlanmasın.
Seni kaybetmek ihtimali ölümle yarışır bir korkuydu. Sevdiğim herkesi kaybettiğim bir hayatın tam da ortasında seni kaybedemezdim. Dünyaya seni kaybetmek için gelmiş olamazdım. Çünkü bu seni bulmamla tam anlamıyla başlamış olan hayatımın sonu olurdu. Sımsıkı sarıldım sana. Hiçbir koşulda senden vazgeçmemeye, seni bırakmamaya, beni bırakmaman için elimden geleni yapmaya karar vererek sık sık buhranla uyandığım bir uykunun içine daldım. Her uyandığımda seni yanımda bulmak, ateşli kâbuslardan sonra çocuk alnımda annemin serin elini bulduğum zamanların sevinç ve güven hissiyle dolduruyordu içimi. İyi ki çıktın karşıma Güzin. Bütün bir ömrü, sevginin etrafımda asla anlamadığım bir yabancı dil gibi konuşulduğu bomboş günler, yıllar geçidi olarak geçirebilir, bu mükemmel mutluluğu hiç tatmadan da ölebilirdim. Artık tattım. Ölebilirim.
Öyle çok sevdim ki seni, bunu anlatmak için dilin bu kadar yetersiz kalıyor oluşu canımı sıkıyor. Sevginin basit dili, seni seviyorum'lar, sana aşığım'lar, seni çok özledim'ler, sensiz yaşayamam'lar sana duyduğum hissiyatı anlatmaya yaklaşmıyordu bile. Seni sevmek, gündelik hayatın bir parçası değil hayatımın kendisi oldu. Her sabah, yeni bir güne değil içinde senin olduğunu bildiğim için mutlulukla delirdiğim yeni bir hayata uyanır oldum. Senden uzakta geçirdiğim tüm anları sana anlatabilmek için yaşıyor gibiydim. (...) Seni hiç kimseyi sevmediğim kadar sevdim. Ben seninle sevmeyi öğrendim. Okumayı öğrenir gibi, bir enstrüman çalmayı, yüzmeyi, bisiklete binmeyi öğrenir gibi sıfırdan, tüm acemiliklerimle baş etmemin yolunu arayarak, hata ve yanlışlarla; ama öğrendim. Bizi hayatın içine çeken şeyin, onun başımıza neler getireceğini bilememek olduğunu öğrendim. Sevgin, sevilişim bana bunu öğretti Güzin.