"Yakından her şey daha çirkin," dedi
"Sen değilsin," dedim, doğru düzgün düşünemeden.
Alnı hâlâ cama dayalıyken bana döndü ve gülümsedi. "Sana bir tavsiye: Kendine güvendiğin zaman sevimlisin. Güvenmediğinde ise daha az sevimlisin." Ben bir şey söylemeye fırsat bulamadan manzaraya geri döndü be konuşmaya başladı: "Burada güzel olmayan şey işte şu: Buradan pası, çatlak boyaları filan göremiyorsun ama bu yerin gerçekte ne olduğunu anlıyorsun. Hepsinin nasıl da sahte olduğunu görüyorsun. Plastikten yapılmış kadar bile sağlam değil. Kâğıttan bir kent. Yani şuna bir bak, Q, bütün şu çıkmaz sokaklara, aynı yere dönen caddelere, parçalanması için inşa edilmiş bütün şu evlere bak. Kâğıttan evlerinde yaşayan bütün şu kâğıttan insanlar, kendilerini ısıtmak için geleceği yakıyorlar. Bütün kağıttan çocuklar, bir serserinin kâğıttan büfeden onlar için aldığı birayı içiyor. Herkes bir şeylere sahip olma çılgınlığıyla kendini kaybetmiş. Bütün bu şeyler kâğıt inceliğinde ve kâğıt kırılganlığında. Ve bütün insanlar da. On sekiz yıldır burada yaşıyorum ve hayatımda bir kez olsun gerçekten önemli bir şeyle ilgilenen tek bir insanla karşılaşmadım."