İlayda

Jane Eyre
10/10
·664 syf.··
Beğendi
·
2023 8. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2023 14:15
Kadın yazarlar, özellikle bundan birkaç yüzyıl öncenin ataerkil toplumuna kalemiyle meydan okuma cesaretini gösterebilen güçlü karakterler, her zaman ilgimi çekmiştir. Bu dönemde kadın varlığıyla yazmak, toplumda bu şekilde varolmak büyük bir ayıplanmaya sebep olur; yazmak, geleneklere ve kadın mizacının o "iyi huylu, yumuşak başlı ve itaatkar" varlığına hakaret olarak görülürdü. Yazmak, özellikle ciddi konularda yazmak, erkek işiydi. Kadınların kritik konularda fikir belirtebilmesi, bir görüş sahibi olmaları ve bu görüşü dilediğince, hararetle savunabilmeleri düşünülemezdi. Kadınlar ev işleriyle, çocuk büyütmekle ve evlenmelerine yardımcı olacak bir takım meziyetler edinmekle yetinmeliydi. Bu meziyetleri de büyük bir tutku olarak değil, vakit geçirme ve toplumda saygın bir yer edinme amacı olarak görmeleri gerekirdi.  Kadın yazarlar yüzyıllar boyunca erkek mahlasları kullanarak, kimliklerini gizleyerek ve toplumun sadece izin verdiği konular -aşk, evlilik, tozpembe hayatlar- üzerinden kurgular oluşturarak varolabildiler. Böyle bir toplumda kaleme alınan Jane Eyre, her açıdan bir başyapıttır. Charlotte Bronte; toplumun izin verdiği konuların sınırları içerisinde kalmış ancak anlatmak, haykırmak istediklerini zekice ve göze batmayacak biçimde kurgunun içine serpiştirmeyi başarabilmiştir. Her şeyden önce güçlü, bağımsız, cesur, zeki ve özgür bir kadın karakter yaratmış, görüş ve fikirlerini bu karakter üzerinden başarıyla aktarmıştır. Toplumun düşüncelerini, ondan beklenenleri bir kenara bırakarak kendi ilkelerinden asla ödün vermeyen gururlu, mantıklı ve bağımsız Jane Eyre; şimdiye kadar tanımış olduğum en güçlü kadın karakterler arasında yerini aldı. Jane Eyre'in yanı sıra tüm kadın karakterlerin kendilerine göre fikirleri, ilkeleri olduğunu ve bu ilkeler doğrultusunda
Jane EyreCharlotte Brontë · Koridor Yayıncılık · 202042,1bin okunma
Reklam
5/10
·216 syf.··
2020 36. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2020 14:47
"İğne yapılırken Veronika yeniden sordu. 'Ne kadar zamanım kaldı?' 'Yirmi dört saat, belki de daha az.' Kız başını eğdi, dudağını ısırdı, ama sakin kalmayı başardı." Yirmi dört. Yirmi dört saat. Fütursuzca harcanan, hiçbir şey yapmadan, öylece durarak kolayca çarçur edilebilecek bir zaman dilimi. Bazıları için hayati derecede önemli. Ama sıradan insanlar için hiçbir şey. Peki kelebek, senin de yirmi dört saat ömrün var sonuçta. Peki gerçekten de yirmi dört saat sonunda yeniden doğmak yerine hiçliğe karışsaydın? Yani son bir yirmi dört saatten bahsediyorum. Bir daha başlangıç imkanı bulunmayan. Son bir yirmi dört saat. Yaşaman için yeter miydi? Gerçekten yaşamaktan bahsediyorum. Öylece ayak uydurmaktan değil. Yirmi dört saatin kalsa, ne yapardın? "Bu dünyada hiçbir şey rastlantı sonucu meydan gelmez." Bu cümleyi okuduğumda; bu dönemde bu kitabı seçmemin rastlantı sonucu olmayabileceği geldi aklıma. O kadar kitap arasından bu kitabı seçtiysem, vereceği mesaj, hayatımın bu dönemini aydınlatabilir diye düşündüğümü hatırlıyorum. Aydınlatmak çok iddialı olsa da, en azından minik bir farkındalık kazandırdı bana bu kitap. Kitabın içeriği, karakterler, kurgu, konu beni pek fazla tatmin etmese de vermek istediği mesajlar çok net ve etkileyiciydi. "Bir kelebek gibi, yirmi dört saat ömrüm kalsaydı ne yapardım?" sorusunu sordum kendime, ve aldığım cevaplar canımı yaktı. Gerçekten de yirmi dört saat ömrümün kalıp kalmadığını kim bilebilir ki? Her an ölebilirim ve ben henüz hiç yaşamadım. Hiç sokaklarda sabaha kadar dolaşmadım, hiç aşık olmadım, hiç sarhoş olmadım ve kırgınlığı, nefreti, sevgiyi, öfkeyi, mutluluğu dibine kadar yaşamadım. Hiç sokakta dans etmedim, hiç köpek beslemedim, kimsenin suratındaki gülümsemenin sebebi olmadım. Hiç yaşamadım. Elimden geldiğince Veronika gibi
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,3bin okunma
Norwegian Wood
9/10
·374 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2020 18:51
Bu kitaba başlarken "okuduktan sonra eskisi gibi olamayacakmışım gibi hissediyorum" demiştim. Öyle de oldu. Kizuki, Naoko, Faşo, Hatsumi, Midori'nin babasını bende kaybettim ve acısını kalbimde yaşıyorum. Bilardo masası ve Pepsi görünce aklıma Kitoki gelecek, Naoko'yla şehri baştan aşağı yürüyeceğim, Faşo'yu merak edeceğim ve ne yapıyor olabileceğini tahmin edeceğim. Reiko gitar çalıp şarkı söylerken ona eşlik edeceğim, sigarasını yakacağım. Kucağımda martıyı seveceğim. Midori'yle yemek yiyip saçma sapan konulardan konuşacağım, onunla sinemaya gidip porno izleyeceğim. Nagasava'nın insanlarla kolayca ilişki kurabilmesine ve tuhaf düşüncelerine hayran olacağım. Midori'yi aradığımda telefonu ablası açacak, o iyi kalpli balıkçı bana viski ikram edecek. Ve Vatanabe'yle Tokyo'nun her yerini gezip sahilde uyku tulumumuzda uyuyacağız, bira ve viski içeceğiz, her pazar günü çamaşırımızı yıkayıp ütü yapacağız ve pazar, sadece pazar günü zembereğimizi kurmayacağız. 
Edebiyat
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma