"Bir seferinde bir kadın görmüştüm, yakası iyice açık bir entari giymişti, gözleri donuk donuk bakıyordu, hava eksi beşken Ljubljana sokaklarında dolaşıyordu. Sarhoş olduğunu sandım, ona yardım etmeye davrandım, ama ona ceketimi verme önerimi reddetti. Belki de onun dünyasında mevsim yazdı, bedeni onu bekleyen kişinin tutkusuyla ısınmıştı. O kişi yalnızca onun deli hayallerinde yaşasa bile, istediği gibi yaşamaya ve ölmeye hakkı vardı, ne dersin?"
Milyonlarca insan hem fiziksel hem zihinsel hem de manevi olarak çürürken kimse bu kötü kokuyu almıyor; zira herkes kokuşmuş. Herkes kokuya karşı hissizleşti, ona alıştı. Bunun böyle olması gerektiğini düşünüyorlar. Peki, gerçekten böyle mi olması gerekir?
Milyonlarca insan kendisini uyuşukluğa götüren korkunç bir yoksulluğun içine doğuyor ve böyle yaşayıp ölüyor. Böyle olması gerekirmiş!
Birçoğu doğuştan yetenekli milyonlarca insan, hayatını aptal hayvanlar gibi sürdürmektedir. Bunun da mi böyle olması gerekir?
Milyonlarca kardeşiniz kaba ve acımasız, alçak ve ahlaksız bir ruha sahip. Böyle mi olmalı?
Bu 'olmalı' lafı sizi utandırmıyor mu? Utanç verici toplumsal aptallık ve umursamazlık da mı olmalı?
Anne ve babaların çocukların beynini ve ruhunu işlemeden bırakması ne akla uyar ne de vicdana. Onları sevgi dolu ilgiden mahrum etmeniz kabul edilemez, dahası bu ahlaksızlık ve suçtur. Çocukların iyi terbiye edilmemesi sadece aileyi değil toplumu ve devleti de ilgilendiren bir sorundur.