Sonu gelmez kavgalar, yeni kaba tavırlar, yeni küfürler. Aile içindeki huzurlu sohbetlere de bakın. Her tarafta iftiralar, boş, sıkıcı gevezelikler, küçük sızlanmalar; üçbeş kuruş fazla paranın, renkli giysilerin ve ufak bir zamın konuşulduğu küçük hayallerden ibaret sohbetler.
Çocukların on beş-yirmi sene boyunca kurbağalar gibi eşelendikleri yoğun bataklık küfüne benzeyen bir ortam. Ve sonra, gençlerin neden kartallar gibi göklere çıkmadıklarına, neden kanatlarının olmadığına şaşıran ebeveynler.
Aydın olmak; güzel kıyafetler giymek, kolalanmış yaka takmak ve başında modern bir şapka taşımaktan ibaret değildir. Aydınlar halkın beynidir. Halk, sizleri okuduktan sonra iyi bir maaş almak, akşamları vaktinizi kahvehanelerde geçirmek ve sözde okuma salonlarında iskambil da domino oynamak üzere yetiştirmemiştir. Bu durumda bir aydın değil zeki bir küfsünüz. Halkın zihnini, iradesini ve kudretini, halkın bilincini ve düşüncesini uyandıracak olan sizlersiniz.
İnsanlar beyinlerini uyuşturma yöntemlerine göre sınıflara ayrıldılar. Hepsi kendini kandırdı. Benim kandıracak kimsem yoktu. Çünkü kanmış olarak doğmuştum!
Belki de tek sorun şuydu: biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk. Belki görünce istediğimiz, uğruna yaşadığımız şeyi hatırlarız diye.