"Ana, sen eskiden hiç böyle değildin."
Onun yüzü katılaştı, gözleri soğuklaştı. "Hiç evim yıkılmadıydı," dedi. "Ailem hiç sokakta kalmadı, yollara düşmediydi. Satmak zorunda kalmadıydım hiç... Her şeyi!
Kurt gibiydim. Şimdi de sansar gibi oldum. Ava çıktın mı güçlüsündür. Kimse avcının üstesinden gelemez. Ama avlanan sensen, o zaman durum değişir. Bir şeyler oluverir sana. Güçlü değilsindir artık. Öfkeli olabilirsin ama, güçlü değil. Benim peşimde uzun süredir avcılar var. Kendim avcı olmayalı epey zaman oldu.
Bazen üzgün insan o üzgünlüğü konuşa konuşa atıverir ağzından dışarı. Bazen öldürecek olan, konuşa konuşa cinayeti bile çıkarır içinden, kimseyi öldürmesine gerek kalmaz.
...o ürün büyüdüğü, hasat edildiği zaman, kimsenin eli sıcak toprak topağına değmemiş, kimsenin parmakları arasından yere toprak elenmemiş olacaklı. Ne kimse tohuma eliyle dokunmuş, ne kimse büyümesi için özlem duymuş olacaklı. İnsanoğlu kendi yetiştirmediği şeyi yiyecekti. Ekmeğiyle arasında bir yakınlık olmayacaktı. Toprak o demirlerin altında doğuracak, yavaş yavaş o demirlerin altında ölecekti. Söz konusu olan sevgi ya da nefret değildi çünkü. Ne hayır dua vardı ortada, ne lanet.