Evet, olanı biteni görmezden gelerek, boyun eğerek, el etek öperek, saraya yanaşmak için olmaz türlü rezilliği göze alarak, zavallı hayatlarını sürdüren şahsiyetsizler oldu elbette. Böylesi bir hayatı tercih etmektense ölmeyi yeğlerim ki, senin de aynı kanıda olduğundan eminim. Senin o boyun eğmez, dizgine vurulmaz ruhun da eminim benimle aynı hisleri paylaşırdı. Hep söylediğim gibi bizi buluşturan genç bedenlerimizin arzularından çok, boyun eğmeyen kalplerimizdi, yeni olanı keşfetmeye açlık duyan ruhlarımızdı. Sen edebiyatı seçmemizi istedin. Evet, edebiyat, sonsuz bir isyandı. Politika gibi sadece bu devirle, bu dönemle, bugünle sınırlı değildi. Evet, belki edebiyat kurtarıcımız olabilirdi, lakin inkılap beni hazırlıksız yakaladı. Ardı ardına sökün eden olaylar, büyük acılar, büyük umutlar, o naif gençlik hayallerimizi geçersiz kıldı. Sakın mazeretler bulmaya çalıştığımı, bahaneler icat ettiğimi sanma! Hayır, kendi kusurlarımın, kendi mesuliyetimin farkındayım. İstiyorsan o itirafı da yaparım: Evet, hatalı olan benim, ne olursa olsun, karşı koyabilirdim. Haklısın, bu sevdaya sahip çıkabilirdim, Yapamadım, haklısın, isyanın cazibesine kapıldım. İnkılap, aşka üstün geldi.
Keşke o zamanlar söyleseydim sana bunu. "Artık fikrimi değiştirdim, artık şahsi hayatlarımızın hiçbir önemi yok,koca bir imparatorluğu kurtarmanın yanında bizim küçük sevdamızın ne önemi olabilir?" diyebilseydim. Yapamadım.