İlayda Ayhanoğlu

İlayda Ayhanoğlu
@ilaydayhanoglu
3 Eylül
18 okur puanı
Aralık 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Hepimiz hapistik aslında, dünyada. Hepimiz de bir yerlere kapanmıştık, isteyerek. Farkımız var mıydı, uygar dünyanın mozaşist delilerinden? Kendilerine birilerinin zarar vermesinin, aşağılayıcı sözler söylemesinin hayalini kuranlardan farkımız var mıydı?..
Sayfa 432·Kitabı okudu
Reklam
Belki de kötülüğü ağır basan bir vicdan topalıydı babam, hepsi bu. Belki de kendi babası yüzünden böyle olmuştu. O da kendi babası yüzünden… O da kendi babası yüzünden… O da kendi babası yüzünden… Sonuçta hepimiz, hayatta kalanların çocukları değil miydik? Savaşlar, depremler, kuraklıklar, katliamlar, salgınlar, işgaller, kavgalar ve felaketlerden sağ çıkanların çocukları… Dolandırıcıların, hırsızların, katillerin, yalancıların, muhbirlerin, hainlerin, batan bir gemiden ilk kaçanların ve de başkalarının ellerindeki cansimitlerini söküp alanların çocukları… Sağ kalmayı bilmiş olanların… Sağ kalmak için her şeyi, ama her şeyi göze almış olanların… Bugün hayattaysak eğer, soyağacımızdan birileri “Ya o ya ben!” dediği için değil miydi? Belki de kötülüğün ağır basması bile değildi bu. Doğal olandı… Sadece bize çirkin geliyordu, o kadar… Ama doğada çirkinlik diye bir şey yoktu… Güzellik de… Gökkuşağı sadece gökkuşağıydı ve hiçbir doğa bilimleri kitabında altından geçilebileceğine ilişkin bir bilgi yoktu.
Oysa dünyadaki eski, yeni bütün toplumların tarihsel evrimi, ne Ibn Haldun'un ne Vico'nun ne Aguste Comte'un ne de Karl Marx'ın ileri sürdükleri evrim şemalarına göre gerçekleşmiştir. Görülüyor ki tarih felsefesi, belirli bir tarihsel gerçeği anlamak ve açıklamak için şemalaştırdığı genel evrim yasalarına göre yaklaşımını belirleyerek gerçeği zorlamakta ve çarpıtmaktadır. Oysa her toplum, tarihsel evrim içinde kendi somut ve özel gerçeğini ortaya koymaktadır. Her toplum, kendi evrim özelliğini gösterirken, tarih felsefesi denen düşünce biçimi ya da tarih felsefesi yapanlar, bütün insanlığın yaşantısını ya da bütün toplumların genel evrimini açıklamaya kalkışmaktadır. Aslında bu, bütünüyle öznel tutumların ve gerçekte karşılığı olmayan öznel sınıflandırma ve şemalaştırmaların sonucudur
Sayfa 51
Belirli bir sınıflı toplumdaki etnik kimliklere ya da dinsel kimliklere ya da cinsiyet kimliklerine, ayrı ayrı bir genel/egemen belirleyicilik etkisi yüklemeye çabalamanın, o toplumdaki -başta sınıfsal çelişki olmak üzere- değişik başka çelişkileri göz ardı etmek demek olduğu bilinmelidir. Bu çabalamanın, siyaseti bilimsel gerçeğin önüne geçirmek isteyen bir ‘yöntem körlüğü’nden kaynaklandığını söyleyebiliriz.
Sayfa 25
Aynı zamanda bir moda kavram olarak güncelliğini sürdürebilen kimlik kavramına gelince, psikoloji sözlüklerinin çoğunda yer almayan kimlik kavramı, nadiren yer aldığı kimi psikoloji sözlüklerinde de 'aidiyet' olarak tanımlanır. Öte yandan kimlik kavramının hiçbir sosyoloji sözlüğünde de yer almadığı görülmektedir bu yer almayış, bizce de doğaldır. Çünkü sosyoloji, ancak göreli bir gerçek olan/özel bir gerçek olan kimlikleri ya da farklılıkları incelemez. Bireysel kişilik psikolojinin konusudur. Sosyoloji, bütünlük/bütünlükler olanaklarının bilimi olarak, toplumsal kişilikleri inceler. Bu bakımdan sosyolojide kişilik konusu, sosyolojinin bir toplumun tümünü incelemesi gerektiğinden, toplumsal kişilik/temel kişilik/ulusal kişilik/ortak kişilik/modal kişilik/kültürel kişilik olarak incelenir. Çünkü psikolojideki bireysel kişilik olsun, sosyolojideki toplumsal kişilik olsun, bütün kişilikler, kimlikler içinde ve kimliklerle gerçekleşir, yani kişilikler bir kimlikler yumağı olarak gerçekleşir. Bu gerçekleşme bir örgütlenmedir; dinamik bir örgütlenmedir. Ve bireysel olsun, toplumsal olsun, kişiliklerin örgütlenmesi, kimliklerle ilişkilerinin sürmesine ya da sürmemesine göre değişir, değişmektedir. Olgu olarak durum buyken, etnik özellik gibi, cinsiyet özelliği gibi, farklı dinsel inanç gibi, farklı siyasal ideoloji gibi kimliklerden her birinin tek başına temel ya da egemen belirleyici olarak algılanması, yanlışla işe başlamak demektir. Çünkü tek başına hiçbir kimlik ya da farklılık, bir bütün hareket yansıtmaz; çünkü insan yaşayışı, birbirlerinden ayrı, birbirlerine bağımlı olmayan olayların/olguların rasgele bir yığını değil, tersine, olaylarin/olguların birbirlerine bağlandıkları, birbirlerini karşılıklı olarak etkiledikleri, bağlantılı, birleşmiş bir bütündür.
Sayfa 24
Reklam