Zihinlerimizde ve kalplerimizde şu iradeyi korumalıyız: açıklık iradesini, aklın berraklığını, büyüklük ve risk duygusunu; insan türünün -belki de türün ilk ve doğal koşullarından ölçüsüzce uzaklaşarak-içinde kendini bulduğu bu olağanüstü serüvenin duygusunu...ve nereye gittiğini bilmeden gidişini!
İktidar, ona atfetmek istediğimiz güçten başka bir güce sahip değildir; en kaba olanı bile inanç üzerine kuruludur. Her an ve her yerde etkide bulunacakmış gibi, gerçekte yalnızca bir noktada ve belli bir anda harcayabileceği gücü ona ödünç veririz. Kısacası, her iktidar, varlığı, tek dayanağı şu olasılık (üstelik çok büyük bir olasılık) olan bir kredi kurumunun tam durumundadır: bütün müşterilerin aynı gün gelip mevduatlarını istemeyecekleri olasılığı. Herhangi bir iktidar, herhangi bir an, imparatorluğunun bütün noktalarında aynı anda gerçek güçlerini ortaya koymaya çağrılsaydı, bu iktidar, bütün bu noktalarda neredeyse sıfıra eşit olurdu...
En büyük tinler her zaman kuşkucu tinlerdir. Yine de hepsi bir şeye inanır: onları daha büyük kılabilecek her şeye inanırlar. Mesela Napoléon'un durumu böyledir: yıldızına, yani kendisine inanıyordu. Oysa ortak inançlara inanmamak, apaçık ki kendine -çoğu kez yalnızca kendine-inan-mak demektir...