Pierre Rivière

Pierre Rivière
@ilcavaliereinesistente
Eğri basma şöyle olur, doğru basma böyle olur.....
Puan vermedi·384 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 06:07
Bu kitaba dair söylenecek şey zannımca başlığa da koyduğum "Eğri basma şöyle olur, doğru basma böyle olur..." ifadesinden anlaşılacağı üzere yahut da daha doğrusu benim anlamı oraya yakın bulduğum şekliyle hep bir ikilem içinde yaşamak zorunda kalan insanların hâl-i pür-melâli üzerine bir roman olduğudur. İflahsızın Memmed için düşüncelerinde gezer yaşam çoğu zaman, yaşanmışcasına; virtüel... Meseleleri, davranışlarını, yapıp edeceklerini, konuşacaklarını düzenler durur. Düzenledikleri düzlüğe çıktıklarında lâkin nereye adım atacağını pek de bilemez. Romandaki birçok kahraman için böyle bu, farklı derecelerde olmakla birlikte....Aktüelin alanında, güçleri/kudretleri nispetinde eğrileri ve doğrularıyla vücut bulan insanlar arasında toplumsal açıdan kudreti itibariyle daha düşük konumlarda yer alanlar, eğrileriyle de doğrularıyla da ne yapacaklarını bilemezler; insanlık savaşının ortasında bir anda kendi olmaklıkları ile değil olması gerekenlerle karşı karşıyadırlar. Eğer kudret derecesi açısından yeğinlikli bir konumda değillerse, hangi alanda neyi yapacaklarının karar vericisi de kendileri değildir pek. Bazen eğri ile bazen doğru ile bir o yana bir bu yana çarpıp dururlar. Sırf bu yüzden roman kahramanları bazen yarattıkları eğrilik alanlarında rahatlığına kavuşurlar bir süreliğine... Gariptir gibi gelse de pek garip değildir bu ülke kendini görünür alanında kendi öz yurttaşından sakınmıştır , hatta görünür alana çıkarmamıştır bile çokluk, geçmiş televizyon yayınlarımız bunun bizatihi örneğidir. Susuz Yaz filmi ve uğradığı sansür de bunun bizatihi örneğidir. Böyle bir Türkiye yok olamaz da... Böyle buyurdu kudretlilerimiz... Ülkenin asker ocağında, cephesinde, tarlalarında, inşaatlarında, ormanlarında, her türlü ağır iş alanlarında görünür olanlar kent meydanlarında
Gurbet KuşlarıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20201,529 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·576 syf.··
2024 47. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2024 02:40
Niksar Caddesinden başlayıp horuda son bulurdu sokağımız. Horu daha sonra içinden yol geçene kadar muamma bir alandı. Neler yoktu ki orada, cinler, periler, belki dev gençler... Yol açıldığında cüretimin eşlik ettiği korkuyla geçmiştim oradan... Sokağımızda ürkütücü kırmızı yazılar vardı duvarlarda. Melek teyzenin evinin duvarında daha kocaman. Dev bir genç yazmış. Muhtemelen gece yazmış. Melek teyzenin oğlu vurulmuş, fötr şapkalı Abdi amcanın oğlu da öyle. Yoklar o yüzden. Geceleri tekin değil hiç. Ramazan davulcusu penceremin önünde çalıyor. Perdeyi aralayıp cüretimin eşlik ettiği korkuyla bakıyorum. Eski cami direk ister... Sokağın horuya bakan tarafında söğüt ağacı var. İnce söğüt dallarını başımızdan aşağı sarkıtıp kızılderelilik oynuyoruz. Hiç western filmi görmedim o zamanlar, TV zaten hak getire. İzleyenimiz var mıydı bilmiyorum ama dilin topluca sürçmesi işte Kızıldereli yapmıştı bizi... İlkokulda İstiklâl Marşı okurken görmüştüm asıl dil sürçmesini... O benimdir o benim milletimin-diss ancak... Yaklaşık 700-800 çocuk bir ağızdan ve hiç bozmadan oraya geldiğimizde diss ancak dedi ve bu böylece epey sürdü, müdür yardımcısı müdahale edip bozana kadar. İlk kim dedi sahi ve nasıl topluca katıldık, muamma... Kentin her tarafında yazılar, kasabada da öyle. Ama bir zamanlar işte. Sonra sıyrılıp gelen seherle Mahir'in türküsü çalmaya başladı etrafta ve sonra, evet en sola... Duvardaki yıldız yumruk gibi silikleşti sonra... Kitapta geçenlere dair bir şeyler, yıllarca dedik ve demekteyiz de hâlâ. Yine de bir çok kısımda Ertuğrul Abi ile farklı yerlerdeyiz. Bir önemi yok devrimci arzunun cüreti duruyorsa hâlâ... Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâde...
Darbeden Sonra Devrimci Yol 1980-1992Ertuğrul Bilir · Notabene Yayınları · 01 okunma
Puan vermedi
• Don Kişot yel değirmenlerini bırakıp değirmencilerle savaşırsa! “Çılgın bir adamın, donuk, cansız bir dünyada ne yapacağı”nı modern romanın temel meselesi olarak gören G.K. Chesterton, Cervantes’ten miras kalan girişimi sürdürür ve hatayı doğru biçimde işlemek teşebbüsüne girişir, teşebbüsün bu biçimde işlenmesi Don Kişot’un ölümüyle nihayet bulmak yerine, miadını dolduran aklın yeniden hükmeden bir gerçeklik olarak bâki kalması yerine aklın dışına taşan durumun gerçekliğin yerini karşı-gerçeklik olarak almasıyla nihayet bulacaktır. Hatalı girişim hatadan (doğru olandan) ayıklanır, Don Kişot’un hikâyesi yeniden yazılır, Dülsina'ya kavuşarak bu kez: ”İit in matrimonium.” • Oyun kendi karşıtına dönüştüğünde yahut temsile karşı karşı-temsil Aktör rolü icra etmek istemez rolün yaşanacağı olayın koşullarının açığa çıkmasını ister, hayatın akışına uygun gerçekliği reddederek karşı-gerçekliği yaratmaya girişir ki bu karşı-gerçeklik, var olan gerçeklik gibi ifade edilebilecek mefhumdan ziyade onun yıkıma uğratılmasından ibarettir yahut Leninist bir girişimle karşı-gerçeklik nesnel dünyayı yansıtan bir girişimden öte onu yaratan girişime dönüşür ki burada yaratılan sanat olarak hayattır yahut Oscar Wilde’den ödünç alarak ilerleyecek olursak sanatı taklit eden hayata dönüşür. Aktörün aracılığıyla karşıda seyredilen oyuncu olarak kendisi, temsil perdesini yırtarak, hayatı oyuna dâhil eden sürecin de üzerinden sıçrayarak, bizzat hayatın kendisini oyuna, oyunun gerçekliğini açığa çıkaracak olayın koşullarına dönüştürür ve aktör için kutsal bir kehaneti taşıyan tragedya sahnesi edimsel bir biçimde yaşanmaya başlar: “Otururken hain krallar tahtlarında rahatça Alışkanlık haline gelmiş utançlarıyla, Korkudan ölüyorlar bir kral dürüst olacak diye! Yıldızlar ne oyun oynamış, bu ne
Don Kişot'un DönüşüG. K. Chesterton · Okuyan Us Yayınları · 201057 okunma
Belki imkânsız bir düşüşün gerçekleştiğidir…
Puan vermedi·118 syf.··
2022 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2022 18:31
Düşüşün tarifinde kullanılacak yöntem çizim yerine dilin imkânları üzre olacağından vukua gelenin tahayyül edilmesi hayli zorlaşsa da yine de dilin imkânlarından yola çıkmak çizime kıyasla fizik yasalarının müdahalesinden daha uzak bir muhayyileye imkân vereceği için vaka üzerine şerh ettiklerimiz anlamı daha zor bir merhaleye sürüklese de daha açık kılacaktır şüphesiz. Yine de en nihayetinde düşen bir dişbudak ağacı yaprağıdır, bir masaya… Bu gayet kabil bir durumdur… Amma bu masada oturanlardan biri bu yaprağın Bergson’a ait olduğunu söylemişse, bundan sonrasında Bergsoncu düşüşü fizik kanunlarına göre açıklamaktan ziyade şerh edilmesi gereken şeyler vardır. Evvela çatı görevi görmekte olan bir örtüde zaten durmakta olan yahut oraya yeni düşen bir yaprağın çatının altında oturmakta olanların önüne düşmesi için akış yönüne ters bir rüzgârın tesiriyle kıpırdanması, zıt yönde hareketin mukabil olmadığı zamanda da yer çekimi etkisiyle eğimin aşağı yönüne doğru yuvarlanması, çatı kenarından aşağıya düşecek iken de masa ile çatı arasındaki pek büyük olmayan aralıktan yine aynı ters rüzgârın nispeten daha kuvvetli tesirini yakalayarak gidiş istikametinin tersi yöndeki masaya doğru hareket etmesi gerekmektedir. Düşme bir Bergson hatırlatıcısının önünde son bulur. Buraya kadar olanları gayet normal de bulabilirsiniz lâkin çatının altında oturan bir Bergsoncu ve Bergson hatırlatıcısı, düşen dişbudak yaprağının kati biçimde Bergson’a atıf içeren bir yaprak olduğunu düşündüğünüzde fiziki ihtimallerin düşüklüğü yanına bunları da eklersek iş hayli güçleşir. Yazdan kalma bir Bergson anısını hatırlamak hemen ve bunu diyeceği kişinin Bergsoncu olarak karşısında bulunması da ihtimali düşürür… Amma bir gerçekleşmiş olan artık imkânsız değildir... Bundan sonrası elbette falları
Gürültülü YalnızlıkBohumil Hrabal · Notos Yayıncılık · 2021681 okunma
benim sesimle konuşan birini duydum**
Puan vermedi·44 syf.··
2022 17. kitabı
“Ölümün bizzat kendisi tarafından ölmesi engellenmiş genç bir adam -henüz genç olan bir adam- ANIMSIYORUM.”* Başlığı kendisini, anlatısı ise genç bir adamı işaret eden bu kısa metinde her ne kadar kendisi bahsetmese de sondaki nottan ve incelemeden bu gencin Maurice Blanchot olduğunu öğreniyoruz. Eğer öğrenmemiş olsaydık bile bu metinde “ANIMSANAN” şey bizi uzağa mı götürürdü ondan? “Ancak ve ancak kendilikle tanıklık edilebilecek bir olay” şayet kurgu değilse bu “açıklıkla” dile getirilebilir. Öyleyse bu açıklıkla kendilik arasındaki “mesafe-kesinti” nereden kaynaklanır? Metinden çıkacak muazzam soru budur ve yine metnin sonundaki küçük kısımdan ve incelemenin verdiği bir detayı spekülatif bir biçimde açarak metni okumayı daha da muazzam biçimde saçaklanan bir uğrağa taşıyabiliriz. “Sonraları Paris'e döndüğünde Malraux ile karşılaştı; (kim olduğu bilinmeden) esir alındığını ve kaçmayı başardığını, o esnada bir elyazmasını kaybettiğini söyledi Malraux ona. "Sanat üzerine düşüncelerden ibaretti bunlar, kolaylıkla yeniden oluşturulabilir, ama bir elyazması için mümkün olmayacaktır bu". Paulhan'la birlikte sorup soruşturdu, ama bu soruşturmalar suya yazı yazmaktan öteye gidemedi. Bunun bir önemi yok. Bütün bir geriye kalan, ölümün ta kendisi olan o hafifleme hissidir, ya da daha doğrusu bundan böyle daima muallakta kalacak olan o ölüm anımdır.”* Blanchot da Malraux da bir el yazmasını kaybeder. Malraux yeniden yazabilir çünkü sanat üzerine düşüncelerdir. Blanchot ise yeniden yazamaz, geri dönüşsüz biçimde yitirmiştir. Yazı bir olay-yazıdır ve olayın kendisi yazmada vuku bulmuştur. Geriye kalanı anlatının başlığına taşır Blanchot, içinde kendisiyle arasındaki mesafeden kendisini anlatır. Daha doğrusu bu mesafe olayın artık tanıklığı olduğu için, tanık olunamayana
Ölüm AnımMaurice Blanchot · Encore Yayınları · 2012245 okunma