"Yarın edebiyatta, felsefede, estetikte neyin ölü neyin diri olacağını kimse söyleyemez. Hangi fikirlerin ve hangi anlatım biçimlerinin kayıplar listesine yazılacağını, hangi yeniliklerin ilan edileceğini henüz kimse bilmez."
"Umut, kuşkusuz, kalır ve yarı sesle şarkısını terennüm eder:
Et cum vorandi vicerit libidinem
Late triumphet imperator spiritus.
Ama umut, varlığın, kendi tininin kesin öngörülerine karşı duy duğu güvensizlikten başka bir şey değildir. Varlığa olumsuz her sonucun, tinin bir yanılgısı olması gerektiğini fısıldar. Oysa olgular açıktır ve acımasızdır: Binlerce genç yazar ve genç sanatçı ölmüştür. Avrupa kültürüne dair yanılsama yitirilmiştir ve bilginin hiçbir şeyi kurtarmaya muktedir olmadığının kanıtı ortadadır; bilim, ahlâki iddialarında ölümcül biçimde yaralanmış, uygulamalarının zalimliğiyle adeta onurunu yitirmiştir; idealizm güçbela galip çıkmış, derinden yaralanmış, düşlerinden sorumlu hâle gelmiştir; gerçekçilik hayalkırıklığına uğramış, yenilmiş, suçlarla ve hatalarla ezilmiştir; açgözlülükle vazgeçiş eşit ölçüde aşağılanmıştır; inançlar kamplarda birbirine girmiştir- haç haça karşı, hilal hilale karşı; hatta kuşkucular bile, böylesine ani, böylesine şiddetli, böylesine sarsıcı olaylar karşısında sersemlemiş, düşüncelerimizle kediyle farenin oynadığı gibi oynamaktadır -kuşkucular kuşkularını yitirir, yeniden bulur, yeniden getirir ve artık tinlerinin hareketlerini nasıl kullanacaklarını bilemez hâle gelirler."
Ama insan, kendi içinde, çevresi ile sürdürdüğü dengeyi bozacak olanı barındırır. Onu hoşnut eden şeyden hoşnutsuzluk duymaya yetecek olan şeye sahiptir. Her an, olduğu şeyden başka bir şeydir. İhtiyaçlarından ve bu ihtiyaçların doyumlarımdan oluşan bir kapalı sistem oluşturmaz. Doyumdan, nasıl olduğunu bilmediğimiz bir güç fazlası üretir; bu fazlalık bizzat doyumunu altüst eder. Bedeni ve iştahı daha yeni yatışmışken, onun en derininde bir şey kımıldanır; onu rahatsız eder, aydınlatır, kışkırtır, kamçılar, gizlice yönlendirir. Ve bu şey Tindir- tükenmez sorularıyla silahlanmış Tin...
.... Hem öne geçen hem geride kalan; hem kuran hem yıkan; hem rastlantı olan hem hesaplayan odur. Dolayısıyla gerçekten de "olmayan"dır ve "olmayanın aracı"dır...
Barış, sürecinin içine sevgi ve yaratım eylemlerini kabul eden bir savaştır; bu yüzden de ölümden daha derin ve daha karanlık olan hayat gibi, savaşın kendisinden daha karmaşık ve daha müphem bir şeydir.
Öyleyse, bütün ayrıntılardan soyutlanır ve yalnızca hızlı izlenime, anlık bir algının verdiği doğal toplama sadık kalırsam, şunu görüyorum -hiçbir şey!- Hiçbir şey; ama son derece zengin bir hiçlik.
... Alman halklarının en büyük erdemleri, tembelliğin şimdiye dek yarattığı bütün kötülüklerden daha fazla felaket üretmiştir. Gözlerimizle gördük: bilinçli çalışma, en iyi eğitim, en ciddi disiplin ve uygulama, korkunç amaçlara hizmet eder hâle getirilmiştir.
Bu kadar çok erdem olmasaydı, bu kadar çok dehşet ve mümkün olmazdı. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok insanı öldürmek, bu kadar çok malı yok etmek, bu kadar çok kendi yerle bir etmek için elbette çok fazla bilgi gerekmiştir; ama ahlâkî nitelikler de en az onun kadar gerekmiştir. Bilgi ve Ödev, yani siz de mi kuşku altındasınız?