Şuna bakın, dedi, duyuyor musunuz ne diyor: “Ben Hazreti Meryem’in ipliğini yapan örümceğim,” diyor. Ve bu eski adam:
—Sonunun nasıl geleceğini bilmediğimiz için, hiçbir zaman ne yapıyoruz diye hüküm vermeye gerek yoktur.
Artık tartışmıyorum, öyle kesin bir tavırla bunu reddetti ki… bilgisizlik her zaman ilerleme vaatlerine karşı, böyle inatla karşı koyar. Ne söylersen söyle boşuna.
Şişko Lamuse:
- Biz asker değil, insanız! dedi.
Akşam çöktü, ama bu söz sabahtan, daha doğrusu aylardan beri burada bekleyenleri parlak bir ışıkla aydınlattı.
Buradaki adamlar iyi, sıradan adamlar. Hayatlarından ve hayattan birdenbire koparılmış zavallı adamlar.
Evet buradakiler sadece insandılar. Hayattan koparılmış sıradan adamlar. Yığınların içinden seçmeden toplanmış kimseler olarak, onlar cahil, dargörüşlü ve hiçbir şeye kıymet vermeyen, aklı selim sahibi fakat zaman zaman sapıtan kimselerdir.
Başkalarının idaresine kendilerini kolayca terk edebilen, kendilerine ne yapmaları söylenirse onu yapan ve uzun zaman ıstırap çekmeye tahammül eden biçareler.
Bundan, bir buçuk yıl önce, memleketin her köşesini terk edip, burada, sınırda toplanmış olan bu adamların düşüncesi böyleydi. Anlamaktan vazgeçmek, kendisi olmaktan vazgeçmek, yaşamayı ummak ve en iyi şekilde yaşamak için mücadele etmek.
Şimdi başka vaziyette bekliyoruz. Savaşta hep beklenilir. İnsan bir bekleme makinesi olup çıkar.
Şu dakikada çorba bekliyoruz. Daha sonra mektup bekleyeceğiz. Fakat her şeyin bir vakti var.