Henri Barbusse

Henri Barbusse

Yazar
8.9/10
27 Kişi
·
36
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.507
Gösterim
Adı:
Henri Barbusse
Unvan:
Fransız Romancı / Şair / Gazeteci / Komünist
Doğum:
17 Mayıs 1873
Ölüm:
Moskova, 30 Ağustos 1935
Fransız şair, roman ve biyografi ya­zarı. I. Dünya Savaşı anılarını işlediği savaş aleyhtarı romanlarıyla tanınır. 17 Mayıs 1873′de Asnieres’te doğdu. Çocukluğu­nun bir bölümü İngiltere’de geçti. 1914′de 40 yaşını aşmış olmasına ve tüberkülozlu olmasına karşın gönüllü olarak Fransız ordusuna katıldı. Kendi İsteği üzerine cephede görevlendirildi. Savaşlardaki başarı­larından ötürü üç kez kahramanlık nişanı aldı. Sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine 1917′de ordudan terhis edildi. Ordudan ayrıldıktan sonra savaş aleyh­tarı olarak birçok uluslararası barış örgütünde çalıştı. 1935′de Üçüncü Enternasyonal’in yedinci kongresine delege olarak katıldı. 30 Ağustos 1935′de son yıllarını geçirdiği SSCB’de zatürreeye yakalanarak öldü. Barbusse edebiyat yaşamına 1895′de yayımlanan Pleureuses (“Ağlayan Kızlar”) adlı şiir kitabıyla başla­dı. Şiirlerinde simgeci bir dil kullanan şair, roman çalışmalarında doğalcı bir anlatım benimsedi. İlk romanı Les Suppliants’ı (“Ricacılar”) 1903′de yazdı. Bunu 1908′de L’Enfer (“Cehennem”) adlı romanı izledi. Barbusse’ün uluslararası bir ün kazanması başyapıtı Le Feu: journal d’une escoude (Ateş) ile oldu. Bu savaş romanında, siperlerdeki Fransız asker­lerinin yaşantılarını bütün ayrıntılarıyla ve gerçekçi bir üslupla anlatır. Savaşı hazırlayanların değil, savaş­tan kazanacak hiçbir şeyi olmayan askerlerin açısın­dan bakarak savaşı eleştirir. Gönüllü olarak savaşa giden bir yazar olarak, savaş aleyhtarı görüşlerini kendi yaşadıklarıyla birleştirerek işlemiştir. 1917′de Goncourt Edebiyat Ödülü’nü alan bu roman, aynı yıl içinde İngilizce’ye çevrilmiş ve ABD’de üst üste yedi kez basılmıştır. Savaşın dehşeti ve yol açtığı yıkıntılar daha sonraki döneminde Barbusse’ü bir bütün olarak toplumu eleştirmeye götürmüş, savaş aleyhtarı çalış­malarını sol siyasal bir tutum içinde sürdürmüştür.
Yanından geçtiğimiz şeyleri gerçekten görmek için ruhumuzun yükünü bir kenara bırakacak kadar zamanımız var mı?
Işıkta görüntümüz var. Oysa karanlıkta biz varız.
Karanlık, görünmeyeni resmeden mucizenin gerçekliğidir.
Gördüğüm o ki fedakarlık her ne kadar dürüst ve art niyetsiz olsa da içinde kendini yücelten bir kibir barındırıyor.
İstediğinizi söyleyin, dilediğinizi yapın, isyan edin, öfkeyle ayağa fırlayın, tartışın, tehdit edin, hepsi boşuna. Yalnızlık sonunda sizi alt edecek.
Her şeye rağmen gerçeğin zaferine inanıyorum.
Sahiden kardeş olan ve azgın bencilliklerin ve kargaşalıkların ortasında, adaletin ve gerçeğin birer heykeli olarak direnen o üç beş adamın büyüklüklerine inanıyorum. Bu gece kesinlikle inanıyorum ki, yeni bir düzen böyle insanların omuzları üzerinde kurulacak. Sonsuz acılar çeksek bile, insan düşüncesi ve yüreği daha fazla sindirilemez, sınırlanamaz; daha şimdiden devleşmeye başlayan insan iradesi çiğnenemez artık.
Henri Barbusse
Sayfa 274 - Yordam Kitap
Dünya Cumhuriyeti'nin doğuşunu şimdiden görür gibiyim. Terör, karanlık ve muhafazakarlık, dünya insanlarını aynı anda her tarafta uyandırmanın sınırsız zorluğu bile ulusları birbirine bağlayan, kardeş yapan o büyük gerçeği boğamaz. Fakat iktidarlar yerlerinde kalmak için direnirse, eğer kardeşçe çığlıklarla donanmış savaşçıların sesi kesilirse; işte o zaman sizlere hatırlatıyorum; dünyanın bütün ulusları, lanetli tarihlerin yorulmak nedir bilmeyen ve hep horlanan, hep yenik düşen insanları! Size sesleniyorum; adaletinize, öfkenize sesleniyorum. Sahilleri kasıp kavuran kavgaların, fırtınaların, kum çöllerine yerleştirilmiş sarayların ve anıların çevresinde; dalga dalga yükselen yeni bir şey var, gittikçe yaklaşıyor. Yapılan hatalar ölçüsünde devrimci oluyor gerçek. Çünkü devrim yepyeni ve şaşmaz bir düzeni müjdeliyor.
Henri Barbusse
Sayfa 274 - Yordam Kitap
Bir otel odasındaki delikten yandaki odayı gözetleyen isimsiz kahramanımızın şahit olduğu şeyler ve genel hayat hakkındaki görüşleri, çarpıcı sorgulamaları, yargılamaları ve sosyolojik çıkarımlarından oluşan eseri çok beğendim.

Kitabın büyük kısmında sanki kendi bedenine sıkışmış ve konuşamayan birinin içinden geçirdiği fısıltıları dinliyormuşuz havası veriliyor. Bu da ayrıca çok beğendiğim noktalardan biriydi.

Yazar bu eseri için her ne kadar röntgenci olarak görülse de "ben saf gerçeği anlattım." diyor. Yine eserde bu durum için "insanlar izlenmediğini düşündüğü zaman çok garip davranıyor." diyor.

Ayrıca eser için en eksiksiz ve en doğru tanımı yine yazarı yapıyor: "Doğal halleriyle yakalanmış bir insanlar defilesi."

Kısacası soranlara tavsiye etmekte tereddüt etmeyeceğim bir kitaptı. İyi okumalar. :)
Bazı kitaplar vardır, insanı dinlendirir. Bazı kitaplar vardır, size yalnız olmadığınızı hissettirir. Bu kitap böyle bir kitaptı. Otel odasının duvarındaki bir delikten tüm hayatı izleyen ve kendi hayatını unutan bir adam. Çok önemli çıkarımlar, hayatla ilgili çok derin cümleler var kitapta. Böyle büyük bir sosyal platformda, kitabın bu kadar az kişi tarafından okunmuş olması üzücü.
Savaşı savaşarak yenebilir misiniz?
Savaş militarizm midir?
Savaşlar gelecek içinde kaçınılmaz mıdır?
Savaş nedir?
Henri Barbusse şöyle açıklamış; Savaş, sadizme kadar ulaşan kötülük yapmak, zalimliğe götüren bencillik ve çıldırasıya bir zevk duymak isteğidir.
Birinci Dünya Savaşı'nda Fransa cephesinde bir düzine asker arasında geçen olaylar, konuşmalar, yaşananlar.
Oldukça sarsıcı ve etkileyiciydi.
"Yaşama duyduğumuz öfke dışında bir cehennem yok."

Kitap felsefi olarak yoğun bir anlatım olan kendi içindeki konuların anlatımıylada insanın bunları düşünmesini sağlayan sağlam bir sürükleyiciliği ve akıcılığı olan güzel bir eser.

Solipsizm felsefesinin derin bir incelemesi olduğunu kitabı okudukça kahramanı anlamaya çalıştıkça ben de anladım. Mesala kitaptaki şu cümle "İnsanları sevdiğim için değil.Zaten insanları sevdiğimiz doğru değil.Hiç kimse insanları sevmedi, sevmiyor ve sevmeyecek de.Kendim için, sadece kendim için,bir çeşit ölüm gibi, duyguların, huzurun, hatta hayatın üzerinde olan bu eksiksiz gerçeğe ulaşmaya ve ona sahip olmaya çalışıyorum." Ben merkezli düşüncenin bütününde bütün insanların yaşadığı duyguların yaratığı çaresizliklerin, acıların, mutsuzlukların vb bir sürü sosyolojik duygunun anlatıdığı ya da acığa vurulduğu ve kendisininde bunlar için cevap bekleyen kahramanın yoğun duygu karmaşasının anlatıldığı bir kitap.Bazı noklarda benim daha önce hiç düşünmediğim amaiçimizde var olan ve belki çoğumuzundan içinini kemiren var olmak, ölmek, bir dine ınanmak ve bir şeylere bağlı kalarak başka bütün düşüncelere kendimizi kapatmak gibi gibi bir sürü felsefi düşüncenin incelemesi.

Biz yaratılırken bize verilen erdem, inanç ve özgürlük bizim hayatlarımıza etkileri seçimlirimiz ya da
seçemediklerimiz.Kalbin ve aklın karşısında durduğu karmaşık duyguların sorgulayıcı ve bunları destekleyici düşüncelerini sağlam bir etkiyle anlatıp okuyanıda kişiyi de düşündüren yoğun bir kitap.Birde kitapta sürekli üzerinde durduğu yalnızlık ve hiçlik var Hepimizin hayatın içinde yalnız ve bir sürü sonra hiç olacığımız ve karanlığın ve yalnızlığın, oldukları yeri ve geçtikleri zamanı sildiği insanlar olduğumuz. İşte yazar bütün bunları felsefi olarak destekleyen düşüncelerle birleştirip bir otel odasında bir delikte karşı odayı izlerken kahramanımız gayet açık ve anlaşır ama yoğun bir şekilde bize anlatıyor.

Farklı düşünmeyi farklı bakabilmeyi ve bunları saygıyla karşılamayı öğrenmek için bence okunması gereken bir kitap:)
Bir otel odasında kendi dünyasına sıkışmış, odasının duvarına açtığı delikten dünyayı izleyen kahraman karşılaştığı gerçekler karşısında kendi dünyasına daha çok sıkışmaya başlar.

Hayatı ve kendimizi sorgulamaya dair anlatıya sahip bu kitap aynı zamanda akıcı bir dile sahip. Bir solukta okunacak kitaplardan.

Yazarın biyografisi

Adı:
Henri Barbusse
Unvan:
Fransız Romancı / Şair / Gazeteci / Komünist
Doğum:
17 Mayıs 1873
Ölüm:
Moskova, 30 Ağustos 1935
Fransız şair, roman ve biyografi ya­zarı. I. Dünya Savaşı anılarını işlediği savaş aleyhtarı romanlarıyla tanınır. 17 Mayıs 1873′de Asnieres’te doğdu. Çocukluğu­nun bir bölümü İngiltere’de geçti. 1914′de 40 yaşını aşmış olmasına ve tüberkülozlu olmasına karşın gönüllü olarak Fransız ordusuna katıldı. Kendi İsteği üzerine cephede görevlendirildi. Savaşlardaki başarı­larından ötürü üç kez kahramanlık nişanı aldı. Sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine 1917′de ordudan terhis edildi. Ordudan ayrıldıktan sonra savaş aleyh­tarı olarak birçok uluslararası barış örgütünde çalıştı. 1935′de Üçüncü Enternasyonal’in yedinci kongresine delege olarak katıldı. 30 Ağustos 1935′de son yıllarını geçirdiği SSCB’de zatürreeye yakalanarak öldü. Barbusse edebiyat yaşamına 1895′de yayımlanan Pleureuses (“Ağlayan Kızlar”) adlı şiir kitabıyla başla­dı. Şiirlerinde simgeci bir dil kullanan şair, roman çalışmalarında doğalcı bir anlatım benimsedi. İlk romanı Les Suppliants’ı (“Ricacılar”) 1903′de yazdı. Bunu 1908′de L’Enfer (“Cehennem”) adlı romanı izledi. Barbusse’ün uluslararası bir ün kazanması başyapıtı Le Feu: journal d’une escoude (Ateş) ile oldu. Bu savaş romanında, siperlerdeki Fransız asker­lerinin yaşantılarını bütün ayrıntılarıyla ve gerçekçi bir üslupla anlatır. Savaşı hazırlayanların değil, savaş­tan kazanacak hiçbir şeyi olmayan askerlerin açısın­dan bakarak savaşı eleştirir. Gönüllü olarak savaşa giden bir yazar olarak, savaş aleyhtarı görüşlerini kendi yaşadıklarıyla birleştirerek işlemiştir. 1917′de Goncourt Edebiyat Ödülü’nü alan bu roman, aynı yıl içinde İngilizce’ye çevrilmiş ve ABD’de üst üste yedi kez basılmıştır. Savaşın dehşeti ve yol açtığı yıkıntılar daha sonraki döneminde Barbusse’ü bir bütün olarak toplumu eleştirmeye götürmüş, savaş aleyhtarı çalış­malarını sol siyasal bir tutum içinde sürdürmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 36 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 86 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.