1000Kitap Logosu
Resim
Henri Barbusse

Henri Barbusse

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
87 Kişi
169
Okunma
39
Beğeni
3.104
Gösterim
Unvan
Fransız Romancı / Şair / Gazeteci / Komünist
Doğum
17 Mayıs 1873
Ölüm
Moskova, 30 Ağustos 1935
Yaşamı
Fransız şair, roman ve biyografi ya­zarı. I. Dünya Savaşı anılarını işlediği savaş aleyhtarı romanlarıyla tanınır. 17 Mayıs 1873′de Asnieres’te doğdu. Çocukluğu­nun bir bölümü İngiltere’de geçti. 1914′de 40 yaşını aşmış olmasına ve tüberkülozlu olmasına karşın gönüllü olarak Fransız ordusuna katıldı. Kendi İsteği üzerine cephede görevlendirildi. Savaşlardaki başarı­larından ötürü üç kez kahramanlık nişanı aldı. Sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine 1917′de ordudan terhis edildi. Ordudan ayrıldıktan sonra savaş aleyh­tarı olarak birçok uluslararası barış örgütünde çalıştı. 1935′de Üçüncü Enternasyonal’in yedinci kongresine delege olarak katıldı. 30 Ağustos 1935′de son yıllarını geçirdiği SSCB’de zatürreeye yakalanarak öldü. Barbusse edebiyat yaşamına 1895′de yayımlanan Pleureuses (“Ağlayan Kızlar”) adlı şiir kitabıyla başla­dı. Şiirlerinde simgeci bir dil kullanan şair, roman çalışmalarında doğalcı bir anlatım benimsedi. İlk romanı Les Suppliants’ı (“Ricacılar”) 1903′de yazdı. Bunu 1908′de L’Enfer (“Cehennem”) adlı romanı izledi. Barbusse’ün uluslararası bir ün kazanması başyapıtı Le Feu: journal d’une escoude (Ateş) ile oldu. Bu savaş romanında, siperlerdeki Fransız asker­lerinin yaşantılarını bütün ayrıntılarıyla ve gerçekçi bir üslupla anlatır. Savaşı hazırlayanların değil, savaş­tan kazanacak hiçbir şeyi olmayan askerlerin açısın­dan bakarak savaşı eleştirir. Gönüllü olarak savaşa giden bir yazar olarak, savaş aleyhtarı görüşlerini kendi yaşadıklarıyla birleştirerek işlemiştir. 1917′de Goncourt Edebiyat Ödülü’nü alan bu roman, aynı yıl içinde İngilizce’ye çevrilmiş ve ABD’de üst üste yedi kez basılmıştır. Savaşın dehşeti ve yol açtığı yıkıntılar daha sonraki döneminde Barbusse’ü bir bütün olarak toplumu eleştirmeye götürmüş, savaş aleyhtarı çalış­malarını sol siyasal bir tutum içinde sürdürmüştür.
487 syf.
·
6 günde
#1001kitap~~~ SavaşEdebiyatı-4
~~~NazımHikmetTavsiyesiyle~~~ Henri Barbusse 1873 Mayısında Asnieres (Sen) de doğmuştu. İlkin 1şiir kitabı, sonra da 1romanla edebiyata atıldı. 1908 de yazdığı «Cehennem» adındaki romanı edebiyat dünyasında epeyce dikkat çekti ki yazarla tanışma kitabımdır ve çokça sevdiklerim arasındadır, tüm psikolojik ve felsefi yanıyla. 1917 Martında Barbusse, iki arkadaşıyla beraber, «Eski Muharipler Cumhuriyetçi Derneği» kurar. Harpten sonra derhal Fransa'nın ve bütün dünyanın muhariplerini toplamağa gayret eder. 1919 da eski muhariplerle, harp malüllerini Lyon'da kongre halinde toplar. Ce gui fut sera (Olmuş olan, gene olacaktır... 1918) ve Clarte (Aydınlık 1919) isimli eserini veren Barbusse çok geçmeden Sovyetler Birliği'ne giderek uzun yıllar orada kalmış zaman zaman Fransa'ya dönmüş, bu arada Le Couteau entre les dents (Dişlerin arasındaki bıçak, 1922) Les Enchaînements (1925), Lenine (1934) ve Staline (1935) isimli politik karakterli kitaplar yayınlamış ve gene Sovyetler Birliği'nde ölmüştür... ~~~Henri Barbusse'ün Ateş'ini okumayan 1işçinin, 1emekçinin ve 1hakikî münevverin kafası 1parça yarımdır. Ve bu kitabı çevirerek kütüphanesine sokmayan 1dil, insan kafası ve yüreğinin en büyük değerlerinden 1inden mahrum kalmış demektir.~~~ Savaştaki yaşam hakkında, Birinci Dünya Savaşı sırasında yazılmış, yıkıcı ve gerçekçi 1roman olan Ateş, Nazım Hikmet'in de dediği gibi 1kitaptır. Cihan savaşında yaralanip, akciğerlerinden sakat kalan Henri Barbusse, 1916 da «Le Feu» yani «Ateş» ünvanlı eserini yazdı ki, bu eser 1917 Goncourt ödülünü kazanmıştır. Henri Barbusse bu romanında savaşın facia durumlarını anlatır zira Henri Barbusse'nin de içinde bulunduğu BüyükSavaş hakkındaki kendi deneyimine dayanan romanı, insanlığın şimdiye kadar kendisine verdiği en büyük korkulardan 1i olan durumun güçlü 1anlatımıdır yaşadıklarıyla, muhtemel oyüzden bukadar gerçekçiydi anlatılanlar. Fransız Taburu'ndaki, Fransa'nın dört 1yanından 1araya toplanmış ve yuva özlemi çeken sıradan adamlar grubu için, savaş, yalnızca hayatta kalma meselesi haline gelmiştir. Remarque'ın Batı Cephesinde (bu kitap da yine Savaş Edebiyatında en iyilerden 1i bence) olduğu gibi, Ateş de siperlerdeki yaşamların ya da yaşam sanılan olayların ifadesi gibi, cehennemin, beklemenin, pis kokusuyla ve monotonluğuyla apaçık herşey ortadadır... Savaşı hiç1acı yanı olmayan, sadece şerefli ve şanlı 1iş şeklinde görüp gösterenler tarafından büyük 1tepkiyle karşılanmış olan Ateş, ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasında olup, Barbusse'nin, savaşı hazırlıyanların değil de bizzat yapanların, yani basit askerlerin açısına geçerek savaşı yargılar ve siperlerin çamuru içinde geçen günlük hayatın gerçekçi ve dokunaklı 1tablosunu çizer. Ayni zamanda, kahramanlığın, Tanrısal 1atılımla ulaşılan insanüstü 1mertebe değil, 1çok acı ve fedakârlık pahasına gerçekleştirilen tamamıyla insani 1aşama şeklinde tasvir eder yazar, bu türde okuduğum kitapları genelde severim ki bu kitabı da çokça sevdim, iyiki daha fazla bekletmeden okudum. Herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar dilerim...
Ateş
8.7/10 · 51 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
272 syf.
·
5 günde
·
Puan vermedi
Arka Kapak Yazısı ile İhtilafa Düştüm
DİPÇE : Otuz yaşında olduğunu öğrendiğimiz anlatıcı bir bankada çalışmak üzere  taşradan Paris'e taşınır ve Lemercier adlı bir aile pansiyonuna yerleşir.Bir süre sonra kaldığı odanın yan odaya bitişik duvarında bir açıklık fark eder ve bu andan sonra odaya gelen pansiyonerleri gözetlemeye başlar. Aynı kişilerle zaman zaman pansiyonun yemek salonunda da karşılaşır ve insanların yalnız kaldığı anlar ile toplum içindeki tavırları  arasındaki o derin uçurumu, o örtülü tavırları görür. Hem bu iki hatta çok yüzlü tavırlara şahit oluşu hem odayı gözetleme dürtüsünün önüne geçemeyişi anlatıcıyı yavaş yavaş dış dünyadan koparır. Artık tüm hayatı odaya gelenlerin hikayelerine oradaki yalın hallerine bağımlı bir ortaklığa dönüşmeye başlar. Bu durum anlatıcıda insanlara karşı güvensizliğe ve derin bir yalnızlığa yol açar. Çünkü insan tam anlamıyla hayatın içindeyken onu görmez ve hakkında hiçbir şey bilmez bir aşırı uçtan öbürüne körlemesine geçer dolayısıyla bu üstten röntgenci  bakış hem anlatıcı hem okur üzerinde derin izler bırakır. Bir süre sonra okurun da üzerine odadan gelip geçenlerin;  ihanetleri, aşkları, yalanları birlikteyken bütünleşemeyen çiftlerin yalnızlıkları, doğumun lekesi, hastanın çilesi, ölümün korkusu sinmeye başlar. Bu kadar gerçekliğe sahip olmak bireyi derin bir sorgulamaya iter. Anlatıcı ,kaderlerine hayal meyal tanık olduğu insanların dudaklarından hangi sözcükler dökülürse dökülsün, aslında yüreklerinde "derinliklerden" manasina gelen  "de profundis" sözcüğünü daha doğrusu çığlığını yakalar. İncil mezmurlarında  geçen bu kavram insanın görünmeyen tarafıdır. Bu sözcük aynı zamanda  Oscar Wilde'nin De Profundis eserine nazik bir göndermedir. Sonsuz uçurumun dibinde ellerini ışığa uzatan bu çağrı, saklı gerçeğin ,saklı bir gerçeğe doğru bu çabasıdır. O gerçek bir Hiç'liktir. Ve sonra anlatıcı gözetlediği yaşamlardan yorulup ne olduğunu, nereye gittiğini, ne yaptığını sormaya başlar. Kendi uçurumunun dibinde, bir parça ışık için  aynı çığlığı atar. Kitabın arkasında eser solipsizm yani  benmerkezcilik anlayışıyla ilişkilendirilmiş bu felsefe doğrultusunda yazıldığı ifade edilmiş. Solipsizm sendromu, bir insanın yaşadığı her şeyin bir hayal olduğuna, kafasının içinde yaşandığına inandığı bir durumdur. Bu sendroma yakalanan kişiler gerçekliğin var olmadığına veya bir illüzyondan ibaret olduğuna, başkalarının yokluğunun ya da varlığının kanıtlanamayacağına inanmaktadır. Anlatıcının solipsist bir karakter olduğunu düşünmüyorum. Metinde herkesin tek başına bir dünya olduğu vurgulanır ve bu bir başınalığın ızdırabı hissettirilir. Anlatıcı daha çok biz gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın taşıyıcısıyız demektedir,  bu anlayış içerisinde diğerlerini yok saymak, yer almamaktadır. Ben kavramı evet , var olduğumuz sürece dış dünya vardır ve bizim algımızı şekillendiren bir unsurdur fakat kitabın genel ambiyansına hakim duygu hüzün ve yalnızlıktır ve hatta bir gün öldüğümde ne olacağım sorusunun arayışı vardır. Yazar yaşama duyduğumuz öfke dışında bir cehennem yok diyerek o hakimi olduğumuz yalnız veya kalabalık dünyamıza projektörü çevirmemizi amaçlamıştır. Genç yaşta hastalıklarla mücadele eden yazar  hastalık ve ölüm konusuna hassas dokunuşlar yapmış belki de bu otobiyografik etkilerle ölüm ve yok oluş kavramlarını benlik ve yokluk ekseninde ele almıştır. 1001 kitap listesinde yer alan Cehennem; gözetlenen yaşam öykülerinden mutlaka birine temas edeceğiniz, akıcı üslupla işlenmiş çok güzel bir kitap. Tavsiye ederim. Esen kalın
Cehennem
8.3/10 · 86 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
272 syf.
#1001kitap~~~
Fransız romancı, şair, gazeteci ve komünist olan Henri Barbusse eserleri üzerinde otobiyografik öğeler kullanan, orduya da katılıp akciğer hastalığı yüzünden bırakan, Stalin hayranıdır ve Stalin'in hayatını yazarken akciğer rahatsızlığından dolayı ölmüştür... 1çok felsefi düşüncelerle dolu sarsıcı 1eser olan "Cehennem", bireyin kendi aklı dışındaki bilginin elde edilemez olduğu fikrini savunan, dış dünyanın ve diğer insanların varlığından asla emin olunamayacağı düşüncesinden yola çıkarak 1adamın kendisiy­le mücadelesine dair büyüleyici 1kitap bence... ~...İnsanları sevdiğim için değil. Zaten insanları sevdiğimiz doğru değil. Hiç kimse insanları sevmedi, sevmiyor ve sevmeyecek de. Kendim için, sadece kendim için 1 çeşit ölüm gibi, duyguların, huzurun, hatta hayatın üzerinde olan bu eksiksiz gerçeğe ulaşmaya ve ona sahip olmaya çalışıyorum. Ondan 1yön, 1inanç almak istiyorum. Onu kendi yararıma kullanmak istiyorum...~ Kitabın konusu odasından 1 delikten diğer yan odayı  inceleyebileceği 1 görüş alanına sahip olan isimsiz 1 adamın izlediklerinden şekillenen (asla rotgencilik olmayan bu durum) dini, inancı, sevgiyi, ölümü, doğumu ve hatta yasak ilişkileri gözetlediği anlardır ki (dogum kismi beni çok etkiledi) artık herşeyi, hayatı delikten izlemek olmaya başlamıştı, gözetlemedigi an ya da odaya kimse gelmediği anlar boşluktaymış hissine kapılıyordu... ~...Hayatın sırrını bilmek isterdim. İnsanlar gördüm, topluluklar, eylemler, yüzler. Alacakaranlığın içinde parlayan kuyular kadar derin, ürkek gözler gördüm. Zafer sevinci içinde " Ben diğerlerinden daha duyarlıyım!" diyen dudaklar gördüm. İnsanın aşk için ve kendini ifade etmek için verdiği mücadeleyi gördüm. Solgun yüzler, ağlamaktan kızarmış gözler gördüm...~ İsimsiz 1adam Paris'te 1otelde ve hiçkimseyle hiç1bağı yoktur. Bil­diğimiz tek şey çok bitkin, kırgın, ilgisiz ve hayattan bezmiş olduğudur. Hayatı delikten izleyerek geçirmeye başlar ve oraya bağlanır, bu bağlanmada çeşitli ilişkiler, doğum ve ölüm olaylarına rastlar ve hikayeler oluşur, etkileyiciydi... Ne çok aradım, bekledim seni "Cehennem" sonuna kadar haklıymışım çok güzel 1kitap okudum, zor da olsa bulabildim ve okudum... Cehennem, ölmeden önce okunması gereken 1001kitaptan 1i olup çok sevdiklerim ve İyiki okumuşum dediklerim arasındadır ama herkesin sevebileceği 1kitap değil bence... Herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar...
Cehennem
8.3/10 · 86 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.