...
-sorun şu, dayıcığım: çok küçükken, içimde şarkı söyleyen bir kuş olduğunu, şarkıyı onun söylediğini sanırdım.
-eh, insanın böyle bir kuşa sahip olması harika bir şey.
-anlamadınız.artık kuşuma pek inanmıyorum.ancak içimden konuştuğum ve kendi içimi gördüğüm zaman oldu bu değişiklik.
durumu kavradı ve şaşkınlığıma güldü:
-açıklayayım Zezé. bu değişimin ne olduğunu biliyor musun? büyümektesin demektir.
...
-anlıyorum ya kuş?
-kuş, ulu tanrı tarafından küçük çocukların,nesneleri keşfetmelerine yardımcı olmak için yaratılmıştır. gereği kalmayınca, çocuk, kuşu ulu tanrıya geri verir.ulu tanrıda kuşu, senin gibi akıllı olan başka bir çocuğun içine yerleştirir. güzel, değil mi?
...
doğruca şeker portakalımın yanına gittim.
-Xururuca, bir şey yapacağız.
-nasıl bir şey?
-birlikte biraz bekleyeceğiz.
-kabul.
oturdum başımı onun cılız gövdesine yasladım.
-neyi bekleyeceğiz, Zezé?
-gökyüzünden güzel bir bulutun geçmesini.
-ne yapacağız onu görünce?
-kuşumu bırakacağız. evet artık ona gerek kalmadı.
gökyüzüne baktım. "işte şu,Minguinho," dedim ve ayağa kalktım. çok duygulanmıştım. gömleğimin önünü açtım.
-bak, Minguinho.
kuşumun cılız göğsümden koptuğunu hissettim.
-uç, küçük kuşum,yükseklere uç. uç da tanrının parmağına kon. tanrı seni başka bir küçük çocuğa yollayacak. benim için şarkı söylediğin gibi onun için de söyleyeceksin. hoşçakal,benim güzel kuşum!
içimde büyük bir boşluk hissettim.
-bak, Zezé. bulutun parmağına kondu.
...
-.Xururuca?
-ne var?