Işıl Limae

Işıl Limae
24 yaşında, zapt edilemeyen bir hayalperest. Basılı eserlerim: Oyunbaz, Düzenbaz, Cambaz, Tutkunun Tanrısı Eserlerimi incelemek için: bkmkitap.com/isil-limae-kita... Instagram: instagram.com/isillimaei
“Biliyor musun?” diye sordum. “Genelde insanlardan ne hissettiğimi çok iyi saklarım ama sen… anlıyorsun.” Rast usulca gülümsedi. “Çünkü insan değilim.”
Reklam
“Eski sevgilin aptalın önde gideniymiş.” “Neden?” diye sorarken sesim tuhaf çıkmıştı. Etrafımda yavaş adımlarla dolaştı, parmak uçları sırtıma dokunuyordu. Değdiği yer sildirdiğim dövmeden kalan silik izlerin olduğu yerdi. Parmakları orada düşünceli bir şekilde oyalandı. “Güzel olmadığını söylemesi için delinin teki olması gerekiyor.” Gözlerindeki kızıl nehir geri dönmüştü. “Dünya üzerindeki en güzel kadınlardan birisin. Nedenini biliyor musun?” Eli tereddüt etmeden bana uzandı. İşaretparmağı boynumdan çeneme doğru yükselirken bunu bilerek yapıp yapmadığını merak ettim. Parmağının iz bıraktığı her santim alev almıştı. Nefes almak birden güçleşti. Parmakları çenemin hemen altında duraksadı. “Çünkü benim sıfımı taşıyorsun. Sen tutkusun, Jinava. Bir daha kimsenin sana ‘güzel olmadığını’ düşündürmesine izin verme.”
Birkaç adım daha attığımda koltukta kaçıncı kadeh olduğunu unuttuğum şarabını yudumlamaya devam Rast’la karşılaştım. Bakışları ağır ağır vücudumda gezinirken koltuktaki oturuşu dikleşti. “Yorum yapabilir miyim?” Kendi etrafımda dönerken, “Sanırım tek bir yoruma katlanabilirim,” dedim alayla. Çıplak sırtımdaki bakışları tenimi delip geçiyordu. “Mükemmel bir tercih.” Tekrar ona dönerken burnumu kırıştırdım. “Bir kadına ne söylemen gerektiğini çok iyi biliyorsun, değil mi?” Rast tilki gülümsemesini kadehinin arkasına saklamaya çalışsa da sonuç başarısızdı. “Eh, bunu öğrenmek için birkaç yüzyıl zamanım vardı. Ama…” Kadehi masaya bırakıp ayağa kalkarken bakışlarını yüzüme çevirdi. Üç adım sonra tam karşımdaydı. “Seni memnun etmek için konuşmuyorum, gerçekleri söylüyorum.” Tek kaşımı kaldırdım. “Yalan söylediğini düşünmemiştim. Sonuçta beni değil, elbiseyi övdün.” “Elbiseyi mükemmel gösteren tek şey sensin.”
“Lüks mağazalardan çıkmayacağımı biliyorsun, değil mi?” “Evet.” “Kredi kartına acımayacağım.” “Nasıl istersen.” Meydan okurcasına tek kaşımı kaldırdım. “Saatlerce beni beklemen gerekebilir.” Rast’ın dudaklarında yamuk bir sırıtış belirdi. Şarabından bir yudum alırken koltuğunda geriye yaslandı. “Saatlerce beni besleyeceksin.”
“Bu mahallede limuzinin ne işi var? Burada yasal olarak kalmıyoruz bile!” “Senden beslenme şansını nasıl kaçırabilirdim?” Tebessüm ederken güzel bir koku almış gibi derin bir nefes aldı. “Miyav!” Yeni bir ses aramızda katıldığında ikimizin de bakışları aşağıya kaydı. Siyah bir kedi kuyruğunu kaldırmış, Rast’a sürtünüyordu. Rast eğilip parmağını ona koklattı, ardından kediyi okşamaya başladı. Sokağın köşesinden başka miyavlamalar yükselmeye başladı. “Nesin sen?” dedim şaşkınlıkla. “Kedi mıknatısı mı?” “Beni severler.” Yaklaşan üç kediyi daha görünce bundan emin olmuştum.
Reklam