Elini yanağıma yaslayıp başparmağını gözümün altında dolaştırdı. “Günlerdir ağlamışa benziyorsun.”
“Yatağın köşesine oturdum ve yıllar geçti.” Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Kalkıp kendimi yatağın üstüne atıp gerindim. Karanlıktaki tek ışık kaynağı olan kızıl gözlerinin, çıplak karnımda dolaştığını görebiliyordum. Kanım uğulduyor, bakışları beni yakıp geçiyordu. “Belki ruhumu bir şeytana satarsam dikkatlerini çekebilirim,” dedim titreyen sesimle. Belki yıllar geçmiş olsa da geri dönerlerdi. “Söylesene, şeytan. Seninle işim bittiğinde bende bir değişiklik olacak mı?”
Gözlerimi tekrar ona çevirdiğimde artık gülümsemediğini fark ettim. “İstediğinden daha çok iz bırakacağım. Bu kadarı yeterli olur mu?”
“İzleri görmüyorlar,” dedim gözlerimden yaşlar akarken. Çoktan gitmişlerdi.
“İstediğin kadar çığlık atabilirsin,” diye önerdi şeytan. “Mutlaka sesini duyup gelirler.”
“Sesimi duymuyorlar.”