"Merhamet, bir insana en çok yakışan ve ona en çok zenginlik katan duygudur. Vicdanının sesini duymamaya başlayan kimse, merhametini kaybederek en fakir kimseye dönüşür. Çünkü insanı en zengin kılan duygu, merhamettir."
İnsan hayal kurmadan yaşayamaz ve hayata tutunamaz, doğru. Ancak hayaller fazla kaçırıldığında, bu defa insan günün vazifelerine ve yapabileceği şeylere odaklanamaz hale gelir. O halde şöyle diyebiliriz: Hayal kurmaya evet, ancak İslam coğrafyasına sadece hayal penceresinden bakmaya hayır. Gerçekler canımızı sıksa ve hoşumuza gitmese de, gerçekçi bakışı yitirmemek durumundayız.
Ensar olmakla, muhacir olmak arasındaki çizginin bir başka rengi, dertli başına sığınak aramakla, dertsiz başını derde sokmak olarak da görülebilir.
Muhacirler öyle veya böyle sığınacak bir yer arıyorlardı. Nitekim Necaşi'nin ülkesine de sığınmışlardı. Ensar ise fazladan bir yüke girdiler. Onları Yesrib'e kabul etmekle, Kureyş'i karşılarına almayı kabul etmiş oldular.
Fedakarlıkları büyüktü. İhlasları sayesinde, kıyamete kadar kıraat edilecek Kur'an ayetlerine mevzu oldular.
Evlerinde davalarına ait bir oda bile oluşturmakta zorlanan Müslümanlar olarak, onların o sıcak nefeslerine ne kadar muhtacız.
Bugün, öz akrabasını bile evinde üç gün misafir edemeyecek durumdaki Müslümanların, Ensar'ın neyi becerdiğini iyi incelemeleri gerekir. Bu anlamda bakıldığında Ensar olmanın, muhacir olmaktan daha zor olduğu görülür. Bunun için Efendimiz onları sevmiş sevgisini açık bir dille ifade etmiştir.
Allah onlardan razı olsun; mühacirinden de ensarından da.