Ruhsal sıkıntıların kaynağında, anlamsız insanlarla anlamlı ilişkiler yaşama istediği ve çabası yatar.
Genel olarak Evlilik niyetiyle yapılan ilk görüşmede amaç; karşı tarafın imanını, ahlakını, hayat anlayışını ve aile yapısını tanımaktır. Sorular saygılı ve ölçülü olmalıdır. Sorulabilecek faydalı sorular: 🌿 Dinî hayatı hakkında Namaz konusunda hassasiyetiniz nasıldır? Kur'an okumaya ve dinî öğrenmeye önem verir misiniz? Evlilikte dinin yeri sizce nedir? Çocukların dinî eğitimi hakkında ne düşünüyorsunuz? 🌿 Ahlak ve karakter hakkında Bir insanda en çok hangi özelliği ararsınız? Öfkelendiğinizde nasıl davranırsınız? Hata yaptığınızda özür dileyebilir misiniz? Sizi en çok rahatsız eden davranışlar nelerdir? 🌿 Aile ve evlilik anlayışı hakkında Eşler arasında görev paylaşımını nasıl görüyorsunuz? Aile büyükleriyle ilişkiler konusunda düşünceniz nedir? Bir anlaşmazlık olduğunda nasıl çözmeye çalışırsınız?
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Bazı boşluklar başarıyla dolmaz.”
Hayat boyunca birçok hedefin peşinden gideriz.Başarmak isteriz, ilerlemek isteriz, emeklerimizin karşılığını görmek isteriz. Bir hedefe ulaştığımızda mutlu olur, gurur duyar ve kendimizi kutlarız. Bunların her biri son derece doğal ve değerlidir. Ancak bazen insanın ihtiyaç duyduğu şey yalnızca başarı değildir. Bazen en anlamlı anlar, elde ettiklerimizden çok onları kiminle paylaştığımızla ilgilidir. Sevincimizi paylaşabildiğimiz, heyecanımızı anlatabildiğimiz, varlığımızla kabul gördüğümüz ilişkiler hayatımıza farklı anlamlar katar. Çünkü insan yalnızca üreten, çalışan ve başaran bir varlık değildir. Aynı zamanda bağ kuran, paylaşan ve ait hissetmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu nedenle bazı anlarda mutluluğu getiren şey bir ödül, bir unvan ya da bir alkış olmayabilir. Bazen bir bakış, samimi bir tebessüm ya da “ Senin adına çok sevindim” diyen bir ses çok daha derin bir yere dokunabilir. Belki de bu yüzden bazı duyguların karşılığı başarıda değil, ilişkilerde saklıdır.🤍
Carl Jung
İki kişiliğin buluşması, iki kimyasal maddenin temasına benzer: Tepki varsa, ikisi de dönüşür.
Sosyal medyada b.ku çıkmış olanlardan
Standart yeterliliklere dahi sahip olamayan insanlar ilişkiler üzerine ya da cinsiyet rollerine sallıyor: "Kızlar şöyle giyinmek çok mu zor?", "Çocuk gibi değil kadın gibi giyinin", "Şöyle yapan/ yapmayan kızlar", "Hangi kadınlar eğlenmelik hangileri evlenmelik", "Evlilik çok saçma evlenmeyin".... Kendine göre gerek giyimi gerek de davranışları olarak birini belirlemişsindir. Bu normal bunda sorun yok ama asıl sorun kendi kafana uymayan erkekleri- kadınları aşağılayacak şekilde ele alman. Sevme ya da nefret et bu seninle alakalı neden o insan sana göre davransın ki, sen kimsin de senin düşüncelerine uymak için tercihlerinden ya da onu o yapan özelliklerinden ödün versin? Aşırı bencil, düşüncesiz ve basit hareketler. Hani siz söz de en iyisine ya da en mükemmeline layıksınız ya, diğerleri de en iyisi ya da mükemmel değil diye linçleniyor, sandığınız zirve tezek dağı. (: Ne samimiyeti var ne de gerçekten iyi bir farkındalık sağlayan tarafı. Buna rağmen çoğu ergen ya da ergen kafalı yetişkinler bunları izliyor. Ve bunlar o kadar çok ki bana bile düşüyor. "Ağzından s.çan insanlardan biri daha." deyip geçerken çok nadir ağzından konuşabilenler vardı. Bazı şeyler insanın içinde kalıp orada yaşanmalı çünkü bir özeli ya da değeri var. En saçması ve en acınası da heykel siparişi verir gibi kadın- erkek fiziksel özellik kriterleri koyanlar: Sevginin o tarz bir yüzeyselliği ya da şekli bile yok. Bir sınırı ya da isteğe bağlı hali de yok ki. Ansızın oluyor ve olduran kişi o sevginin somut hali. Sen sevgi biçimini ya da seviyesini seçersin. O sana bir insan da somut olarak görünür. Ama bir insana göre sevgi biçimi uyarlaması yok ki, saçmalığı burada. Acınalığı ise sevgiyi dahi basitleştirip iğrençleştirmeniz. Ve bunu da arıyor ya da bekliyor oluşunuz. Her şeyin gerçekliğinden
Duygu ve Düşünce
Nietzsche, insan doğasının temel istencinin güç elde etmek olduğunu söyler. Yaptığı her türlü davranış, hareket temel olarak güç istencine dayanır. Yani hiyerarşik olarak ne koruma, ne barınma ne de hayatta kalma temel davranış sebebidir, tüm eylemlerin altında güç elde etmek yatar. Bu bir istek ya da yöneliş değil özsel bir durumdur. Çünkü var olan her şey, bir güç parçası ya da güç odağını oluşturan parçalardır. Tüm bu parçalar, güç odakları gücü elde edebilmek için mücadele ettikleri için de evrende sürekli bir değişim, akış söz konusudur. Nietzsche'nin güç istenci teorisini, sosyolojik açıdan insanların var olduğu her alanda vardır. Siyaset, kapitalizm, spor, aile, ikili ilişkiler hatta kişinin sadece kendisini ilgilendiren istek ve eylemleri de dahil.