• Bu kitaba bakınca ilk başlarda insanın gözü korkabilir sayfa sayısından şikayetçi olabilirsiniz ama bu kitabı okumaya başlayınca elinizden birakamiyorsunuz acaba bir sonraki olay ne olacak diyorsunuz ve ayrıca kitap insanı hiç sıkmadan ana konuya geçmiş ve ana olayın anlatılmasına sırların suçlunun çözülmesine karşın acaba nasıl olucak merakıyla aynı tempoyla kendini okumayı başaran bir dünya klasiği ve 2. Defa bile okunasi bir kitap
  • Hikmetinden sual olmaz Tanrı’dan,
    Eser beklenir mi senin üstüne?
    Hesaba vurulsa kulda güzellik,
    Rakam eklenir mi senin üstüne?

    Şahsına münhasır rayihan var ya:
    Ne gül, ne karanfil, ne de manolya,
    İsterse gücensin sarışın fulya;
    Çiçek koklanır mı senin üstüne?

    İlk çağrım da sendin, en son çağrım da,
    İlk aşkım da sendin, ilk göz ağrım da.
    Sonbahar mevsimi çorak bağrımda;
    Fidan köklenir mi senin üstüne?

    Çevremde namımı sor bir defacık
    Alacağın cevap “zavallı kaçık”
    Enkazım meydanda, her şey apaçık;
    Gerçek saklanır mı senin üstüne?

    Ben ki dayanılmaz cevrinle gülen,
    Ben ki tahkirini iltifat bilen,
    Ben ki sadakatin timsali kölen;
    Haşa! Diklenir mi senin üstüne?

    İntihar etmeye kalsa Cemâl’in,
    İlmeği boynuna taksa Cemâl’in
    Çırpınıp, sallanıp, sarksa Cemâl’in;
    Vebâl yüklenir mi senin üstüne?
  • Stephen King'ın Uyuyan Güzeller kitabında Kefaret isimli kitabından bahsediliyor. Bazı karakterlerin kitap hakkındaki düşüncelerini okurken bu benim ilgimi çekmiş, alıp okumaya karar vermiştim. Baktım baskısı yok ve bu kitabı arayan birçok kişinin olduğunu gördüm. Kefaret, Booker ödüllü İngiliz yazarın en önemli eseri olarak kabul edilmiş ve BBC Culture’ın yaptırdığı ankete göre 21.yy’ın en iyi 20 romanı arasında yer almış. Bu sefer merakım daha çok arttı. Bazı kitap dostlarıma haber salmış, sahafları sorup kitabı bulmalarını rica etmiştim. Bulabilir miyim diye üzülüp umudumu kaybetmişken, ukitap'ta satışta olduğunu gördüm. Kitabın fiyatı yüksekti, arkadaş sağ olsun benim için indirim yaptı ve beni kırmayıp kitabın gerçek değerinin altında bana sattı...
    Kitap 1935 yılında başlayıp günümüze kadar devam ediyor ve üç bölümden oluşuyor.
    İlk bölümde, on üç yaşındaki Briony'ın yapmış olduğu bir hatanın sonunda kendisi de dahil üç kişinin hayatını tamamen değiştirecek bazı olaylardan bahsediliyor.
    İkinci bölümde, birkaç yıl sonraya yani ll.Dünya Savaşı zamanına gidip, iftiraya uğrayan kişilerin geçmişe yönelik iç hesaplaşmalarını ve iftira sonucu hayatlarının değişip bir çıkmaza doğru sürüklenişlerini okuyoruz. Beni en çok etkileyen bölümde burasıydı.
    Üçüncü bölümde tüm bunların sorumlusu olan kişi, nelere sebep olduğunu fark edip bundan pişmanlık duyacak ve suçun kefaretini ödemek için hem kendi ile yüzleşecek hem de kendini affettirmenin yollarını arayacaktır...
    Kefaret, tartışmasız efsane bir eser. Harika bir anlatım, mükemmel bir kitap. Bazen istemediğimiz şeyleri bilinçsiz olarak yapıyor, içimizden gelen bu dürtüye engel olamıyoruz ve sonunda birkaç masum insanın köklü değişimine sebep olabiliyoruz. Hem de geri dönüşü olmayacak şekilde...
    Kitap bir yandan hüzünlendirip heyecanlandırırken, bir yandan da sınıf ayrılığına, iftiraya, kedere, inanca, pişmanlığa ve dönemin savaşlarına tanık oluyor, karakterlerle birlikte o acıyı, o isyanı, o hüznü aynı hislerle okuyorsunuz. Kitabın 366 sayfasını soluksuz okudum, bitmesin diye son sayfaları erteledim ama maalesef ayrılık vakti geldi. Kitaba bir yerlerde denk gelirseniz, mutlaka ama mutlaka alıp okuyun.
  • Merhaba. Öncelikle uygulamanın kitap okuma ve alıntılar üzerine olduğunu biliyorum ancak akışa düşen, kahramanın bir "selam" lafını bile alıntılayanları, hiçbir katkısı olmayan alıntıları ve iletileri düşününce kendimce farklı konularda yazılar yazmak istedim. Yararlılığı elbette tartışılır tıpkı bazı akışa düşenlerin "gereksiz" olduğunu düşünmem gibi. Benim yazıma da gereksiz deyip geçebilirsiniz. (Benim bazılarına yaptığım gibi.) İyi okumalar diliyorum, herkesin ne yapmak istediğinin ve ne yaptığının bilincinde olması dileğiyle... :)

    İlk yazımı kısa tutacağım, merak etmeyin. :)

    Konuma başlıkta yer alan video klibin ve şarkının kişisel değerlendirmesi diyebilirsiniz ya da daha duygusal düşünürsek bir şarkının genç bir kadına hissettirdikleri. :)
    Size Depeche Mode'u tanıtacak en güzel eserin Enjoy The Silence olduğunu düşünüyorum ve (yabancı müzik sevmiyorum diyenlere yazımın burasında veda edebilirim.) çevirisine şöyle bir göz atmanızı istiyorum. Klipteki ve sözlerdeki edebiliği hissetmenize yardımcı olmak adına.

    Sessizliğin tadını çıkarmak adına neler yapıyorsunuz? Sessizlik anlayışınız nedir? Sevgisizlik, sevgilisizlik, arkadaşlarınızla oturduğunuz bir kafedeki sohbetiniz, kırgınlığınız, öfkeniz, daha çok öfkeniz, gülmeniz, kahkahalarla gülmeniz, okuduğunuz kitap, süpürdüğünüz ev, çığlığınız... Belki de klipteki adam gibi kendi içinizdeki krallıkta (kabul etsek de etmesek de ego denen içimizdeki krallıkta hepimiz birer kralız ve kraliçeyiz, bunu kontrol edebildiğimiz kadarıyla insanız.) diyar diyar tek bir sandalyeyle gezmek daha doğrusu kaçmak, kendi sessizliğinde bir imparatorluk kurmak ve bir şarkı mırıldanmak. Güzel bir sessizliğin tadını çıkarma anlayışı değil mi?
    Bu sessizlik ve kaçış ihtiyacıyla sık sık mücadele ediyorum bazen kendi sessizliklerimi yaratıyorum. (Hayır, tacımı ve pelerinimi alıp gezmiyorum merak etmeyin.)

    Şarkıda geçen çoğu anlamlı cümleyi atlayarak bir cümle hakkında düşündürmek istiyorum sizleri.
    "Kelimeler çok gereksiz,
    Sadece zarar verirler"
    Konuşuyoruz, yazıyoruz, bazen en güzel kelimeleri seçiyoruz ama anlaşamıyoruz. Karşımızda kim olursa olsun hatta ne olursa olsun (kendi kendine ve ergenliğinde posterlerle konuşanlara selam olsun.) kendimizi tacı ve pelerini kapıp gül koklayarak diyar diyar gezmemek için zor tutuyoruz. Her güzel kelimelerin karşılığında duyduğumuz acı sözcüklerin birbirini götürmesi ve elimizde hislerin kalması olarak düşünebiliriz bunu. Hani şu çok anlatacaklarımız varken kelimelerin tükendiği nokta dediğimiz yer olabilir. Bunun üstüne birçok benzetme yapılabilir.

    Düşünmeye sevk eden ve iz bırakıcı bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalışmakla birlikte bana dokunan daha yeri vardır şarkının yine de uzattım farkındayım ancak yalnızlık ve sessizlik tutkunu herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşündüm bu şarkıda. Size sadece bir şarkı dinletmek istedim belki de. :) Okuyan herkese teşekkür ederim. :)
  • Suçluyorum bir mektuptur. Adaletsizlik ve ayrımcılık üzerine yazılmış bir mektup ...
    Emile zola tarafından Fransa Cumhurbaşkanına yazılmıştır. Bu mektup gazetelerde yayınlanmıştır. Mektubunda Drefyus davasının gerçek suçlularına değinmiş sahtecileri ortaya çıkarmak istemiştir. Dürüstlükten yana olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir :
    “ Benim görevim konuşmak , suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde , işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak .”
    Suçsuzun savunucusu olmuştur bir nevi .

    Şimdi konu hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan bahsedeceğim:
    “İntellectuel” yani aydın ... bu kelimeyi Drefyus’u suçsuz görenler için kullanılan aşağılayıcı bir kelime olarak seçmişler. Emile zola ilk aydın olmuş ancak son olmamış. Başka aydınlara da cesaret vermiş yazdığı bu mektup. Ressamlar, matematikçiler, bilim insanları vb. Böylece halk ikiye bölünmüş. Drefyusu savunan adalet yanlıları yani aydınlar ve Drefyus’u suçlayan yahudi düşmanları ...
    Peki ya nedir , kimdir bu Drefyus ? Alfred Drefyus bir subaydır. Tek suçu ise Yahudi olmaktır. Casuslukla, vatan hainliği ile suçlanır , yargılanır . Tek delil çöp kutusunda bulunan bir mektuptur. İddiaya göre o mektup Drefyus’un el yazısı ile yazılmıştır. Onun çöp kutusunda bulunmuştur. Daha sonra hakkında gizli dosya hazırlanır. Drefyus ve avukatının haberi olmadan yargıçlara gönderilir. Bu düpedüz haksızlıktır. Yargıçlarda bunun farkındadır ama susmayı tercih ederler. Böylece Drefyus suçlu bulunur. Aşağılayıcı yahudi karşıtı sözlere maruz kalır ve cezasını çekmek için Şeytan Adasına gönderilir.

    Tabii Zola’ya da yaptığı suçlama yüzünden dava açılır. Onu iftira atmakla suçlarlar ve yahudi dostu ordu düşmanı ilan ederler. Bir yıl hapis ve 3 bin frank para cezasına çarptırılır. İngiltere’ye kaçar...


    Zola’nında dediği gibi gerçekleri toprağın altına saklamak saçmadır. Ne de olsa ortaya çıkar . Drefyus’un üzerine oynanan oyunlar da ortaya çıkar ama bu tam on iki yıl sürer..


    Eğer Can yayınlarından okuyorsanız olay hakkında Bilgi veren yazı da bulunuyor içinde. Ama ben yine de merak edip araştırmak istedim . Konu ilginizi çeker mi bilmiyorum ama araştırmanızı ve okumanızı tavsiye ederim.
  • Endişelendiğim zaman ona sarılacağım ilk anın hayali tüm endişemi alıp götürüyor.
    Sizde de öyle oluyor mu?
  • İnstagram:
    http://www.instagram.com/kitapdolusu

    Kitap: İyi İş
    Yazar: David Lodge
    Yayınevi: Ayrıntı
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    ⭐Kitabımız feminist bir akademik personel olan Robyn ile ataerkil ve klasik bir bakış açısına sahip fabrika yöneticisi Vic arasında geçen bir hikayenin temeline oturtulmuştur.
    ⭐Akademi ve Sanayi ilişkisini birer temsilci aracılığıyla yansıtan yazar muhteşem bir kurguyla bizi olayın içine dahil ediyor. Mutluluk ve başarı kavramlarının ayrı değerler üzerine kurulu olduğunu belirten iki ayrı karakterin buluşmaları oldukça çarpıcı olmuştur.
    ⭐Birbirlerine bakış açılarının başlangıç ve bitişi arasındaki olaylar; feminizm, kapitalizm, empati, göçmen siyaseti, irade ve arayışlar çerçevesinde incelenerek aslında bulunması çok zor bir roman ortaya çıkarmıştır. Birbirinden oldukça uç noktalarda yaşayan iki karakterin yaşamaları bütün detaylarıyla incelendiğinden dolayı ilk önce bu iki yaşamın kesişme ihtimalinin oldukça düşük olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat akademi ve Sanayiyi bir araya getiren temel şeyin bu kitapta aslında kadın erkek ilişkisi temelinden giderek bir empati tabanına yerleştirildiğini düşünüyorum. ⭐Akademi ve sanayinin birleştiği bu güzel romanı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.