Dolto için ritim, yalnızca müzikal ya da bedensel bir organizasyon değildir; öznenin en arkaik bedensel hafızasına dokunan bir yapıdır.
İnsan, daha doğmadan önce ritim içindedir: annenin kalp atışı, nefesin devinimi, yürüyüşün salınımı ve seslerin titreşimi.
Bu ilk ritmik çevre, bedenin kuruluşunda silinmez bir iz bırakır.
Dolto tam da bu yüzden, insan memelisinin bütün organik canlılığının tamtamlar ve vurmalı müzikte “arkaik bir dilsel biçim” altında yeniden ortaya çıktığını söyler.
Ona göre Afrikalılar ve Kızılderililer, davulların vuruşları eşliğinde saatlerce dans edip şarkı söylerken yorulmazlar; çünkü burada beden artık enerji harcayan bir organizma değil, ritmin taşıdığı bir beden olarak işler.
Sanki zaman ve mekanın dışına çıkmış, yeniden in uterodaki (rahimdeki) süreklilik haline dönmüş gibidirler.
Dolto’nun burada işaret ettiği şey biyolojik dayanıklılık değil, ritmin bedeni taşıma kapasitesidir.
Dans ve özellikle vurmalı ritimler, özneyi bu arkaik bedensel matrise yeniden bağlar. Bu bağlanma, bedeni parçalı dürtülerin dağınık akışından geçici olarak kurtarır ve ona bir birlik verir.
Lacancı bir okumada ritim, kapitone noktası (point de capiton) işlevi görür: jouissance’ın dağınık, çözülmüş akışını geçici olarak düğümler ve bedene bir tutarlılık kazandırır.
Bu anlamda dans, özneyi düşünceden önce gelen bedensel bir zamana geri götürür; dilin henüz bedeni kesip bölmediği, canlılığın kesintisiz bir şimdi içinde aktığı o ilksel ritmik alana.
_*«Je pense que toute cette vitalité organique du mammifère humain se retrouve sous forme langagière archaïque dans les tam-tams et la musique de percussion. Les Africains et les Indiens dansent et chantent au martèlement des tambours pendant des heures et des heures, sans se fatiguer apparemment, comme hors du