Bardağa dolan ilk şarabı, sakinin sarhoş bakışlarından ödünç aldılar. Dünyanın
neresinde bir gönül derdi varsa onları bir araya topladılar, adına aşk dediler…
“Hepimizin hayatında,sonrasında hiçbir şeyin aynı kalmadığı,dünyamızı ikiye ayıran en az bir an vardır. O an,ilk bakışta muhtemelen önemli görünür. Ama değildir. Önemli olan daha önce gelir.”
“Malum, bir kere incinen kalp, sonrasında korunmak için olmadık önlemler geliştirir, hayatta kalma metodu saydığı zırvalıklarla kendi kendini kırpa kırpa güdükleştirir. Ama o ilk aşk… o kendini koşulsuz verme, katıksız mutluluk hali, o her şeyin iyi olacağına duyulan mutlak ve kirlenmemiş inanç, Allahım ne güzel, ne biricik hazineydi. Bir kere kaybedenin sonsuza dek yitirdiği.”
Ebu Cafer bin Berekât şöyle demiştir: “Fukara ile düşüp kalkmaktaydım. Bir gün elime bir dinar geçti, bunu dervişlere vermek istedim. Sonra kendi kendime, belki buna ihtiyacım olur, diye düşündüm. Hemen o saatte dişim müthiş bir şekilde ağrımaya başladı. Ağrıyan dişimi söktüm, derken öbür dişim ağrıdı, onu da söktüm… Hafiften işittiğim bir ses: Eğer bu bir dinarı fukaraya vermezsen ağzında bir diş bile kalmayacak, diye bana seslendi.“ (İlk gelen hatıra uymak icap eder). 
Sayfa 454 - Sufilerin Makam ve Halleri- Keramet·Kitabı okuyor
Sevgimin arkasına gizleniyorum,
Sana bakıyoruro usulca. Rüzgarın
Yapraklarıyla oynadığı bir kitap
Yüzün; denizi veriyor ilk satırda,
Altını mavi tebeşirle çizdiğin.