Bütün yağmur mevsimini okuma yeteneği hiçbir işe yaramıyor, diye içlenerek geçirmiş ve hayatında ilk kez yalnızlık denen hayvanın saldırısına uğramıştı. Uyanık bir hayvandı bu. En ufak bir açığını yakaladığında gelip adamı uzun nutuklar atarak suçluyordu.
Özellikle seçim döneminde ve sonrasında yaptığı konuşmalarda, Türkiye'nin CHP yüzünden yeteri kadar ekonomik kalkınmayı yakalayamadığını söyleyen Adnan Menderes'in ilk icraatlarından biri Türkçe okunan ezanı Arapçaya çevirmek olmuştu.
Demokrat Parti iktidarı, Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlatılan, Türkçe ezan okunması töresini yerleştirmek amacıyla çıkartılan Arapça ezan yasağı hakkındaki yasayı 16 Haziran 1950'de kaldıracaktı. Demokrat Parti biçimsel olarak yeni çıkarttığı yasa ile Türkçe ezan okunmasını yasaklamıyor fakat ezanın Arapça okunabilmesini sağlamakla yetiniyordu.Bu tuzak yasaya CHP'lilerde katılıyordu. Ama bu yasa Türkiye'de Türkçe ezan devrinin kendiliğinden kapanmasına neden olacaktı.
Ben de senin gibiyim meyvesi çiçeğinden değerli olan erik ağacı.
Ufacık güneş ışığında çiçekler açıp ilk rüzgarda savrulan.
Sen en azından bir yere kök saldın
Ben hâlâ kökünü arayan…
Ancak terapinin altıncı yılında büyük bir değişiklik meydana geldi.
Billie şiir yazmaya başladı. Önceleri şiirlerini annesine gösteriyordu ama annesi ilgilenmedi. Billie şiirleriyle gurur duyuyordu. Kendisinde keşfettiği yeni ve değişik bir parçasıydı. Tamamen kendisine aitti.
Şiirlerini yazmak için şık, deri bir defter aldı. Yazma isteğini her zaman duymuyordu ama ilham geldiğinde kelimeler coşkuyla akıyordu. Hayatında ilk defa, şiir yazarken yalnız kalmaktan hoşlandığını fark etti. Gerçekten de, şiir yazabilmek için yalnız kalması gerekiyordu. Annesi devamlı çalışmasını böldüğü için annesinin evinde dikkatini yaptığı işe veremiyordu. Dolayısıyla ne zaman yazma isteği duysa kalkıp gitmesi gerektiğini söylüyordu.
Annesi feryat ederek “Ama Çarşamba akşamı değil ki” diyordu. Billie annesinin elinden güçlükle kurtuluyordu. Yine bir defasında şiir yazmak için evden ayrılırken annesinin giysisinin yakasına nasıl asıldığını anlatırken, “Tanrının belası bir örümcek gibiydi” dedi.
Terapisti “Uzun süredir bunu söylemeni bekliyordum” dedi. “Neyi söylememi?” “Annenin bir örümcek gibi olduğunu.” “Yani?” “Ama sen örümceklerden nefret eder ve korkarsın.” “Annemden nefret etmiyorum. Ondan korkmuyorum da.” “Belki de korkmalısın.”
+Her perşembe sen de mi buraya geliyorsun?
- Evet, buraya gelip Nadir'le dertleşiyorum. Ve bunu okuyorum.
+Çok zaman geçti, çok şey değişti.
- Değişti. Okuma yazmayı öğrendikten sonra günlüğümün ilk sayfasına seni yazdım. Nadir bu sırrı ilk bilen kişi, ikincisi de sensin. Sen kimi yazdın?
Anladım. Önder bana ders vermeye başladığında ondan istediğim ilk şey neydi, biliyor musun? Seninle iletişim kurabilmek için işaret dilini öğretmesini. O bana herkesin bildiği işaret dilini öğretti, biz de kendi aramızda bir dil oluşturduk. Ama kendimden önce ilk öğrenmeyi istediğim şey de senin içindi. Sen benim için ne istedin?
O sokakta seni tutan kişi olduğum ve kaçmanı engellediğim için senelerce vicdan azabı çektim. Bıraksaydım daha güzel bir hayatın mı olurdu, diye düşünmeden edemedim. Sen benim için hangi konuda vicdan azabı çektin, Lâl?
Sen ölme diye kaç kez senin için kendimi feda ettiğimi sayamadım, Lâl. Sen benim için kaç kez kendini feda ettin? Bunu istemezdim zaten. Cevap vermene gerek yok.
Seni sevdiğim hatta âşık olduğum için boyun eğdiğim her şey bu günlükte yazıyor, Lâl. Senin günlüğünde hiç bana olan aşkın yazıyor mu?
Sen böyle susuyorsun diye ben sessizliğinde kaç kez seni anlamaya çalıştım Lâl. Sen beni duyabildiğin halde kaç kez anlamak istedin?
Ben kabullenilmesi zor bir çocuktum. Küçükken her şeyin farkındaydım. Gördüm ve duydum. İlk dışlanmam değildi elbette, alışkındım ama dışlandığım için ilk kez canım acımıştı çünkü siz ailemdiniz. Olsun demiştim, canımı yakacak olan ailem olsun.
"Lâl, benden utanıyor musun? Sen de mi utanıyorsun? Neden benimle konuşmuyorsun? Neden benden kaçıyorsun? Dün akşam sana sarılmak istediğimde bana neden sarılmadın, Lâl? Utandığın için mi? Beni sevsene, Lâl. Beni bir kez sev." İlk günlüğüm, ilk cümlelerim ama hepsi senin içindi.
Birkaç gün evvel Nuran Mümtaz'a ilk kırlangıç kafilesinin başları üstünden geçtiğini göstermişti. Bu sabah da yahya, yolda bulduğu üç kuru meşe yaprağıyla gelmişti.