Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli’nin benimsedikleri devrim stratejileriyle ATÜT’ü benimsemeleri ve bürokrasiyi bir egemen sınıf olarak görmeleri beklenemezdi. Nitekim Doğan Avcıoğlu ilk baskısı 1968’de çıkan ünlü Türkiye’nin Düzeni adlı kitabında, Osmanlı’nın ATÜT olmadığı sonucuna varmıştır.
Mekke halkının Kureyş diye anılması, Muhammed Aleyhisselam'ın 12. kuşakta yer alan ve ilk kez Kureyş lakabı ile anılan atası Nadr b. Kinane'den dolayıdır.
Kureyş lakabı: Nadr b. Kinane
Ben dengemi kaybetmiş hâlde öylece boşlukta savrulurken, bu adam benim dengemi buluyordu. Ben kendi kâbuslarımda, kendi korkularımda, kendi nefretimde savrulurken, beni kendime getiriyor, olmam gereken håle bürünmemi sağlıyordu. -Leyla Emirsoy
Kayıp ilanlarındaki yüzler gibi kimsesiz kaldığım bu savaşın ortasında ilk kez kendimi yalnız hissetmiyordum.
Bu savaşın sonunda bana olacaklar için değil, benimle bu savaşa girecekler için korkuyordum. -Leyla Emirsoy
“Ben Küba’da iken üç ayda 7.000 çocuk öldü. Acıdan çılgına dönen bazı anneler bebeklerini nehirde boğuyorlardı. Böylece erkekler madenlerde kadınlar ağır çalışma içinde ve çocuklar da süt bulamadıkları için ölüyordu. Bu kadar büyük, güçlü ve verimli topraklar kısa sürede boşaldı. İnsanlığa o kadar yabancı olan tüm bunları kendi gözlerimle gördüm ve şimdi bile yazarken ürperiyorum.” (Las Casas).
“Tanrının hususi takdiriyle savaştan kaçan Kızılderililerin tamamına yakınını çiçekten öldürdük. Tanrı topraklarımızı temizledi.” (Massachusetts Körfezi kolonisinin ilk valisi John Wintrop)
“Kızılderilileri yakıyorduk. Onları böyle ateşte kızarırken ve bu ateşi söndüren kan gölünde görmek korkunç bir manzaraydı. Çürüyen cesetler ve bunlardan yayılan koku berbattı fakat zafer tatlı bir fedakârlık gibiydi. Bizlere olağanüstü yardımlarda bulunarak bu kadar gururlu ve kibirli bir düşmanı elimize düşüren bu kadar çabuk bir zafer bahşeden Tanrıya şükranlarımızı sunarız.” (Phymouth kolonisinin valisi William Bradford)
“Kızılderililerin hamal olarak kullanılmasını
kınamıyorum. Ancak bir adamın bir domuza ihtiyacı varken 20 tane öldürüyordu. 4 Kızılderiliye ihtiyaç duyduğunda bir düzine alıyordu. Metreslerini omuzlarda taşınan hamaklar içinde fakir Kızılderililere taşıtan birçok İspanyol vardı. Bu uygulamalar esnasında yerlilerin maruz kaldığı kötü muameleler, zararlar, soygunlar, haksızlıklar ve büyük kötülüklerin sayılması istense bunun sonu gelmez. Çünkü onlar için Kızılderilileri öldürmek yararsız hayvanları öldürmekle birdir.” (Cieaze de Leo)
“Kızılderililerin eğer altını yoksa çocuklarını satarlardı. Eğer çocukları da kalmamışsa kendi hayatlarını verirlerdi. Bu haraçları veremediklerinden ötürü Kızılderililer işkence altında ya da gaddarca zindanlarda öldürülürdü. Zira İspanyollar