• “Dalgalar seni nereye götürürse götürsün, her zaman fırtına kopacaktır. Kendi başına durmayı bilen kaya ol en iyisi.”
    Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sayfa 105 - Bordo siyah klasik yayınları
  • “Basit bi’genç adam değildim artık; aşık biriydim. Tutkumun o gün başladığını söyledim, çilemin de o gün başladığını eklemeliyim.”
    Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sayfa 52 - Bordo siyah klasik yayınları
  • “Özgürlük” diye tekrarladı. “Bir insanı neyin özgür kıldığını biliyor musun?”
    “Ne?”
    “İrade, kendi iraden ve o sana güç verir ki; bu, özgürlükten yeğdir. Nasıl isteyeceğini bil, o zaman özgür olursun, kendi kendinin efendisi de olursun.”
    Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sayfa 50 - Bordo siyah klasik yayınları
  • “Alabileceklerini kendin al ve başkalarının seni avuçlarının içine almalarına izin verme; kendine ait olmak, yaşamda esas mesele budur.”
    Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sayfa 50 - Bordo siyah klasik yayınları
  • Olgun bir insan ilk gőrűşte âşık olmaz. Âşık olmak , insanın atlayacağı suyum ne kadar derin olduğunun bilincinde olmasıyla başlar.
  • Işıkları kapayın
    ışıkları,
    Bir derdim var bu gece,
    Derdin kime;
    Ne alıp veremediğin var ışıklar ile..
    Dinsiz ahmak.
    -Gereksiz bir tasa,
    gereksiz bir elem,
    aha işte tam şuracıkta
    yutamıyorum
    gereksiz bir kalp çarpıntısı,
    İşte! ;
    Uyuyor insanlığım,
    Nöbet teslimi yapıldı,
    sokaklar devlerin,
    kahır cüceleri yanan bir lamba arıyor
    hemen kapatın ışıkları,
    İşte uyuyor insanlığım,
    mışıl,mışıl
    Dudaklarında bir ıslık;
    Yorgunluk türküsü olmalı,
    ah sizi gidi zavallı eşek arıları,
    -Işıkları açın birer birer,
    gitti cüceler,
    uyanın millet,
    uyanın!
    kaldırın gözkapaklarınızı,
    bir derdim var bu gece,
    -Senin dertsiz olduğun bir gece mi var?
    ya sırılsıklam aşk budalası,
    ki heyecan bırakmaz yakanı
    ya sureti aşık bir gurur,
    bir kuruntu sendeki,
    bir bahane yumağı,
    sen karanlıktan da aydınlıktan da korkanlardansın,
    -Işıkları yakın!
    açın ışıkları birer birer,
    korkuyorum karanlıktan,
    beni yutuyor,
    ruhumu vantuzluyor
    duygularım,
    ah duyduklarım
    Aşkı çalımladığım her gece;
    gaipten sesler işitiyorum,
    bir inleme bir feryat
    suratı asık bir büs gibi
    yaklaşıyor gururum sinsice,
    Yusuf’un kuyudaki gölgesi,
    İbrahim’in Cibrile kaprisi
    hikayeler hikayeler,
    yakamı bırakmıyor karanlık gecelerde
    karanlıklar,
    ben karanlıklara ait değilim,
    velev ki;
    gözlerim kamaşıyor aydınlıktan,
    güneş de ay da ruhumu incitir,
    gündüz zebur
    gece incil
    uykumda Tevrat ayetleri bırakmıyor peşimi
    Oysaki ben…
    Oysaki ben bir mevaliyim.
    güneşin boynunda tırtılım ben,
    ayın yortusunda bir kelebek…
    doğduğum ilk günden ahraz edildim,
    korkuyorum söylemeye…
    Ben karanlıkta yitirdim,
    Ben karanlıkta yitirdim,
    Ben,
    Karanlık,
    Yitirdim.

    -Anaokul önlüğümü getirin,
    Ben okula gideceğim.-Sen hepten kafayı yemişsin
    Acıktığında aç
    Susadığında su
    Nedir senin derdin?
    Gecenin bir yarısı,
    Gereksiz bin bir türlü düşünce aklında,
    Gereksiz bin bir türlü duygu çarpıyor yüreğinde,
    Bir kağıt,
    Bir kalem,
    Bir cetvel versem,
    Sen kendini çizemezsin
    Oysa ki bir silgi,
    Ne çok ihtiyacın vardır kim bilir,
    Evet bir silgi…

    -ne çok konuşursun sen
    ne gereksiz
    bırak yakamı
    doğduğum ilk günden beri
    bırak
    bırak da şu yanan zavallı mum gibi bende biteyim.
    zavallı nasıl da boynunu bükmüş karanlığa,
    ağlasam sönüvercek,
    kim bilir kime sevdalı,
    ne alacağı var ki şu karanlığın mumlardan,
    titrete titrete ağlatıyor
    aldatıyor,
    kandırıyor,
    yananları da,
    sahi;
    neden yanmıyor bu karanlıklar?
    binbir çeşit ilişkide,
    alev ile karanlık sevişiyor,
    duvarlar röntgenliyor sinsice,

    -karanlığın fahişesi mi bu mumlar,
    niçin boyun eğmekte,
    beti benzi atmış,
    zifrini tükürüyor hafif bir esintiyle karanlık muma,
    bu mum kime secde ediyor?
    karanlığa mı yoksa onun rüzgarlarına mı?
    Görmüyorsun,
    Duymuyorsun,
    Bir defter bir kalem bir masal,
    yazıyor,çiziyor duruyorsun
    Bu mumlar kime kalp çarpıyor?
    Bu karanlığın alıp veremediği ne şu zavallı mumla,

    Işıkları yakın,
    uyanın insanlığım
    mumlar karanlığa aşık,
    rüzgarlar mumlara,
    Ve ben;
    İşim gücüm yokmuş gibi
    -Seni seviyorum…
  • 234 syf.
    ·7 günde·5/10
    ●KAMELYALI KADIN| Alexander Dumas` in oğlunun kaleme aldığı bir aşk hikayesi. Aşk konulu kitapları okumak fazla tercihim olmasa da bu romanın klişe aşk romanlarından uzak olduğunu söyleyebilirim. Kötü yollara düşen kadının (kitapta yer alan haliyle yosma) öldükten sonra borçlularına ödenmek için tüm eşyaları satışa çıkarılıyor. Alexandra Dumas bir kitap alıyor ve Armand Duval onu istiyor hiçbir karşılık beklemeden veriyor onu. Daha sonra Armand nasıl tanıştıklarını anlatıyor. Bir tiyatro gecesinde görüp en yakın arkadaşı olan Prudence ile plan yapıp evine gidiyor fakat bu sırada yaşlı bir dükün korumasında Marguerite. Her şeye rağmen Armand sevgisinin diğerlerinin sevgisiyle bir olmadığını gerçekten sevdiğine inandırmak istiyordu. Birlikte uzaklara gidip hiçbir şeye ihtiyaçları olmadığını yalnızca birbirlerine ihtiyaçları olduğunu, geçmişi unutmak için birlikte yaşamaya bağladılar fakat hayatını yaşlı dük ve onun gibilerinin parasıyla sağlıyordu bunlar kesilince Marguerite borçları nedeniyle atlarını, şallarını satmak zorunda kaldı. Armand babası ile buluşmak için Paris` e gitti. Babası çok sert çıkmıştı ilk anda bu kez daha olumlu buldu. Sürekli saate baktığını gören babası Marguerite` nın yanına dönmesine izin verdi. Marguerite bir mektup yazıp terk etmişti bu olaylar sonuncunda Ölümle adlı kızı metres olarak kendine tuttu Marguerite` yi kıskandırmak eziyet yapmak istiyordu. Verem olan Marguerite kan tükürerek, öksürükler içinde son kez Armand` ın ismiyle gözlerini kapattı.
    .
    .
    Açıkca söylemek gerekirse okunması kolay yalın bir dili var kitabın fakat konusu gereği ben sevemedim. Bir metres olarak yaşamını süren kadının türlü entarikalarla bir adama aşık olacağı fikri beni etkilemedi. Kitabın adının nerden geldiğini şöyle açıklayayım; elinde sürekli kamelya olduğu için çiçekçi dükkanındakiler bu ismi takmıştı ona hatta öldüğünde mezarında da bu çiçek bulunuyordu. Araştırmam sonucu Marguerite` nın gerçekte kim olduğunu Paris'te yaşamış, ismi Marie Duplessis olan ünlü bir metres olduğunu buldum. Tüm hikaye işte bu kadar..