Ömer Sırrî, bir alıntı ekledi.
4 dk.

AŞK ARTIK BİR HİKÂYEDİR
AŞK ARTIK BİR HİKÂYEDİR

"Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim." Aşk hadisi,sufî geleneğin etrafında döndüğü mihveri verir.Gelenek aşk etrafında döner çünkü.Onun varlığı,müfredatı,sanatı,estetiği aşk olmasızın izah edilemez.

Gerçi burada söz konusu edilen ve Kur'an'da da adı ya da müştaklarının geçemediğine zahidlerce sürekli dikkat çekilen aşk,ruhun,dünyevî gerçekliğin kayıtlarından alabildiğine sıyrılarak maveraî, gerçeklerle yüz yüze geldiği cezbe halini işaret eder.Böyle bir aşk insanı ancak kendi ezel gerçeğiyle yüzleştirir,sılasından bir hatıra verir.Bu itibarla da dünyevî olması mümkün değildir.

Ancak dünyevî aşkın da,sıradan insanı bile gündelik gerçeğinden,görünür hacminden,genelgeçerinden geçirerek başkalaştırdığı,kendi ruhuna tanık tuttuğu gerçeğine binaen içerdiği anlam o kadar yüce,gösterdiği şey o denli hakikî,tecrübe ettirdiği şey o denli, aşkın'dır ki.Bir ucu göklerde ama bir ucu da yerde olsa bile,üzerinde daima bir günah bulaşığı taşısa,daima bir sicil bozukluğu,ciddi bir şaibe içerse de.Beşerî aşkın da cezbenin ilk adımı,ilâhî aşka açılan yolun başlangıcı,o kıyametin küçük çapta bir tecrübesi olarak sufî gelenekte belli bir anlayışla karşılandığı,bir tebessüm,hiç olmazsa mânâlı bir sükûtla geçiştirildiği muhakkaktır.Kalp talim etmekte handiyse.Nasip ve gayret,yolun geri kalanını nasılsa belirleyecektir.Çünkü aşk,güzellik karşısında ilgisiz kalamama halidir.

Aşkın güzellikle kaynayan,ondan neşet eden bir hal olduğu da "Küntü kenzen mahfîyen" hadisinde zahirdir.Gizli güzellik görünmek bilinmek istemiştir madem.,Zât'ın kendisine duyduğu aşktır bu.Öyleyse güzellik esastır,aşk,onun görünür kılınabilmesi için bir vasıta.Bir bakıma mutlak güzelliğin işlevsel kılınabilmesi aşkla sağlanmıştır.

Hal böyle iken dünyevî lisanda aslolan hangisidir ? Aşk mı güzellik mi ?

Güzellik olamazsa aşk olmaz.Ama güzellik de ancak aşkla ol'ur.Veysel'in "Güzelliğin on par'etmez/Bu bendeki aşk olmasa" dizlerinin "Anılmazdı Veysel adı/ O sana âşık olmasa" dizeleriyle tamamlanması tesadüf değildir.

Aşk mı güzellik mi ?

Aşkın,kaza menziline varması kaçınılmaz olan ve pek çok feda durağına uğrayan yolunda geriye ne kalırsa odur aslolan.

Bu yolculukta,küçük sandalı fırtınalı denizde savrulan kazazade batmamak için safralarını atmaya başlar.Önce kıymetsizleri gözden çıkarı,kaybı fazla eksikliği doğurmayacak olanları.Ardından fedası biraz can yakanları.Ardından fedası ciddi ciddi zor olanları.Sandal hafifler biraz.Ama kaza işte.Şakası yok
Yetmez.Bu kez kendi içine döner kazazade.Gözlerini kendi ağırlığına çevirir.Sıra asıl safralara,asıl ağırlıklara gelir.Hangi yanlarını sakatladığını,hangi cihetinden eksileceğini,köreleceğini düşünmeksizin bile,kendisine en ağır gelenleri bir bir fedaya başlar.Benliğinin en büyük parçalarını,ben'ini ben yapan asıl uzuvları gözden çıkarır,sıralı sırasız değil,sırasıyla.

Büyük hesaplaşma! Çünkü feda ettikleri,ben zannettiği ne varsa,onlardır aslında.An gelir: Belâ aşktan büyüktür,Allah hepsinden,hisseder. O zaman,aşka dair yitirdiği inancın bütün öfkesi ve zilletiyle,aşkı,fırtınalı denizin karanlık sularına,olabildiği kadar derine fırlatır atar.Sözde bir feda değildir bu.Öyle bir yere gelip dayanır ki orada,Safiye Erol'un kanla yazdığı gibi,artık kendimi affetsem,diyebilirse ruhunda bir aff-ı umumî fırtınasının koptuğunu hissedecektir.İşte o anda bile feda edilemeyen ne varsa,geriye ne kalmışsa,"O benim işte."

Feda edemediği,vazgeçemediği tek duygu,kala kala kendisine saf güzellik duygusu kalmıştır.Lâkin ağırdır güzelliğin "bi başına" taşınması,bu sandal batacaksa güzellikle,güzellikten batacaktır.Şimdengerü ona da razıdır.

Belki de güzellik,çirkinlikten şikâyeti,o feryâdı kesme hâlidir "Kahrın da hoş lütfun da hoş" algısı,masum bir cehaletin işareti değilse böyle bir ıztırabın görkemli neticesidir.Ve orada artık aşk da sadece bir hikâyedir..

Yol Hali, Nazan BekiroğluYol Hali, Nazan Bekiroğlu
Sena Bezgin, Ada'yı inceledi.
22 dk. · Kitabı okudu · 4/10 puan

Gerek kapağı olsun gerek arkadaşımdan görüp etkilenişim, açıkçası büyük bir hevesle alıp okumaya başladım. İlk yerleri gayet akıcıydı ve şu "ada" olayının ne olduğunu anlamak için okudum. Yazılış anlaşılması zor türden diyemem. Ama kitabın geneli ada sembolünün merakından daha çok klasik bir aşka yönelince ve sonu tatmin etmeyince büyük hayal kırıklığı yarattı.
Kitap seriden oluşuyor ama diğerlerini alacağımı malesef düşünmüyorum.

Çok sevdiğim bir abimden bana hediye gelen bu kitabı ilk okumaya başladığımda fazla romantik bulmuştum.Ama ilerledikçe kitabın bende etkileri çok derin oldu. Özellikle Furkan'ın hayatı, gemidekilerin şehadet karşısındaki o istekleri, Furkan'ı örnek alarak müslüman olanlar beni tam anlamıyla sarstı. Ben bu kitabı okumadan önce İslam davasına bağlı(!) olan bir insandım. Ama sahabe hikayeleri, İslam uğruna direnen insanların hayatları bana çok olağanüstü hatta masalsı geliyordu. Bu kitabı okuyana dek. Bu kitap bana İslam davasının gerçekçiliğinii 21.yyda da sürdürülebileceğini hissettirdi. Kesinlikle tavsiye edilir.

Esraa, Kendini Arayan Adam'ı inceledi.
 51 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu kitapta önceleri koyu bir komünist olan birisinin imanla müşerref olması, İslamı tanıması anlatılmaktadır. Yazar yolculuk sırasında tanıştığı bir insanla arasında geçen olayları anlatmaktadır.Yolculuk esnasında bir ara otobüsün kaptanı “şarkı veya türkü söylemek isteyen varsa mikrofona buyursun .” der. Bu teklifi Salih Gökkaya kabul eder. İki tane şarkı söyleyerek otobüsteki diğer insanları etkiler. Bu cazibesini kullanarak, sohbet etmeye başlar .İlk sözleri onların kafasını karıştıracak mantıken sorular sorar.Otobüs Toros dağlarını tırmanırken tekerleri patlar ve yazarımız molada bu şahsı yakalar ve mütevazi bir tavırla ona “Sizi tebrik ederim, kendinizi iyi yetiştirmişiniz bende sizden faydalanmak isterim” der ve ilk soruyu patlatır. “Efendim sizce İNSAN nedir? Sesi çıkmayınca isterseniz kitaptan okuyalım der.ona risale_i nurdan kesitler okur ve komünistin hayretli bakislari ve hakikati kendinin itiraf ettirmesi insanın en sağlam inanacagi yollardan birisi gerçekten...kominis soru üstüne soru kendisini tatmin edene kadar devam eder ve.....yaşasin müslüman oldu:) ilk sabah namaz kilisindaki o heyecan kalbindeki o kirleri gözyaşıyla yıkaması.... Tavsiye ederim kardeşler ;)

Tanzimat dönemi romanları arasında kusurlarına rağmen zevkle okuyabildiğim birkaç kitaptan biridir. Türk Edebiyatı'nın ilk tarihi romanı olan bu kitapta sadece Namık Kemal'in Osmanlı tarihine bakış açısını ve idealize ettiği vatansever insan tipini görmekle kalmıyoruz. Aynı zamanda İran tarihi ve entrikalar da görüyoruz. Özellikle Perihan ve Şehriyar arasındaki akıl oyunları eğlenceliydi.

Tuba Korkmaz, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

Doğu'da kızlar kadın doğar.Ecellerinden önce ölürler.İlk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek,o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir.Bu yüzden Toprak Ana diye bilinir.Perilerin şanı buradan gelir.Diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. Bu yüzden verimsiz ve çoraktır. Buna da, kadının intikamı denir.

Ziyan, Hakan Günday (Sayfa 136 - Doğan Kitap)Ziyan, Hakan Günday (Sayfa 136 - Doğan Kitap)
Şilan Şahin, Küçük Mucizeler Dükkanı'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hayata sımsıkı tutunan dört kadının hikayesi Küçük Mucizeler Dükkanı...Kesinlikle okuduğum en güzel kitaplardan biri.Akıcı dili sayesinde tek solukta okuyabileceğiniz ve her sayfasını merak edeğiniz bir kitap.Bu serinin ilk kitabı ve gerçekten kendinizden bir parça bulabileceğiniz bir kitap.Daha önce kanseri yenmiş ve bu tedavi sürecinde yaşadığı tüm sıkıntılara,olumsuzluklara rağmen kendini örgüye adamış ve örgüleri sayesinde hayata tutunan Lydia Hoffman...Evliliğinde sürekli sıkıntılar yaşayan,kocasının sürekli onu aldattığı düşüncesiyle hareket eden,oğlu Paul'ü canından çok seven ama Paul'ün çocuğuna hamile olan eşini hiç sevmeyen hatta ondan nefret eden zengin ve burnu daima yüksekte olan Jacqueline Donovan...Kocası Doug'a deli gibi aşık olan ama evliliklerinde hep bir bebeğin özlemini çeken,yaptığı tüm ağır tedavilere rağmen bir sonuç alamayan,her defasında hayal kırıklığına uğrayan,anne olma isteğini tüm iliklerinde hisseden Carol Gırard...Polis tarafından aldığı bir ceza sonucunda bir yerde çalışmak zorunda olan,asi ruhlu,kimilerine göre erkeksi,elinden sigarasını hiç bırakmayan,arkadaşıyla aynı evi paylaşan yer yer asi ,yer yer de hırçınlaşan Alıcı Townsend...Hayatın içinden dört güçlü kadın ve dört ayrı kadın.Küçük mucizeler büyük umutlar ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikaye.Bu kadınların tek bir ortak noktaları var Lydia Hoffman'ın örgüleri sayesinde hayata tutunmaları.Hepsinin hikayeleri ve acıları farklı ama dostluğun iyileştirici gücü sayesinde hayata tutunmayı başaran dört kadın.Sahi nasıl oluyorda bu dört kadın hem birbirlerinden bu kadar farklı hem de aynı olabir?Kitabın adındanda anlaşılacağı gibi "Küçük Mucizeler Dükkanı..."

"İpler ilmeklere can katar,örgü dostlukları güçlendirir;el işleri ise nesilleri birbirine bağlar..."-Karen Alfke