Herkes ilk olmak ister
İlk aşk
İlk öpücük
Oysa ilk geçiçidir.
Sahip olduğunuz hangi ilk hala sizin?
Oysa kimsenin beğenmediği
Son'da durum farklıdır.
Ondan ötesi yoktur.
Heyecandan avuçlarınızın terleyerek tuttuğu
İlk elle değil
Güvenerek sımsıkı tuttuğunuz son el ile girersiniz mezara.
İlk olup yok olmak mı
Son olup sonsuz olmak mı isterdiniz?

..., bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

İnsan yalnız olunca neler neler düşünür..gerçekleşmemiş hayallerini,uçup giden yıllarını,ilk aşk maceralarını...O pek gerilerde kalan yıllarını,erişilmeyen ve erişilmeyecek olan bir isteği hatırlamak,düşünmek de hoş bir şeydi.Niye böyle olur?Bunu da bilmez insan.Ama zaman zaman bunları düşünmekten,o günleri yeniden yaşıyor gibi olmaktan hoşlanır.

Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 92)Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 92)
Serdar Sekmam, Aşk Cephesi'ni inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

* Altı çizilen satırlar;
.
* Bazen en sevdiği sürükler uçuruma insanı. Bazen bile bile yanar aşk diye insan.
.
* Huzur içinde kuru bir lokma, kavga ve ziyafet dolu evden iyidir. Altın ocakta, gümüş potada artırılır, yüreği arıtacak olansa ALLAH sevgisidir aslında.
.
* Ne olursan ol, hangi dar ve zor zamanlardan geçersen geç, bu güzelliklerin kalbine yansımasına mani olma ve asla kalbini karartma. Düşmanın dahi olsa muhtaçsa bir yudum su vermeyi unutma.
.
O kadar çok yer varki çizdiğim ama bunları paylaşacağım yoksa yorum yapmaya kelimeler yetmiyor.

*Kitap Yorumu;
İlk başta kitabın geçişleri biraz bana zor geldi çok sert geçişleri vardı bir kaç yerde bunu söylüyorum. Çünkü kitap içinde kitap konu içinde konu var ve harika işlenmiş. Kitapta 5 aşk işlenmiş biri Adara ve Kerim , Ali ve Elif, Joe ve Binda , Angela ve Selim ve en önemlisi ilahi aşk ALLAH aşkı. Selim kendisine gelen bir mektup ile yola koyulur Rodos'â yola çıkmadan da yanına bir kitap alır yolculuğa bu şekilde başlar dedesinin olduğunu veya ona iletilmesi gereken bir kaç mektup için koyulur yola kitabada başlar ve kitap çanakkale yi anlatmaktadır Joe ve Ali yi karşı karşıya getiren olayı ve yaşananları çanakkale kısımlarında o kadar çok etkileniyor ki insan çanakkale bir başka gerçekten ve şunu da belirtmeden geçemem çoğu gönül yolculuğu veya tasavvuf adında yazılan kitapları dahi bir kaç anlatımda solda sıfır bırakır cinsten çok beğendim kitabı anlatılmak isteneni aşkları ve en önemli gerçekten hiç beklemiyordum bu kadar tasavvuf barındırdığını tabikide bu tasavvuf kitabı anlamına da gelmesin tasavvuf bir deryadır. Lakin çicek böcek diyip sözde yazanlar içindi bu kelamım kesinlikle tavsiye ediyorum ben keyifle okudum.
İyi okumalar dilerim...

Gözde, Gurur ve Önyargı'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

edebiyat, zerafet , saygı ve de yetenek dendiğinde aklıma ilk gelen isimlerden biri olan jane austen' ın ölümsüz eseri. kadınların sosyal yaşantısının sınırlı olduğu bir tarihte; bu denli esprili, kaliteli ve de derin bir kitap yazılmış olması, yazara duyduğum derin bir saygı ile kitaba başlamamı sağladı. tarihi olaylar ve eserler yazıldığı ve yaşandığı zamana göre değerlendirilmeli sözüne her zaman katılmış olmakla birlikte bu kitabın zamanı olmadığını düşünüyorum. etrafıma baktığımda birçok mrs.bennet,lydia bennet ya da miss.bingley görebiliyorum. mükemmel bir gözlem yeteneği sonucu ortaya çıkarılmış olan bu eser, yüzeysel baktığınızda küsüp barışmalı bir aşk hikayesi olarak görünebilir lakin üzerinde düşünme fırsatı bulabilirseniz birçok çıkarım yapmanızı sağlayacaktır. elbette miss elizabeth bennet saygı ile onayladığım bir karakter ama karakter incelemesine mr.darcy ile başlarsam çokta haksızlık etmemiş olurum diye düşünüyorum. köy halkı ile birlikte eminim ki her okuyucuyu ilk anda kendinden nefret ettirmeyi başarmış mr.darcy' i; mesafeli kibarlığı , saygısı, beyefendiliği ve biraz da ukalalığı sayesinde ilk anda sevmiştim. başta kendine itiraf edemediği, kabul dahi edemediği imkansız görünen aşkından vazgeçmemesi eminim ki her genç kızın kalbini çalar. fakat beni asıl etkileyen nokta; reddedilmiş bir erkek olarak sergilemiş olduğu tavır oldu. elizabeth' in red cevabından pişman olmasına neden olan, kelimesi kelimesine ezberlediği, her şeyi değiştiren ve de baştan yazılmasını sağlayan o mektuptaki nezaketi hangi erkek gösterebilir reddedildiği kadına karşı? kaçak evliliğin peşine düşüp, her şeyi düzeltme çabası ve de bunun için sunduğu sebebi; kararlı bir aşık olmasından daha önemli bir sebep benim gözümde değerli olması için. elizabeth' e baktığında onu ilk etkileyen şeyin gözleri olduğu vurgulanıyor hep kitapta, mr.darcy canlılık mı arıyordu neşe mi yoksa biraz da çılgınlık mı karar verebilmiş değilim lakin onu etkileyen en önemli şeylerden biri elizabeth' in her daim kararlı, dik, kendine güvenen duruşu idi. Kısacası bu eser; günümüz içi boşaltılmış aşk kavramından çok uzakta olup, gurur ve önyargı isminin hakkını sonuna kadar vermektedir. keyifli okumalar.

Kimsesizler mezarlığında yazdı gönlüm.
Bir kuştan haber geldi ilk önce haberi gömdüm.

Ciğerim öldüm, serabına çöldüm
ve tüm aşklarımı toparlayıp kuraklığıma döndüm…

Hiç bakmadım ki etrafım hoş, etrafım loş ama etrafım boşmuş.
Hiç kaçmadım ki efkarım dost, efkarım toz ama efkarım suçmuş.

Hiç korkmadım ki etraf kaos, aşkın lodos, zulmün dili yozmuş diye.
Hiç susmayınca efkarım bol, etrafım boş, hayalin dostmuş…

Derdim bu değil, derdim sen.
Derdim yel, derdim bi umut tüm aşkımı acıyla özgürlüğüme kenetleyen.
Kimden gelirse gelsin yılmadım hiç ben küfürden.
Sakladım hep zamanı gerçeğe sen gir diye penceremden.

Geceden bir yanım
Yani ışığına aşık, yani baya bi karışık, yani herşeye alışık…

Gecedense yarım
Aklım korkuma sadık yani bi yokluğa bağlı yani yine içmeye daldık ve o kızıl saçlara yağdık yani bir yanım aşk, bir yanım geceden... "Ozbi (Onur Dursun) & Gülce Duru"
https://www.youtube.com/watch?v=Jx_ZpZBoJro

Sinan Tütüncüler, Paris'teki Eş'i inceledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 7/10 puan

Biz okurlar olarak, okuma faaliyetimizin çoğunluğunu, yazarın ürettiği eserlere ayırıyoruz. Ama yazarın bu eseri yaşamının hangi döneminde, hangi şartlarda, nasıl bir süreç içinde, hangi ruh halinde yazdığı genellikle bilgimiz dışında oluyor. Hatta hayata veda etmiş yazarlar için, aklımızda kalan yazar profili genellikle onların hayatlarının son dönemlerine ait görüntülerdir. Oysa o yazarlar da genç oldular, aşık oldular, evlendiler, belki yoksulluk yaşadılar, toplumsal kavgaların, savaşların içinde yer aldılar. Ve yazdıkları ilk eserden itibaren, o eserlere kaleme alındıkları dönem damga vurdu. İşte yazarla, yazdığı eser arasında bağı kurmamızı sağlayan edebiyat türüne biyografi veya biyografik roman diyoruz.

Açıkcası biyografik romanlar çok fazla takip ettiğim kitap türlerinden değil. Bu yıl, bu türde okuduğum tek kitap Osman Balcıgil’in Sabahattin Ali’yi anlattığı “Yeşil Mürekkep” olmuştu. Ancak o kitap, kurgusal özellikler barındırsa da, biyografik romandan çok biyografi türüne yakın olan bir eserdi.

“Paris’teki Eş” tür itibari ile tam olarak bir biyografik roman. Yazar ciddi bir araştırma yapmış, gerçekliği yakalamaya çalışmış ancak, kitap buna karşın tasarlanmasından, kullanılan tekniğe kadar tam bir kurgu eser. Kitapta bir biyografide rastlanmayacak detaylar olduğu gibi, kitabı kurgu yapan esas detay, karakterlerden birisinin gözünden, onun duygu ve düşünce dünyasının içinden yazılmış olması.

Bu eser, Ernest Hewingway’in 22 yaşından 27 yaşına kadar olan kısmını ve ilk aşkı/eşi olan Hadley Richardson ile olan ilişkisini anlatıyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi, hikâye Hadley’in gözünden aktarılıyor. Kitap aynı zamanda, Hewingway’in gazetecilikten profesyonel yazarlığa geçiş sürecini de anlatıyor. Ayrıca bu geçiş sürecinin tüm zorluklarını ve çilelerini de gözler önüne seriyor.

Hadley Richardson’un gözünden anlatılan hikâyede benim en dikkatimi çeken özellikler arasında 1920’lerin Paris’inin edebiyat ve sanat çevrelerindeki cazibesi oldu. Oysa Paris o dönemde 1918’de sonlanan 1. Dünya Savaşının yıpranmışlığını yaşamaktadır. Ancak özellikle ABD’den geniş bir aydın çevresi, Paris’te yaşamayı ve ürünlerini burada vermeyi düşünmüşler. Bu isimlerin arasına, yazarlığı ve hikâyeciliği önüne hedef olarak koyan Hewingway’de katılıyor. Yanında kendisinden sekiz yaş büyük eşi Hadley Richardson’la birlikte. Paris’in özellikle Amerikalı yazarların ilgisini çekmesinde, 1. Dünya Savaşı sonrasında ABD’de başlayan komünist avının etkisinin olabileceğini düşünüyorum.

Hewingway’in kişiliğine ve hayat dinamiklerine dair ciddi ipuçlarını hikâyenin detaylarında rastlıyoruz. Hikâyeden öğrendiğimiz üzere Hewingway bir heyecan ve aksiyon adamı. 1. Dünya savaşına İtalyan ordusundan katılmış, balık tutmayı, boğa güreşini, kayak kaymayı seviyor. İçki ile ilişkisi ise çok derin. Yazarlığı ancak, hayatında ciddi heyecanlar hissettiği dönemlerde verimli olabiliyor. İlk romanını yazmasına vesile olan heyecanı boğa güreşleri. Bu festivallere bayılıyor ve uzun süre hiçbir boğa güreşi festivalini kaçırmıyor.

Ancak Hewingway aynı heyecanı aşk hayatında da arıyor ve bu nedenle hayatı boyunca dört kez evlenmiş. Evlenmeden yaşadığı ilişkiler ise başlı başına bir konu. Bu biyofrafik roman, ilk aşkı ve evliliği ile sınırlı. Ancak beş yılı kapsayan bu dönemde bile, bu ilişkinin gelgitlerini, yükseliş ve düşüş dönemlerini, kopma noktalarını ve başka heyecanlara kapıldığı anları görebiliyoruz.

Kitapta ülkemizin tarihine ilişkin de ilginç temaslar var. Bunlardan ilki, Hewingway’in Paris’te yaşarken, Kanada’lı bir gazetenin adına, Türk ordusunun İzmir’e girişinin ardından Türk ve Yunanlılar arasında yaşanan mübadele sürecinde muhabir olarak yer alması. Diğeri de yine aynı gazete adına Lozan Barış anlaşmasını takip etmesi.

Hikayede Hewingway’in nasıl baskın bir karakter, Hadley’in ise ne kadar çekinik bir karakter olduğunu gözlemliyoruz. Oysa aynı dönemde, özellikle Paris’te kadınlar erkeklere karşı özgürlüklerini ele geçirme konusunda ciddi mevziler kazanıyorlar. Hikâyede yer alan diğer kadınların hemen hemen hepsinde de bu gelişmenin izlerini görebiliyoruz. Hewingway’in eşi Hadley ise, Amerikan muhafazakar orta sınıfının temsilcisi olarak, evine, eşine ve ailesine bağlı, gösterişten ve kendini öne plana çıkarabilecek her türlü girişimden uzak bir karakter. Oysa bir piyanist olarak dikkat çekmeye aday özellikleri olmasına karşın, Hewingway’in önünü açmaktan başka bir kaygı taşımıyor.

Ancak bu çekinik ve pasif hali, özellikle Hewingway’in başka bir aşk rüzgârına kapıldığı ve kendisini terk etmeye niyetlendiği dönemde oldukça itici bir duruma dönüşüyor.

Kadın bir yazar olan Paula Mclain, Hadley Richardson’i oldukça iyi özümsemiş ve kurguya dönüşen eserinde herhangi bir kurgu açığına yer vermemiş. Kitabın kapağında da kitabın New York Times tarafından bestseller listesine alındığına dair bir ibare de var. Bu ibarenin iyi bir kitap için değerli bir etiket olup olmadığı tartışılır ama kitabın en azından bir dönem popüler bir seviyeye çıktığı tartışılmaz.

Bir aşk ve aldatma hikâyesini, büyük bir yazarın gelişme süreci ile birlikte iç içe okumak isteyenler için ilginç bir kitap olduğu gerçek.

Muhammet Ali Tütüncü, Aşk ve Acı'ı inceledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 3/10 puan

İlk kitabına göre bende hayal kırıklığı oluşturdu. Sebeplerinden biri bilinçli yada bilinçsiz islam terimlerini çok saçma yerlerde kullanmış ilk 60 sayfada..Bilirsin o orospuluguyla örnek olmuştu Havva ya gibi dudaklarım teninin neresine değse bana sanki vahiy inerdi. Tenin kutsal kitabimdi nasıl paylaşırım peygamberligimi dışarıda o kafirlerle. Böyle benzetmeler beni rahatsız ediyor. Vahiyin nasıl indiğini nerden biliyorda bu benzetmeyi yapıyor diyor. İslam dini terimlerinin böyle yerlerde kullanilmasida rahatsız ediyor. İkincisi vıcık vıcık sex, içki, aşk olmuş kitap başka birşey yok. Okurken sıkıldım. Beğenen beğenir ama ben beğenmedim.

Fatmanur Atay, Cenab-ı Aşk'ı inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Aynı zamanda felsefi olarak okuduğum ilk kitap. Ve gayet güzeldi. Bazı yerlerde öyle cümleler kurmuş ki, üzerinde uzun uzun düşünülecek cinsten. Okuduğum cümlelerde bilmediğim kelime olmadığı halde anlamakta zorlandığım yerler oldu. Ama düşünüp anlayınca nasıl yazmış bu cümleyi diye de düşünmedim değil:) kaliteli cümleler kurmuş yazar, okunması gereken bi kitap.

Yeşim Gökyıldız, Aşk ve Gurur'u inceledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · 6/10 puan

Aşk ve Gurur,bilinen diğer ismiyle Gurur ve Önyargı,Jane Austen'ın en ünlü kitabı olmakla beraber dünyanın dört bir yanında insanların dilinden,zihninden,elinden düşüremediği ünlü klasiklerden biri.Kitabı alabilmek için yanıp tutuşuyordum çünkü çok övülen ve sevilen bir yazarın çok övülen ve sevilen kitabıydı.Yalnız kitap o kadar çok yayından basılmıştı ki,hangisini alabileceğimi şaşırdım.Sonrasında kafamda iki kriter belirledim: Kaliteli bir basım ve güzel bir kapak.Bu isteğimi Martı Yayınları karşılamıştı,kitabı markette indirimde bulunca kaçırmadan almak istedim.

Aşk ve Gurur,18.yüzyılda yaşayan orta halli Bennet ailesinin ortanca kızı Elizabeth ile varlıklı bir genç adam olan Fitzwilliam Darcy'nin arasında filizlenen unutulmaz bir aşk hikayesini ele alıyor.Elizabeth,oldukça neşeli,sakin ve keskin zekalı bir genç kız.Diğer kız kardeşleri Jane,Lydia,Kitty ve Mary,kızlarını zengin bir adamla evlendirmekten başka bir şey düşünmeyen annesi Bayan Bennet ve sert mizaçlı babası Bay Bennet ile inişli çıkışlı bir yaşamı var.Öte yandan Bay Fitzwilliam Darcy,zengin olduğu kadar da kibirli,mağrur ama son derece de dürüst bir genç adamdır.Bu birbirine tamamen zıt dünyalarda yaşayan ikilinin yolları,bir baloda tatsız bir şekilde kesişiyor.Bennet ailesi şehirdeki bir baloya gittiklerinde Bayan Bennet,kızlarının zenginlerle dans etmesinden başka bir düşünceye kapılmıyor.En güzel ve en büyük kızı Jane,Bay Bingley adında varlıklı ve kibar bir beyefendiyle dans ediyor.Elizabeth ise kendisine dans edecek birini bulamadığından kendi köşesine çekiliyor.Bay Darcy ne alemlerde diye soracak olursanız o bir arkadaşıyla balodadır ve dans edecek kimseyi bulamamıştır.Arkadaşı,Elizabeth'in de güzel olduğunu belirterek onunla dans etmesini öneriyor Bay Darcy'ye.Onun cevabı ise,

"Beni cezp edecek kadar güzel değil." olur.

Bay Darcy'nin buram buram kibir kokan bu sözlerine içerleyen ve sinirlenen Elizabeth,adama karşı ilk görüşte bir ön yargı edinir.Adamla ikide bir yollarının kesişmesi de cabasıdır.Birbirlerine ilk görüşte nefreti bu zamanın ilaç gibi olan etkisiyle büyük bir aşka dönüşüyor.Biz de nefretten aşka geçiş sürecinde yaşananları Jane Austen'ın bol psikolojik tahlilleriyle okuyoruz.Kitabın asıl adı Pride and Prejudice,Türkçe'deki karşılığı ise Gurur ve Önyargı.Çoğu yayın evi kitabı Aşk ve Gurur olarak çevirmeyi tercih ediyor ama Gurur ve Önyargı kitaba çok daha uygun bir isim.Aşkın biraz daha geri planda kaldığı bir roman.Gururu temsil eden karakter Bay Darcy iken önyargıyı temsil eden karakter Elizabeth.Kitabın verdiği ders ise aşkın bütün gururu ve önyargıyı törpüleyecek kadar güçlü bir bağ olmasını,bir insan hakkında hemen peşin hüküm vermememiz gerektiğini ve her şeye rağmen aşkın kazanacağını anlatması şeklinde açıklanabilir.Aynı zamanda kitap aile bağlarını ve psikolojik analizleri güzel aktarmasıyla da beğenimi biraz da olsa kazandı.

Kitabın olumsuz yönleri ise oldukça fazla.Beni kitabı sevmemeye iten bazı nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

-Şiştim Artık!

Kitabın olay örgüsü o kadar ağır ilerliyor ki.Aşk duygusu kitabın son 100 sayfasında yer ediyor sadece.Onun dışında ailenin akrabalarıyla ve komşularıyla ilişkisini okumak,Bayan Bennet'ın kızları evlendirip başından savmaya bu kadar meraklı bir anne oluşu ve kitabın sonuna kadar bunu işlemesi,o ona aşık bu bunla evlenecek gibi konular beni bıktırdı artık.Kitabın konusu Bay Darcy ve Elizabeth'in aşkı iken yazar konuyu başka yerlere,dikkati başka karakterlere çekmiş ve uzatmış da uzatmış.Üslup sade ama kitap sıkıcı ve boğucu.Abartılacak bir yönünü bulamadım ben.Yorumlara bakınca derin ve etkili bir aşk hikayesine şahit olacağımı düşünürken karşıma oldukça sıradan,heyecanı olmayan,monoton bir aşk hikayesi çıktı.

-Resmiyet ve Karakter Fazlalığı

Kitapta kimsenin değinmediği ama benim üzerinden geçeceğim bir konu var.Resmiyet! Kitapta karakterler birbirine karşı çok resmiydi ve bu bana samimiyetsiz geldi.Elizabeth,babasına bile "siz" diye hitap ediyor o derece.Kitapta herkese bir ünvan verilmiş (Bay Bingley,Bay Collins,Lady Catherine vs.) ve bu benim kafamı çok karıştırdı.Bir de şu durum var,bir örnek vereceğim. Kitaptaki bütün karakterlere bay ve bayan diye hitap ediliyor.Mesela albay Fitzwilliam Darcy var bir de bizim kibirli ve genç Fitzwilliam Darcy var.İkisine de "Bay Darcy" diye hitap ediliyor.Acaba hangisinden bahsediyor diye satırlara dönüp dönüp yeniden okuyordum bu yüzden okuma hızım oldukça düştü.Bir milyon tane karakter bulunduğu için de daraldım.Bir o karakterden bahsediliyor bir bu karakterden.Bir Jane'in aşkı bir Lydia'nın şımarıklıkları bir Bay Wickham bir Bay Bingley... Jane Austen,18.yüzyılda yaşayan bir yazar olduğu için eserlerinde fazla resmiyet kullanıyor olabilir,bu eseri tarih kokan bir eser zaten.Yine de karakter fazlalığı ve resmiyet çok yoruyordu insanı.

Şimdi de çeviri ve baskıdan bahsedelim.Kapak ve iç tasarım oldukça estetik ve hoş görünüyor.Sayfa kalitesi de çok güzel.İlk başta bir klasik okuyorum,kesin karşıma bir sürü eskimiş kelime çıkar diye düşünüyordum.Ama çevirmen Zeynep Yeşiltuna kitabı çağdaş çevirisiyle oldukça anlaşılır ve okunabilir kılmış.Yazım yanlışları göze çarpmayacak kadar azdı.Martı Yayınları'nın baskılarına gösterdiği özeni bir kez daha takdir ettim.O yüzden bu kitabı Martı Yayınları'nın basımıyla rahatlıkla alabilirsiniz.Kırmızı sırt kısımlarıyla World Romance Classics serisi kitaplıkta çok hoş görünüyor.

Son sözüm ise dönem kitaplarının bana pek de uygun olmadığını bir kere daha anladım.Aşk ve Gurur,sıcak bir ortam ve karakterlere sahip olmasına rağmen yine de beni içine çekemedi,sıktı ve bitsin de kurtulayım düşüncesine itti.Klasik severlerin severek okuyabileceği ama benim gibi günümüz kitaplarına daha fazla ağırlık veren kişileri bunaltacak bir aşk klasiği.Ben haz ve keyif alamadım.Tabii ki bu herkes için geçerli değil.Umarım siz de aynı durumdan muzdarip olmazsınız.İnşallah beğeniyle okuyacağınız bir inceleme olur zira bu konuda pek yetenekli değilim.Herkese iyi okumalar,bol huzurlu ve keyifli günleriniz olsun.

"Kibir ve gururu dize getirebilecek tek gerçektir AŞK."

Ayça Sert, bir alıntı ekledi.
23 saat önce

Bu geçip giden yaşamda sonsuz olmaya değer ne kadar an ve saniye vardır? Gökyüzünde seher vaktinin renkleri, yeryüzünde altın renkli bir sabah çiçeklerden bir cümle kuşların uyumuyla alkışlanan ilk aşk öpücüğü, sonsuz olmaya layık değil midir?

Sergüzeşt, Samipaşazade SezaiSergüzeşt, Samipaşazade Sezai