Esma Tezgi, Kusursuzlar'ı inceledi.
12 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · 1/10 puan

Cümleleri toplayamıyorum öfkeden. Kitap Flashtvdeki reklamlar gibi,
Çakma ürünleri yeni gibi sunma; ePad, eFon..
Aynı şeyleri sürekli tekrar etme;kitapta sürekli aynı şeyi okuyorsunuz bazen acaba bu sayfayı okudumda yanlışlıkla geri mi okuyorum diyorsunuz.
Sinir bozucu sunucu, kitabın anlatıcısı kız o kadar sinir bozucuydu ki her sayfada biri kafasını patlatsa keşke diye okudum, nasıl tv karşısında o sunucular sizi delirtiyor freida ondan daha beterdi.
Ve pazarlama bir şekilde tuzağa düşüp ürünü alıyor ve okuyorsunuz. Sanıyorsunuz ki feminist distopya okuyacaksanız işte o noktadan sonra işler karışıyor.

Ben feminist distopya beklentisi ile başladım, okuduğum bir tanıtım buna sebep oldu kitabı araştırmadan okudum, genç yetişkin edebiyat ürünü olduğunu da okurken öğrendim. Neyse, işte ben feminizm, kadın hakları sistem eleştirisi bekleyerek kitaba başladım. Yazar kadınların ciddi ciddi eşya olduğu bir dünya kurgulamış, erkeklerin beğenisine göre üretilen havvalar on altı yaşına gelene kadar iyi eş olmayı öğreniyor ve sürekli kiloları ölçülüyor, güzellik testine tabii tutuluyorlar. İlk kırk sayfa okurken içim şişti, ama yazar dünyasını tanıtıyor ileride sistem eleştirisi olur diye umut ettim devam ettim. İlk bakışta yazarın kurgusu mantıklı ve günümüz dünyasını anımsatıyor, Victoria Secret melekleri nasıl günümüzde erişilmesi gereken bir mertebe gibi gösteriliyor ve kadınların psikolojisi bozuluyorsa bu dünyada da benzer bir şey söz konusu, tabii her şey daha ağır şartlar altında. Ya mükemmel olursunuz ya da yok olursunuz. Kadınlar sadece erkekler için var ve kırk yaşında son kullanma tarihleri doluyor ve yakılıyorlar!

İlk yüz sayfa umutluydum olaylar değişecek, yazar depresif anlatımdan kurtulacak, kendine güvensiz aptal anlatıcı bir şeyleri fark edecek sistem eleştirisi gelecek. Yok gelmedi, iki yüzlere geldiğimde umudum kalmamıştı, sadece yazar nasıl bitirecek merak ettim. Sinirden kudurarak okudum, hızlıca okudum ki bir an önce bitsin yoksa delirecektim..

Lafı çok uzatıyorum ama sinirliyim, yazar ne yapmaya çalışmış anlamadım. Bu kitapta zerre kadar feminizm yok, kurgu yok, olay yok, mesaj yok. Sadece yazar aklıma şöyle bir şey geldi yazayım demiş yazmış bırakmış, hiç düşünmemiş üstüne belli ki, insan şunu dönüp bir okusa kalkıp yayınlatmaz. Her satırda ayrı bir mantık hatası vardı, okurken yazar sürekli aynı cümleleri tekrarladığı için istemdışı tüm hataları beş kez kontrol edecek zaman buluyorsunuz. Mantık hatalarına çok değinmek istemiyorum, yazı uzadıkça uzuyor.

Kitap bir ara da iyice genç yetişkin aşk romanına bağladı ki yazarın bizle dalga geçtiğine emin oldum. Birde değinmeden edemeyeceğim, ailesiz sevgisiz büyüyen, sürekli rekabet halindeki kızlar böyle olmaz kimse kusura bakmasın. Daha yırtıcı olurlar, dedikodu ile değil icraatle de birbirlerinin ayaklarını kaydırmaya çalışırlar. Kitaptaki tek umut veren, mantıklı olan Pavlov'un yönteminin kullanılarak kızların uysal olması, o da rekabeti tamamen önleyemez.

Sonra Baba olayı var. Devleti yöneten yaşlı bir Baba var ve bu kadınların tanrısı gibi bir şey. Bu devlet kaç yıldır var, sistem nasıl oturdu, bu adam ölünce ne olacak vs milyonlarca soru. Adamın kendine kadın sipariş edip ürettirmesi, gel beni boğ diye bağırmasıda karakterin cilvesi. Karakter sinirlerimi oynattığı için fazla bahsetmek istemiyorum.

Distopya yazıyorsanız bir sistem kurarsınız, önce sistemi tanıtırsınız ve ilerleyen sayfalarda zaman zaman direk zaman zaman da kapı aralayarak sistem eleştirisi yapar, insanları düşünmeye sevk edersiniz. Sisteminizi geçekçi kurar, mantık temeline oturtur, okuru sarsarsınız ki okur o ürperti ile istemdışı düşünmeye başlar ve sistem eleştirinizin de yardımı ile DÜŞÜNÜR, İLHAM ALIR, GÖZLEMLER ve kendi fikrine ulaşır. Bu kitapta şu paragraftaki hiçbir şey yoktu, ürpetmek dışında ki bir süre sonra ürperti de geçiyor sadece yazara sinirleniyorsunuz.

Bu kitap ne amaçla yazıldı bilmiyorum (cinselliğe bakışını falan hiç anlamadım) ama kesinlikle feminist distopya falan değil, okunmaya değmez hatta yazıldığı genç-yetişkin yaş grubuna da okutulmamalı bence. Bu kitabı beğenip, ilham alanları da anlamadığımı belirteyim, distopya, sistem eleştirisi böyle olmaz sevgili okur. Çok uzun bir yorum oldu, daha kitapta eleştirilecek çok nokta var ama bu yorum akıllarda bir fikir oluşturmuştur umarım.

Kitaplara düşük puan vermeyi sevmiyorum, genelde yazarın emeğini göz önünde bulundurmaya çalışır, kitapları karalamak istemem ama en çok bu kitaba düşük puan vermek istedim, hatta 1'den düşük bir puan olsun istedim.

http://yorumatolyesi.blogspot.com/2017/03/kusursuzlar.html

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
24 dk. · Kitabı okumayı düşünüyor

I. Flora Auxerre’de
1844 Nisan

Flora sabahın dördünde gözlerini açtı ve
“Bugün dünyayı değiştirmeye başlayacaksın Florita,” dedi içinden.
Birkaç yıla kalmadan adaletsizliği silip insanlığı dönüştürecek
olan çarkları harekete geçirme fikrinin ağırlığı altında ezilmedi;
bir adım sonra karşısına çıkacak zorluklarla yüzleşmek için
güçlü ve sakindi. Tıpkı bundan on yıl önce o akşamüstü,
Saint-Germain’de, Saint-Simoncuların ilk toplantısında,
Prosper Enfantin’in dünyayı kurtaracak mesih çiftten bahsettiği
zaman olduğu gibi, kendi kendine metanetle söz verdi:
“Mesih-kadın sen olacaksın!”
Çılgın hiyerarşileri, bilime olan fanatik sevdaları ve iktidara
sanayicileri getirip ilerleme kaydetmek için toplumu bir şirket
gibi yönetme fikirleriyle zavallı Saint-Simoncular!
Onları artık çok geride bıraktın Endülüslü.

Cennet Başka Yerde, Mario Vargas Llosa (Sayfa 13 - Can Yayınları - 1. basım: 2006)Cennet Başka Yerde, Mario Vargas Llosa (Sayfa 13 - Can Yayınları - 1. basım: 2006)
Simon Zavex, Robespierre'yi inceledi.
30 dk. · 8/10 puan

Ahmaklık Toplumsal Bir Özelliktir. Seyrine Doyum Olmaz!

Fransa’da Monarşiyi yıkarak Cumhuriyet için devrim yapan varoşun baldırıçıplak kadınları ile burada Cumhuriyeti yıkmak adına monarşi için devrim yapan varoşun baldırıçıplak kadınları...

Biri eline silahını alır diğeri ise kutsal bakirelik örtüleri ile tespihini. Aslında her sınıfın uğruna çabaladığı şey rahat bir yaşam, para, zenginlik... Fark yok yani! Yosmalığın tohumu karaktersizliktedir, moda olan rejimin yaşam biçimiyle de bu karakter benzeri karaktersizlik genelgeçer bir düşünce şeklini alır. Her zaman olduğu gibi liberal yalanlar, gerici düzeni diriltme faaliyetinin üstünü örtmüştür.
Birbirinden farklı her iki rejimin kadınları yetenekli kocalarının ya da müstakbel eşlerinin önünde eğilen cahil (ki gerçekten öyledir), çekingen (mutaasıp) bir kadın rolüyle hatırısayılır bir refahı elde etmek için kendilerini satışa sunmaları aynı kafanın çıkarımlarıdır.

Eh tabi burada gerçek hırslılar ile bu hırslılardan kalma kırıntıları üzerine entari gibi takarak bir kimlik edinenleri birbirinden ayırmak lazım. Doğa zekayı herkese adil dağıtmamıştır çünkü. Manzaralar çok tanıdık. Zengin sınıfının ard arda gelen rejimlere uyan kadınlarının halkın kişiliksiz, karaktersiz kadınlarını, kızlarını peşlerinden sürükleyişlerinin uzun bir hikayesi... ‘Devrimler kadınsız olmaz’ ya da başka bir tabirle ‘Kadınsız Devrim olmaz!’ Tabi bu tespitin tamamı bu kitaptan çıkarılmış değil. Robespierre “Satın Alınamayan” adam olarak tarihe geçse de yavşak burjuvanın kurduğu komplolardan o da kurtulamamıştır.

İlk başlangıç’ her zaman ‘en basiti’ içinde barındıran ‘en ilkel’ haldir. En ilkel halinden gittikçe sistematikleşerek köklü ve canlı bir yapıya dönüşen Kapkaççılığın inşa ettiği insanlık tarihine “Dur Artık!” diye seslenenlerin, bu başıbozuk düzeni karşılarına almasıyla başlamış vatanseverlik. İlginç olan Vatansever, tarihi; eşitlikçi, adaletçi ve bireysel özgürlüğü inşa edecek bir biçimde değiştirirken, vatansavar’lar da hem egoist hem de komplocu ruhlarıyla altını üstüne getirdiği tarihi, gizli ideolojilerinin boyunduruğuyla altını hiç durmadan kendilerine göre eşelemiş. Çünkü mevcudiyetlerini hakkanileştirebilecekleri ve soylarını sürdürebilecekleri bir tünel lazımdır kendilerine. Yeryüzünde değil, lağım gibi yer altında çatallanarak ilerleyen bir tünel bu. Aslında bana göre ana konusu talancılık olan Tarih; gözler önünde aleni sahnelenen on binlerce alegoriyi göremeyenler yada aptallıkları nedeniyle kavrayamayanlar yüzünden defalarca farklı biçimde yazılsa da, “Düşünmenin Olanaksız” gibi göründüğü toplumlarda bu yazınlara olan rağbet maalesef metafizik yazınlara oranla boy ölçüşememekte. Bu yüzdendir ki ‘tarih tekerrürden ibarettir’ lafının ekseninde tavaf edilip durulur.

Sonuç olarak çoğu zaman bir hakikat gibi algılanan ‘Aptallık’ tarih sayfaları açısından bize iki yüz yıl kadar uzak görünse de aslında çıkarılacak derslerle öğreticiliği dün gibi yakın. Bir o taraftan bir bu tarafa salınan arada ince bir çizgi. Asır denilen şey bir saatlik bir zaman dilimi.
Olur ya kafasızlığın borozan gibi öttüğü benzer dönemlerde diktatörlük, çılgınlık, tragedya, aptallık ve kötüye olan beğeniyle tavan yapan toplumun ahmaklığı bir moda olduğunda, toplumun içkin yapısındaki bu ahmaklığın mikro düzeyde partiküllerini yakından görüp tanımlamak için “Yaşanmışlıkların, Yazılmışların Ansiklopedisine” dönüp bakmak faydalıdır. Faydalıdır çünkü bu ayrıntıda rolü olanların bulundukları saflarıyla kendilerini tarihin sayfalarında tanımadığı benzerlerinde bulup, eşleşmelerine yardımcı olacaktır.

Hakikati başka bir kılığa sokup onu tanınmaz hale getirmekten daha kolay bir şey olmadığını bilen stratejistlerin güdümünde inşa edilen hayali bir Babil’in resmi her dönemin iktidarında çizilir. Yeni bir şey değildir bu! Stratejistler çizer, politikacılar da oynar, oyunlar da ahmak halkı biçimlendirir. Herkes bu işten kazançlıdır. Sadece piyon olduğunu anlayamayan iktidar yanlısı halk haricinde. Ahmaklığın toplumsal bir özellik olduğu savının gerçekliğiyle halk bu sefer Bonapart’ın borçlarını kapatmak için çalışacaktır. Monarşi de doğmuş bir çocuğun Cumhuriyette yaşaması anlaşılır. Ama Cumhuriyette doğmuş bir çocuğun diktatörlükte yaşamanı sürdürecek olması gerçekten anlaşılır değil!

Şimdi bir kimlik, bir sınıf ve saygınlık yakaladığını sanan varoşun dindar oynak kadınları, kızları, gökyüzünün değil evrenin sınırlarını aşan bu budalalıklarıyla, usun dört tanımı da bunalımda! Aynen tarihte olduğu gibi.

Burcu Bergen, Kabuk'u inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sevgili oyun yazarı Zeynep Kaçar'ın ilk romanı. İnsan hayret ediyor bu ne kadar güzel bir ilk roman diye. Karakterlerin sert dillerini ben çok sevdim. Kabuk ilk sayfası ile farklılığını gösteren kitaplardan "Melahat gelecek birazdan provaya. Kalkmam gerek. Melahat, götü boklu, kör hafızın şaşı kızı Melahat. Yok, olmaz, diyemedim. Sana dikmem. Götü boklu şaşılara dikmem, dikmem de dikmem." üç dört sayfada değişen noktalama işaretleri kullanımı, hikayenin anlatım şekli... Bir durulup bir dalgalanması hatta uçurumun dibinden aşağıya bakması... Yazar anlatıyor siz dinliyorsunuz.

Sanırım son zamanların adına en yakışan kitabıdır bu kitap. Deliliğin, aile kabuğunu kırıp özgürleşme, özgürlük kabuğunu kırıp ise...

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Veda Zamanı
"Yolcu yolunda gerek" diyerek ayağa kalktı yazar.
Çantası elinde portmantoya doğru yürüdü, siyah deri
gocuğunu giydi, sonra dönüp sıkı sıkı sarıldı Rasih'e.
"Başka bir zamanda, başka bir yerde Rasih" dedi.
Gözlerinden iki damla yaş yanaklarına doğru yuvarlandı.
Rasih'in de gözleri dolmuştu "Kendine iyi bak ağabey"
diyerek tekrar kucakladı Sabahattin'i.
İlk ve son kez ağabey demişti genç adam Sabahattin'e.
Ağlamamak için kendini zorladığı çok belliydi.
Lafı uzatmak istemedi Sabahattin.
Söyleyebilse "Memleket sana emanet genç dostum" derdi mesela.

Yeşil Mürekkep, Osman Balcıgil (Sayfa 9 - Destek Yayınları)Yeşil Mürekkep, Osman Balcıgil (Sayfa 9 - Destek Yayınları)
Anıl Yakar, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Toplumsal olaylara ilişkin yapmış olduğu saptamaları okurun gözüne sokarken hiçbir şekilde olayın akışı, örgüsü ve diyaloglara bu durumu yansıtmayan Sabahattin Ali hikayedeki olayı yüzeysel bir biçimde, benim diyen romancıya ders verebilecek niteliktedeir. İki bölüme ayırılsa bile karakterler arasındaki geçiş durumunu fark etmemek mümkün değil. Raif'i ilk başlarda anlamamak sonrasında O'nun Maria ile arasındaki ilişkiyle (Maria hariika) bağ kurmak ve sonunda da keşke bitmeseydi denecek bir yapıt.

caner incesu, İnancın Sonu'yu inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 6/10 puan

Teolojik bir değerlendirmeyle başlayan kitap,ilerleyen sayfalarda oryantalist bir amerikalı vatandaşının persfektifiyle İslam'ı ve diğer semavi dinleri yeriyor.İddiaları bazı konularda objektif verilerle besleyebilse de çoğu konu yazarın temennisinden öteye geçemiyor.Konu bütünlüğü olarak çok kopuk bulduğum yer yer bazı pasajların doğru tahliller içerdiği bir kitaptı.İlk kez böyle bişey tavsiye edeceğim ama ilk 120 sayfayı okuyun sonrası pekte elzem değil gibi bana :)