Rüyadayken her şey gerçekmiş gibi gelir ya insana, ancak uyandıktan sonra rüya olduğunu anlarsın. Demek istediğim elbet bir gün biz de bu rüyadan uyanırsak, o zaman...
''Şimdiye kadar ağaçların dimdik durduğunu sanıyordum ama... Artık öğrenmiş oldum. Hepsi iki koluyla topraktan destek alıyormuş meğer. Bak, şuna bir bak, çok şaşırtıcı değil mi?''
Yonğhe aniden ayağa fırlayarak pencereyi gösterdi.
''Hepsi, ağaçların hepsi, amuda kalkmış duruyor.''
Yanlışlıklar nerede başladı acaba?
Böyle anlarda bazen kendi kendine soruyor.
Ne zaman başladı tüm bunlar? Hayır, hayır, ne zaman her şey yıkılmaya başladı?
Yaş olarak dört yüz yıllık gibi görünen bir ağaç. Havanın açık olduğu günlerde sayısız dalını göğe uzatıp güneş ışığını yansıtan bu ağaç, ona bir şeyler söylüyor gibi olurdu ama yağmura gömüldüğü bugün söylenecek sözleri içinde gizleyen suskun biri gibi. Yaşlı alt gövdesinin kabukları iyice ıslanmış, akşam gibi karanlık ve sürgünlerinin yaprakları hiçbir şey söylemeden titreyerek yağmuru kabullenmekte. Bu sessiz sahneyle bir hayalet gibi kesişen Yonğhe'nin yüzünü görüyor.
''Karanlıktım.'' Kendisini böyle açıklamak istediği zamanlar olmuştu. O karanlıktı. Karanlık bir yerde o vardı. Son zamanlarda tecrübe ettiği, renklerin var olmadığı o siyah beyaz dünyası, muhteşem, sessiz ve huzurluydu ama artık geri dönemeyeceği bir yerdi. Ona o dingin barışı getiren mutluluk, geri dönüşe kapanmıştı. Ancak onun kayıp duygusunu hissetmesi imkansızdı. Şu anın dünyasının yaşattığı kaygı ve acıya dayanmak için bile enerjisi yoktu.