Clarice Lispector

Clarice Lispector

Yazar
7.9/10
87 Kişi
·
175
Okunma
·
17
Beğeni
·
1509
Gösterim
Adı:
Clarice Lispector
Unvan:
Yazar
Doğum:
Chechelnik, Ukrayna, 10 Aralık 1920
Ölüm:
Rio de Janeiro, Brezilya, 9 Aralık 1977
Brezilyalı romancı ve kısa öykü yazarı Clarice Lispector, 10 Aralık 1920 tarihinde Chechelnyk, Ukrayna'da dünyaya gelmiştir. Yazar Franz Kafka'dan sonra en önemli Yahudi yazarlar arasında yer almıştır.

Yenilikçi romanları ve kısa öyküleri ile uluslararası alanda ün yapan Clarice Lispector, yazarlığın yanı sıra gazetecilik mesleğini de sürdürmüş ve eserlerinde Yahudilikle ilgili temalara pek az yer vermiştir.

Eserlerinden bazıları beyaz perdeye uyarlanan Clarice Lispector'un eserleri Brezilya edebiyatında yaygın bir şekilde tanınmakta ve müziklerinde kullanılmaktadır. Kitapları prestijli dizler arasına giren ilk Brezilyalı yazar sıfatını kazanan Clarice Lispector, 9 Aralık 1977 yılında Rio de Janeiro, Brezilya'da hayatını kaybetmiştir.
— Ben bu dünyada yalnızım ve kimseye inanmıyorum.Herkes yalan söylüyor,bazen sevişirken bile.Kimsenin birbiriyle konuştuğunu düşünmüyorum,gerçek sadece yalnızken geliyor bana.
İnsani tanrısallığımı istiyordu, o da inşa edilmemiş bir insan soyunuşuyla başlamalıydı..... İlk adımı atmıştım :en azından artık insan olmanın, doğanın bir orgazmı olduğunu biliyordum.....
Cehennemin kendisi aşıktır.Aşk günahta daha büyük bir tehlikeyi deneyimlemektir-çamurun,yozlaşmanın ve mutluluğun,en kötü mutluluğun deneyimlenmesi.
104 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Ben bir yazar değilim. Ama yazmayı severim. Hele de son zamanlarda bir şeyler kurgulamaya başladığımda tanıştığım karakterlerle birlikte yazmak benim için daha başka bir hal almaya başladı. Çünkü yazarken aslında siz bir kurgu yaratmıyorsunuz gibi geliyor bana, bir karakter sizi kendi hayatına çekiyor. Davet ediyor. İzliyorsunuz onu. Takip ediyorsunuz. Hayatını öğreniyorsunuz. İstemediğinde ona bir şey yaptıramıyorsunuz mesela. Olmuyor. Yazarken tanıyorsunuz onu. Hissettiklerini gösteriyor size yavaştan. Hissetmeye başlıyorsunuz. Vereceği tepkileri öncesinden kestiremiyorsunuz öyle her zaman. Kimi zaman bir derdi oluyor karakterin, onu anlamak için yazıyorsunuz. Siz yazdıkça açıyor kendini. Kabul ediyor dünyasına. Anlam veremiyorsunuz kimi zaman da yaptıklarına, sizin hoşlanmadığınız şeyleri yapıyor, istemediğiniz yerlere gidiyor. Konuş dediğinizde susuyor mesela. Ona karşı gelip de inatla kendi istediğiniz şekilde yansıtmaya çalıştığınızda ise kurgudan ve hikayeden oluyorsunuz. Karakteri anlayamamış, birden onu hiç tanımamış gibi oluyorsunuz. Size arkasını dönüyor, karakter de hikaye de…

Dediğim gibi yazar değilim, ama ucundan tattığım şu duygu bile çok farklı bir deneyim benim için. Tabii bu her zaman mutluluk veriyor da diyemem. Hatta kimi zaman sancılı… Lise zamanlarında karaladığım saçma sapan şeylerde bile kötü bir son varsa ağladığımı, üzerime birkaç gün boyunca garip, durgun, huzursuz bir ruh hali çöktüğünü hatırlıyorum. Yahu neden kötü yazıyorsun o zaman, mazoşist misin sen? Hayır. Ya da belki… Bazen müdahale edemiyorsun ama işte. Çoğu zaman.

Neden böyle bir giriş yaptım peki? Neyi anlatıyorum ki ben sahi? Kitaptan bahsetmem gerekiyor şuan. Kaptırdım biraz kendimi. Ama aslında kitapta da tam olarak da bu anlatılmış. Yazan kişi yazdığı karakteri anlatıyor. Herkes yazdığı karakteri anlatmaz mı zaten hikayelerinde? Evet. Ama bu defa yazar karakterle olan kişisel çatışmalarını da anlatıyor. Karakteri hakkında ne düşündüğünü. Karakterine olan bağlılığını… Ondan ayrı bir birey gibi söz ediyor. Hiç tanışmadığı ama çok iyi tanıdığı bir birey. Onda nefret ettiği yönleri, ona acıdığı zamanları, ona hissettiği duyguları, olay örgüsü sırasında onunla ve diğer karakterle ilgili henüz öğrendiği şeyleri paylaşıyor. Açıkça. Onu bize anlatıyor, ama alışkın olduğumuzdan daha farklı bir şekilde.
Şunu vurguluyor yine, bunu yapan o ben değilim, bunu yaşayan o yaşatan ben değilim. Ölen o ise eğer, öldüren ben değilim. Ben sadece yazıyorum… Ne olacağını bilmem ona bunu yaptırdığım anlamına gelmiyor. Sandığınız kadar özgür değilim yazarken… Ben onu anlatmaya çalışıyorum sadece. Ama onu anlatırken bile istediğim gibi anlatamam. Onu anlatıyorsam eğer ona uygun anlatmalıyım. Kelimelerim ona uygun olmalı, üslubum onu anlatmalı. Yoksa anlattığım o olmaz. Kaybolur…

"Sözü süslemeyeceğim, çünkü kızın ekmeğine dokunursam ekmek altın olacak, kız da (daha on dokuzunda) ekmeği ısıramayıp açlıktan ölecek. Bu yüzden, onun hassas
ve belirsiz varoluşunu kavramak için basitçe konuşmalıyım.”

Bir karakterin yazarı nasıl ele geçirdiğini okuyorsunuz aslında. Ve bu bana müthiş bir keyif verdi okurken. Anlatılan karakter ve yaşadıkları olağan olsa da anlatım şekli hikayeyi çok başka bir yere koymuş. Bu arada olay akışı ve karakterler bana atmosfer olarak ROMA filmini hatırlattı. O durağanlık, sakinlik… Ama bunların yanında sıradan görünen hatta sıradanlıktan görünmeyen insanların hayatına bir bakış… Hatta hikayeyi zihnimde o siyah beyaz atmosferde canlandırdım istemsizce.

Lispector uzun zamandır merak ettiğim bir yazardı. Merak ettiğime değdi gerçekten. Diliyle, anlatımıyla, anlatım tekniğiyle oldukça keyif aldığım bir kitap oldu Yıldızın Saati.

https://aynalidaktilo.wordpress.com/...i-clarice-lispector/
104 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Karantina günlerinin en zor okunan kitabı olarak kayıtlara geçiriyorum, bu kitabı. Toplam102 sayfa, ama tekrar tekrar dönüp okumaları da sayarsak daha fazla sayfa olabilir. Bir tür monolog bu kitap. Yazarın sevgilisine anlattığı, kendi içsel konuşmalarından oluşuyor. Zaman zaman anlamsızlığa doğru bile gidiyor. Ne demek istiyor yazar diye düşünürken. O açıklayıcı cevap geliyor. " Ben de kendimi anlamıyorum",diyen. "Rüyayla uyku arasındaki o kopuk düşüncelere dönüşüyor yazdıkları". Sözler bana ait değil, bu da yazarın yorumu. Bununla birlikte, altı çizilecek çok güzel cümleler vardı. Kitabı okurken aslında düz yazı değil de şiir şeklinde de yazılabilirdi, diye düşündüm. Uzun soluklu bir şiir olurdu ve bence güzel de olurdu. Her şeye rağmen farklı bir okuma yaptığım için benim hoşuma gitti. Ama tavsiye etmekten çekinirim.
104 syf.
·7/10
Clarice Lispector ve siz karşılıklı bir masada oturuyorsunuz ve alışık olmadığınız bir cümle dizisiyle sadece o konuşuyor.Bazı cümleleri üzerine düşünürken birden bir kelimesiyle vuruluyorsunuz.
Kitap için bir son yok;aslında başlangıç da yok yazarın da değindiği gibi an,anı yansıtmak önemli olan. "Dişi Kafka" olarak gösterilen yazarı farklı bir edebiyat deneyimi için okumanızı tavsiye ederim.
176 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
“Yalnızdı. Terk edilmişti, mutluydu, yakındı yaşamın yabani kalbine.”
James Joyce’un bu dizelerinden yola çıkıyor Lispector.
Joana’ yı konuşturuyor sonra. Joana’nın kalbini yabanileştiriyor, sonra ehlileştiriyor, Otavio’ya veriyor, parçalatıyor, üzerine basılıyor o kalbin.
Bizse artık biçimini kaybetmiş ama sesini yitirmemiş kalbin yakınlarında dolanıyoruz.
O kalp; acı yüklü, hayallerle çevrili, deli atıyor.
Joana mutluluklarıyla, geçmişiyle, arada kalışlarıyla ilerliyor. Ağır aksak..
.
Clarice Lispector; Yaşam Suyu ve Yıldızın Saati’nden sonra yine etkiliyor beni. Puslu ruhuyla..
.
‘Yabani Kalbin Yakınlarında’ deneysel cümle yapısına sahip, noktalama işaretleri, duyguların ardışıklığı oldukça iç içe ve birbirinden ayırması güç. Başak Bingöl Yüce ise çevirisiyle; eseri okumayı daha da keyifli hale getiriyor~
Sancar Dalaman’ın kapak çalışmasıyla
.
Ve altını çizdiğim onca cümleden birisini ekleyeyim:
“Bazı şeyleri görebilmek için bir miktar körlük gereklidir.”
104 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yaşam Suyu'nu okumadan önce arkadaşlarımın önerisiyle yazarın Yıldızın Saati kitabını okudum.Bir tür ön hazırlık oldu benim için.Yıldızın Saati daha anlaşılır bir kurguya sahipti.
Tamamen iç monologdan oluşan Yaşam Suyu'nu kavramakta gerçekten güçlük çektim.Yazarın anlatımındaki belirsizlik, beni de ele geçirdi.Zaman zaman şimşekler çaktı beynimde zaman zaman cümleler arasında ( anlamlar arasında da) kayboldum.Ama bir ritmi var anlatının o ritme kaptırıyorsunuz kendinizi bir şekilde.
"Zamanın atomlarına sahip olmak istiyorum.Doğasında kavramanın yasak olduğu şimdiyi kavramak: şimdi kayıp gider, an da öyle ve ben tam şu saniyede sonsuza kadar şimdideyim." syf 9
Bu kitaptan aklımda en çok kalan "şimdi ve an " kavramları olacak.
Lispector de "Konum an mı? yaşamımın konusu." diyor daha kitabın en başlarında.

Her ne kadar " Söylediklerimi sadece yüzeysel olarak dinle, anlamsızlığın içinden bir anlam doğacak, benden açıklanamaz şekilde yüksek ve hafif bir hayat doğduğu gibi.Yoğun bir sözcük ormanı, yaşadığım ve hissettiğim şeyi sıkı sıkıya kavrıyor ve olduğum her şeyi benim dışımda kalan bir şeyime dönüştürüyor." syf 26 dese de Clarice Lispector, bu metni yüzeysel olarak dinlemek ( okumak) mümkün değil.
Romandan çok felsefi bir metin olarak okumak gerek bu kitabı.Varoluş, ölüm, Tanrı kavramları etrafında bir çığlık gibi duyduğumuz yazarın sesi, oldukça sarsıcı.Bunu ikinci okuyuşumda daha net algıladım.
"Yaşamla ölmek istiyorum." cümlesi bu çığlığı en yoğun hissettiğim cümle oldu.
"İnanmayanlar için bile ilahî olan umutsuzluk ânı vardır:Tanrı'nın yokluğu dinî bir eylemdir.Tam şu anda Tanrı'ya bana yardım etmesi için yalvarıyorum.İhtiyaç duyuyorum.
İnsan gücünden daha çok ihtiyaç duyuyorum.Güçlüyüm ama aynı zamanda yıkıcı da.Ben O'na gitmediğime göre Tanrı bana gelmeli.Bırakın gelsin Tanrı: bunu hak etmesem de.Gelsin.Ya da belki onu en az hak edenler ona en çok ihtiyacı olanlardır.Ben tedirginim, sert ve umursamazım.İçimde sevgi olsa da.Sadece sevgiyi nasıl kullanacağımı bilmiyorum.Bazen kanca gibi yırtıyor beni.Eğer içime bu kadar sevgi dolmuşsa ve hâlâ tedirginsem, bu Tanrı'nın gelmesine ihtiyacım olduğundan."syf 59
En sevdiğim bölümlerden biri yine yukarıdaki bölüm oldu.
Hayvanların ve çiçeklerin ( çiçeklerin hüznü) üzerinden varoluşun sorgulandığı bölümleri sevdim.
"İt" olmak ( İngilizce cansız o anlamına gelen "it" zamiri) şahsi olmayanın gizemi...
"Kendimim ben.Ama aynı zamanda şahsi olmayanın gizemi var, "it" dediğim şey işte: şahsi olmayan benim içimde ama bazen içime taşan o şahsi şey gibi değil, onu çürüttüğü ve bozduğu şey gibi değil: ama güneşte kurutuyorum kendimi ve bir meyvenin kuru ve filizlenebilir çekirdeği gibi şahsiyetsiz oluyorum.Kişiliğim yeryüzünde bir kara toprak gibi, çürüyerek yaşıyor.Benim "it"im dediğim şey bir çakıl taşı gibi sert."
İlk okumamda ( henüz bitirmeden) sevemedim bu kitabı diye düşündüm.Ancak ikinci okuyuşumda bayıldım kitaba.Bu kendi küçük, etkisi büyük kitabı okumak için sakin ve geniş bir zaman seçin derim.Zorlu metinler okumaktan hoşlananlara tavsiye ederim.
104 syf.
·Puan vermedi
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitap alışagelmiş kalıpların dışında , kuralsız bir şekilde yazılmış. Varlık , yokluk , yaşamak ve ölmek .Bu dört kavram etrafında kitap monologlarla , sessiz çığlıkla ilerliyor. Kitabın başından sonuna kadar nesneler , renkler , resimler , çiçekler , meyveler ve müzik imgeleri kullanılmış. Yazar şahit olduğu anlarda konuşamadıklarını , sesli olarak dile getiremediklerini , acılarını , sancılarını , eleştirilerini , anlamaya çalıştıklarını bir mektup yazar gibi dile getirmiş. Kitabı okurken zorlandım, anlamaya çalıştım. İçim daraldı. Belki de bu tarza alışkın olmadığım için olabilir.
Tavsiye konusunda kararsızım çünkü herkesin beğenebileceği tarzda bir kitap değil. Monologlarla devam eden kitapları sevenler beğenebilir .
184 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Clarice Lispector Brezilya edebiyatının en önemi yazarlarından biridir. G.H'de bana göre Groteks bir kadın kahraman olmasının yanında melekler arasında bir insan, okuyucuyu gerçek dışılıklar topluluğu arasında fizyolojik ve felsefi eylemlerden geçen, sorgulayan, sorgulatan, birbirine karışan ve ayrık yaşamlardaki derin düşüncelerin tasvirini rahatsız edici gerçekçi önermelerle kitabı okuyan her kişinin bir şekilde hayatına dokunacak cümleler yardımıyla dokunuyor. 

Kitabı okurken beni bu özelliklerinden dolayı son derece sadakatsiz, son derece saydam, sağlıksız bir ruh hali, kendime olan saygınlığımdan, özellikle kendime olan saygınlığımdan bir varlıkmışım gibi hissetmeme neden oldu. 

Clarice Lispector çok farklı bir yazar, bu değişmez bir gerçek. Buna karşılık, Clarice Lispector'un farklılığı bir sır, gizeminden ötürü rahatsız edici, çünkü hiç bir açıklaması yok. 

Kitabı tavsiye ediyorum. Şunu da belirtmek isterim ki kitabı okumak bozuk süt içmek gibi... Ama yine de tadı çok güzel...
176 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Aslında hayatımın en mutlu günlerini yaşıyorum. Yani hiç olmadığım kadar mutluyum. Ruh halim, aşırı sağlıklı 
Lispector... Sessiz çıkıkların kadını. Acı yüklü, deli bir kadın. Şu mutlu halim de bile derinden etkileyebiliyor beni. Kesinlikle Lispector’un kalemine hayranım. Ve dilerim ki @monoklkitap Clarice Lispector’un bütün eserlerini biz okurlara kazandırır. Bu vesile ile naçizane talebimi de sunmuş olayım 
Lispector, puslu bir ruha sahip. Konuyu nasıl, ne şekilde, nereden nereye bağlıyor anlamıyorsunuz ama çok seviyorsunuz her cümlesini.
Öncelikle kitaba geçmeden evvel Portekiz aslından bu eşsiz eseri çevirip biz okurlara kazandıran Başak Bingöl Yüce'ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Kitapta üç karakter. Joana, Otávio ve Lídia. Farklı bir anlatım. Darbenin nereden geleceği belirsiz. Bu kadının yazdıklarını, hissettiklerini anlatmak zor. Her kelimesini içime işlememe rağmen hakkında cümle kuramıyorum. Çünkü öyle bir yazar Lispector. Joana üstünden bir anlatım. Dağıtılan bir kalp. Yerle bir... Yine sessiz çığlıklar... Joana mutlu aslında ama öyle bir zaman dilimi geliyor ki araya sıkışıyor, kalbi dağlanıyor.
Satır satır çizilesi her cümle. Aktardığı diyaloglar bile.
Ertelemeyin. Mutlaka tanışın bu eşsiz yazar ile. Namıdiğer Mısır Kedisi ile...
Sağlıksız okumalar dilerim. (Neden böyle dediğimi Lispector okuyunca anlayacaksınız. )
"Özgürdü... Bazen her şey nasıl da basitleşiyordu..."
104 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kısaca bu metni bir kadının (aslinda hiç varolmayan bir kadının ) kadere ve alın yazısina rağmen artık zamanı gelmiş son bir çabası olarak görebiliriz.

Çok seven bir kadının Tüm içten tutkusuna rağmen , Kaygı, dehşet, kendi iç sesi ile ( monolog ) kendisine ait bir fantastik dünyayla beraber büyüleyici derecede insanı etkileyen sözcüklere sahip , sözcüklerin gücünün yardımıyla kötümser , çileci bir bakış açısı ile anlattığı Aynı zamanda tutkuya sahip bir inanç' ın , miyadini doldurmuş bir ömrün varolma çabası sonucu etrafını saran bir uykuda ki bir rüya, bir anlık ışımada hakikatin belireceğini duyumsayan bir ruh yapısı içersinde geçen inançsız bir ömrün kendini yaşamdan ölümden tercihlerden ibaret bir dünya kurarak Her seçimin aslında bir vazgeçiş olduğunu anlatan bir edebi elvedadır...

Bu kitabı büyük bir ilgi ve beğeni ile okusam da bana nedense Fado tarzı bir müzik ' te geçen bir ağıt gibi de geldi. (Fado, 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanmış bir Portekiz halk müziği türüdür. Fado'nun tam bir çevirisi olmamakla beraber, kelime anlamı kadere veya alın yazısına yakındır.) Kitabı okumayı düşünenlere, kitabı okurken Fado dinlemelerini tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Clarice Lispector
Unvan:
Yazar
Doğum:
Chechelnik, Ukrayna, 10 Aralık 1920
Ölüm:
Rio de Janeiro, Brezilya, 9 Aralık 1977
Brezilyalı romancı ve kısa öykü yazarı Clarice Lispector, 10 Aralık 1920 tarihinde Chechelnyk, Ukrayna'da dünyaya gelmiştir. Yazar Franz Kafka'dan sonra en önemli Yahudi yazarlar arasında yer almıştır.

Yenilikçi romanları ve kısa öyküleri ile uluslararası alanda ün yapan Clarice Lispector, yazarlığın yanı sıra gazetecilik mesleğini de sürdürmüş ve eserlerinde Yahudilikle ilgili temalara pek az yer vermiştir.

Eserlerinden bazıları beyaz perdeye uyarlanan Clarice Lispector'un eserleri Brezilya edebiyatında yaygın bir şekilde tanınmakta ve müziklerinde kullanılmaktadır. Kitapları prestijli dizler arasına giren ilk Brezilyalı yazar sıfatını kazanan Clarice Lispector, 9 Aralık 1977 yılında Rio de Janeiro, Brezilya'da hayatını kaybetmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 175 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 182 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.