Yonğhe isimli genç bir kadın gördüğü bir rüya sonrasında vejetaryen olmaya karar veriyor. Evdeki tüm etleri çöpe atıyor. Et yememeyle başlayan bu süreç; Yonğhe'nin zamanla hiçbir şey yememesi, uyumaması ve konuşmaması şeklinde ilerliyor. Kitap Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı başlıklı üç bölümden oluşuyor. Bu bölümlerin her birinde olaylar farklı bir karakterin bakış açısıyla anlatılarak ilerliyor: Yonğhe'nin kocası, eniştesi ve ablası.
Kitap Yonğhe'nin hikayesini anlatsa da, Yonğhe'nin ne düşündüğünü kitap boyunca okumuyoruz. Yalnızca, Yonğhe'nin gördüğü rüyalar ve kurduğu birkaç cümleyle onun düşüncelerini ifade edişini kısmen görebiliyoruz. Ancak Yonğhe'yi anlamak için tam da bunun olması gerektiğini, yani Yonğhe'nin kendini anlatmadan onu anlamamız gerektiğini, kitabı okuyup bitirdikten sonra kitabın üstüne düşünürken fark ettim.
Kitap vejetaryenlikle ilgili bir kitap değil. Vejetaryenlik kitapta odak noktası değil; okuru verilmek istenen mesaja götüren bir araç. Bu araç yerine, vejetaryenlik yerine, toplumda aykırı olarak görülen başka bir durum da kullanılabilinirdi. Kitapta vejetaryenliğin ele alınma sebebinin altındaki anlamı anlamak için aslında biraz da Kore toplumunun bakış açısı hakkında fikir sahibi olmak gerekli. Kore kültüründe et yemekleri büyük bir yere sahip. Böyle bir ortamda ''artık hiçbir zaman et yemeyeceğim'' diyen birini düşünün. Farklılık. Evet, vejetaryenliğin altındaki ileti aslında sadece bu: Diğerlerinden farklı olmak.
Vejetaryen, şiddetin her türlüsünü yaşamış bir kadının zamanla kendinden kopuşunun bir anlatısı. Üstelik bu anlatıda sayılı birkaç cümle dışında kadının ağzından tek kelime okumuyoruz. Bu cümlelerde de Yonğhe yok, diğerleri var. Hep diğerleri, hep başkaları... Başkalarından yola çıkarak Yonğhe'ye ulaşıyoruz.
Yonğhe