Mesut İlkay YANIK

Mesut İlkay YANIK
@ilkay_x9
6/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:31
Kitap üç bölümden oluşuyor, şiirlerin dışında düzyazılar da var son bölümde. Kitaptaki şiirler, erotizmi salt tensel hazla sınırlamıyor. Bilakis, aşkı ve bedeni insanın demokratik, hümanist ve devrimci varoluşunun ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor Ritsos. Erotizmi, yalnızca bireysel bir deneyim değil, toplumsal bir iletişim aracı olarak yorumluyor. Şiirlerde sık sık kırmızı motifinin yinelenmesi ise hem bedensel arzunun hem de devrimci tutkunun simgesi olarak dikkat çekiyor. Doğum tarihi bile 1 Mayıs olan devrimci Yunan şair Ritsos, erotizmi burjuva yozlaşmasının bir göstergesi olarak değil, insanın özgürleşme sürecinin temel öğesi olarak ele alıyor. Ancak bu noktada bir eleştiride bulunmalıyım. Ritsos’un erotizmi devrimci söylemle bu denli iç içe geçirmesi, şiirlerin bireysel duyarlılığını gölgeliyor. Zira bedensel deneyim, politik bir sembol hâline geldiğinde, kişisel olanın özgünlüğü sınırlandırıyor bence.
ErotikaYannis Ritsos · Varlık Yayınları · 1993237 okunma
Reklam
9/10
·68 syf.··
2026 7. kitabı
Plutarkhos, MS 1. yüzyılda yaşamış, Yunan düşüncesinin en önemli biyografi yazarlarından biri olarak gösterilen bir büyüğümüz. :) Sparta’nın efsanevi yasacısı Lykurgos hakkında da biyografik bir eser üretmiş… Okuduğumuz kitap tam da bu işte. Plutarkhos’un amacı yalnızca tarihi olduğu gibi aktarmak değil, onun için biyografi, ahlaki ve politik bir ders verme aracı gibi… Bu nedenle Lykurgos’un Hayatı, tarihsel gerçeklerden çok, bir toplumun ruhunu şekillendiren yasaların ve karakterlerin felsefi anlamını ve değerini ön plana çıkarıyor. Lykurgos’un yaşamı rivayetlerle örülü… Kimliği, dönemi ve hatta gerçekten yaşayıp yaşamadığı bile tartışmalı… Plutarkhos, bu belirsizliği bir eksiklik olarak değil, anlatının ahlaki gücünü artıran bir unsur olarak kullanıyor. Lykurgos’un kısa süreliğine kral olup yeğeni için tahtı bırakması, onun özverisini ve halkın güvenini kazanmasını simgeliyor. Ardından yaptığı seyahatler (Girit, Anadolu, Mısır…) farklı yönetim biçimlerini incelemesine ve Homeros’un destanlarını Sparta’ya taşımasına vesile oluyor. Bu geziler, onun yasalarının entelektüel temelini oluşturması hasebiyle önemli. Lykurgos’un Sparta’da gerçekleştirdiği köklü reformları anlatılıyor kitapta. Toprakların eşit dağıtımıyla sınıfsal farkların azaltılması, altın ve gümüş paranın kaldırılmasıyla lüksün sınırlanması, ortak sofralarla yurttaşların eşitlik içinde yaşamaya zorlanması, çocukların devlet kontrolünde sert bir eğitimden geçirilmesi ve kadınların da spor yaparak toplumsal düzenin bir parçası haline gelmesi gibi yenilikler dikkat çekici… Bu düzenlemeler, Sparta’yı diğer Yunan şehirlerinden ayıran eşitlikçi, disiplinli ve askeri ruhu güçlü bir toplum haline getirmiş… Lykurgos’un yasaları yazılı bir başvuru kaynağı değil… Törelerden oluşuyor. Bu durum da, halkın bilinçli
Lykurgos'un HayatıPlutarkhos · İş Bankası Kültür Yayınları · 2010627 okunma
7/10
·59 syf.··
2026 6. kitabı
Cengiz Bektaş, hem mimar hem de şair kimliğiyle, yurdumuzda sözcük ile mekân arasındaki bağı duyarlı biçimde kurmaya çalışan sanatçılarımızdan biri. Onun dizelerinde yalınlık, biçimsel bir tercihten çok, mimarlıkta olduğu gibi taşıyıcı unsuru görünür kılma çabasını hissettiriyor bize. Süsten uzak bir şiir anlayışı var. Bektaş’ın mimarlık disiplini, şiirine de yapısal bir düzen kazandırırmış gibi. :) Ölçü ve kafiyeye hiç takılmıyor. Şiirinin ritmi, gündelik yaşamın içinden, konuşma dilinin doğallığından yani emprovize bir şekilde gelişiyor. Betimlemeyi ve imgeleri ise bir estetik amaç olarak değil, insanın çevresiyle kurduğu doğal bir ilişki biçimi aracı olarak dozunda kullanıyor. Bu değerli sanatçımızın şiirleri için, halk şiirinin samimiyetiyle modern şiirin bilinç düzeyini bir araya getiriyor diyebiliriz. Lorca’nın ölümüne, Brecht’in sürgününe, Goya’nın karanlık tablolarına vs. göndermeler yapan dizeler var kitapta. Bu göndermeler, onun şiirini yer yer politik bir zemine taşıyor. Sanatın baskıya karşı durabileceğini, direncin de bir estetik biçim olabileceğini gösteriyor bize Cengiz Bektaş. Sayfalar ilerledikçe Bektaş’ın şiiri, bireysel duyarlılığın dışına çıkıp kolektif bir özgürlük arayışına doğru genişliyor gitgide. Akdeniz’i, insanları ve farklı düşünceleri bir araya getiren açık bir mekân olarak algılamamızı sağlıyor. İçten, kısmen politik, dikkatli, bilinçli ve sade bir sedayla sesleniyor bize Cengiz Bektaş.
Akdeniz Dört Kişiydiler Bir De BenCengiz Bektaş · Yazko Yayınları · 198124 okunma
8/10
·112 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 19:53
Diyaloglar üzerine kurulu, felsefi sorgulamalarla dolu bir eser. Metinde yer alan “Ben” ile “O” arasındaki konuşmalar, Aydınlanma devrinin çatışmalarını ve bir devrin ruhunu kavrayabilmemiz adına kıymetli bir okuma deneyimi sunuyor bize. Bu eseri ve yazılış amacını daha iyi anlamak için yalnızca metnin kendisine değil, XVIII. yüzyıl Fransa’sının siyasal ve toplumsal koşullarına da bakmamız icap eder. Aydınlanma Çağı’nın en mühim simalarından biri olan Diderot’un düşünsel dünyasının arka planını iyi analiz etmeliyiz. Mutlakiyetçi krallığın çürümüşlüğü, kilisenin baskıcı rolü, burjuvazinin yükselişi ve halkın sefalet içindeki yaşamı Diderot’un fikir yoğunlaşmalarında ciddi role sahip gerçeklikler. İşte bu tarihsel tablo, diyalogdaki “Ben” ile “O” arasındaki çatışmanın neden bu kadar canlı ve keskin olduğunu açıklıyor bize. Diderot’un kişisel hayatına baktığımızda da bu çelişkilerin izlerini görmemiz mümkün. Langres’te küçük burjuva bir ailede doğmuş, papaz olması beklenmiş ama bu yola direnerek Paris’te özgür bir düşünür olarak yaşamayı seçmiş… Maddi sıkıntılar, bohemlik, zindan günleri, Rousseau ve d’Holbach gibi çağdaşlarıyla dostlukları ve nice yaşam deneyimleri, onun düşüncelerini sürekli bir gerilim içinde beslemiş. Bu yüzden Rameau’nun Yeğeni adlı bu eser, yalnızca bir edebi taşlama değil, Diderot’un kendi hayatındaki paradoksların da bir yansıması gibi yorumlanabilir. Metnin diyalog yapısı, dönemin salon kültürünü hissettiriyor bize. Fikirlerin tartışıldığı, sanatın ve müziğin toplumsal işlevinin sorgulandığı bir ortam var. Yeğen figürü yani “O”, çıkarcılığın ve sefahatin sesi olarak, aristokrasinin çürümüşlüğünü dile getiriyor. Buna karşın “Ben” ise aklın ve ölçülülüğün sesi olarak Aydınlanma’nın ideallerini savunuyor. Bu karşıtlık, esasen ana düşüncenin
Rameau’nun YeğeniDenis Diderot · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2013292 okunma
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 13:04
Kitabı bugün şehirler arası bir yolculuk sırasında okudum. Bundan daha güzel bir yol arkadaşı olamazdı… Gerçekten şahane bir eser. Kitaptaki anlatı yalnızca bir tarih öncesi yolculuk değil, aynı zamanda insanın bilinçaltındaki atavik korkuların ve evrimsel hafızanın edebi bir yansıması gibi. London, bireyin rüyalarında beliren ırksal anılar fikrini merkeze alarak, modern insanın bilinçaltında hâlâ devinip duran ilkel korkuları ve içgüdüleri romanın dokusuna işlemiş. Bunu da tabii ki her zamanki usta yazıcılığı ile yapmış… Freud’un rüya kuramı ile Darwin’in evrim teorisinin kesiştiği bir çizgide ilerliyor anlatı. Romanın anlatıcısı, düşlerinde Pleyistosen çağında yani Buz Devri’nde yaşayan yarı-insan bir varlığın hayatını görüyor ve onun hayatını kendisi yaşıyor gibi hissediyor. Bu düşler, yalnızca fantastik bir kurgu değil, aynı zamanda insanın evrimsel geçmişinin bilinçaltında bıraktığı izlerin edebi bir yorumu olarak çıkıyor karşımıza. London burada, atavizm kavramını edebiyata taşıyor. Atavizmi, bir canlıda türün uzak geçmişinde bulunan ama zamanla kaybolmuş bir özelliğin yeniden ortaya çıkması durumu şeklinde düşünebiliriz. Bireyin rüyalarında ortaya çıkan korkular, aslında türün tarihsel deneyimlerinin, yani genetik hafızasının bir yankısı niteliğinde… Yılanlardan duyulan irrasyonel korku, yüksekten düşme hissi, vahşi hayvanların kükremesi karşısında duyulan dehşet vesaire, bunların tümü, insanın evrimsel hafızasının kalıntıları olarak çıkıyor karşımıza. Yani kitapta öyle zikrediliyor. İnanıp inanmamak konusunda hürüz tabii ki. :) Konu ve verdiği mesajlar itibariyle bugün bile gayet orijinal ve yaratıcı bir eser… Biraz da olay örgüsüne değinelim. Okumamış olanlar için sürprizleri bozabilir. Bir spoiler uyarısı atalım tam da şuraya: SPOILER! . . Romanın
Adem'den ÖnceJack London · Can Yayınları · 201426bin okunma
Reklam